18 Mayıs 2010

Roland Garros:Unutulmaz Finaller


-->1. Chris Evert vs. Martina Navratilova—1985 -->
Bayanlar tenis tarihinin hiç kuşkusuz en büyük rekabetlerinden biridir Evert-Navratilova rekabeti. 1985 Roland Garros finaline gelinirken aralarında oynanmış 64 maçta Navra’nın Evert’e karşı 33-31’lik bir üstünlüğü bulunmaktaydı.

İlk 2 seti paylaşan raketlerin final setindeki mücadelesi ise tek kelimeyle inanılmazdı. Karar setinde skor 5-5 iken Evert bir anda servisinde 0-40 geriye düştü. Mağlubiyetle burun buruna gelen Evert işte bu noktada müthiş bir geri dönüşe imza attı. Ice Maiden lakaplı tenisçi, önce kendi servisini çevirip skoru 6-5’e getirdi ve akabindeki oyunda da amansız servislere sahip Navratilova’nın servisini kırarak ezeli rakibi önünde şampiyonluk kupasını kaldırmayı başardı.
-->
2. Ivan Lendl vs. John McEnroe—1984

-->
Bu maç tenis efsaneleri arasında özel bir statüye sahiptir. Zira 3.sette skor 1-1 iken McEnroe’nun yaşadığı mental çöküş, tenis çevrelerince yıllardır hikaye kıvamında anlatılır durur.
İlk 2 seti 6-3 ve 6-2’lik setlerle kazanan McEnroe,bir sonraki seti 6–4 ile yitirir. 4.sette 4-2 öne geçip şampiyonluğa yine yaklaşan McEnroe, bu seti de 7-5 ile kaybeder ve karar setini de aynı skorla Lendl’a kaptırarak şampiyonluğa çok yaklaştığı Roland Garros’ta yine eli boş dönen taraf olur. Nitekim maç bu yönüyle 1989’daki Chang-Edberg finaline benzemektedir.
Mücadelenin gerilimi her ne kadar yüksek olsa da maç tenis anlamında yüksek bir seviyede oynanmamıştır. Ancak finalin dramatikliği,bu maçı tenis tarihinin unutulmazları arasına sokmaya yeter.
-->
3. Rafael Nadal vs. Roger Federer—2006
-->
Nadal’ın Federer’i arka arkaya 3 sene finalde yenerek oluşturduğu şampiyonluk serisinin ilk yılı belki de bu ikilinin oynadığı en çekişmeli Roland Garros finali idi.

Spor tarihinin gelmiş geçmiş en büyük rekabetlerinden birine imza atan bu ikiliyi karşı karşıya getiren 2006 yılındaki Roland Garros finaline Federer süper bir başlangıç yapıp 6-1’lik skorla ilk seti almıştı. Ne var ki Nadal da bir sonraki seti aynı skorla alarak durumu 1-1’e getirmişti. 3.seti de 6-4 ile hanesine yazdıran son şampiyon, Federer’in maçı 5.sete uzatmak için gösterdiği tüm çabalara rağmen 4.seti de tie-break ile 7–6(4)’lık skorla kazanarak ipi göğüsleyen taraf olmuştu.
-->
4. Jennifer Capriati vs. Kim Clijsters—2001
-->
Profesyonel kariyerinde 11.yılını dolduran Capriati,Suzanne Lenglen merkez kortundaki korkunç kalabalık önünde mutlu sona ulaşmak istiyordu. Rakibi Kim Clijsters’ın ise hayali bambaşkaydı. Zira eğer kazansaydı Grand Slam kazanan ilk Belçikalı olarak adını tarihe yazdıracaktı.

Maçın ilk setinde Capriati, Clijsters’a 6-1’lik setle boyun eğerek rakibinden tabiri caizse tenis dersi aldı. Ne var ki pes etmedi Birleşik Amerikalı. 2.seti 6-4 ile kazanan Capriati, büyük çekişmeye sahne olan final setini de 12-10’luk skorla hanesine yazdırarak muradına eriyordu.

Bu maçı özel kılan ne miydi? Tabii ki final setinde oynanan 22 oyun. Zira bu bir rekordur. Nitekim bu sayı Open Era’da bir tek bayanlar Grand Slam finalinin karar setinde oynanmış en fazla oyun sayısıdır.
-->
5. Martina Hingis vs. Steffi Graf—1999
-->
Ve bir drama daha…Hem de bu seferki sıradan bir drama değil izleyenlerin hatırlayacağı üzere. Maça, kupaya, şampiyonluğa yalnızca 3 puan uzaklıkta olan Hingis 2.seti 7-5’lik skorla kaybedince kendisini bir daha toparlayamadı ve final setini 6-2’lik skorla kazanan Graf, profesyonel tenis kariyerinin son Grand Slam şampiyonluğuna uzandı.

Bu maçın tenis tarihinin en büyük dramalarından biri olmasının ve belki de Hingis’in 2.setin ardından bir daha toparlanamamasının asıl sebebi ise bir pozisyon sonrası karşı korta geçip hakemle tartışan Hingis’in o andan itibaren maçın sonuna dek tribünler tarafından yuhalanması idi. TRT spikerini de hayretler içinde bırakan Hingis, maç puanı oynanırken topu oyuna ‘’underhanded’’ ile ifade edilebilecek bir servisle sokmuş ve kupa seramonisinde de gözyaşlarına hakim olamamıştı.

Maçı özetleyen ise Graf’ın şu sözüydü: ’’It was one of the craziest matches ever.I don't know what else could have happened.’’
-->
6. Gustavo Kuerten vs. Magnus Norman—2000
-->
İki oyuncunun raketinden çıkan etkili ground-strokelar, uzatılmış ralliler ve bunun sonucu olarak katlanılamaz seviyede oynanan bir tenis maçı… İşte 2000 yılında oynanan, 3 saat 44 dakika süren ve Brezilyalı Gustavo Kuerten ile İsveçli Magnus Norman’ı karşı karşıya Roland Garros finali aynen bu şekilde cereyan etti.

İlk 2 seti sırasıyla 6-2 ve 6-3’lük skorlarla hanesine yazdıran Guga, 3.sette Norman’a 2-6 ile teslim oluyordu. Ancak 4.seti tie-break ile 7-6(6) kazanan Kuerten, mutlu sona ulaşan taraf oluyordu.

Bu maçı önemli kılan iki unsur bulunmakta. İlki 4.sette Kuerten’in yararlanamadığı 10 maç puanı; 2.si ise geçtiğimiz yıla kadar Grand Slam finali oynayan son İsveçli olan Magnus Norman’ın şimdilerde ise geçen yıl bu ünvanı ele geçiren Robin Soderling’in koçluğunu yürütüyor olması.
-->
7. Monica Seles vs. Steffi Graf—1992
-->
6 Haziran 1992 tarihi, Steffi Graf’ı tenis tarihinin unutulmaz maçlarından birinde deviren Monica Seles’in üst üste 3. kez Roland Garros’u kazandığı ve kariyerinin 6.Grand Slam şampiyonluğuna ulaştığı tarih olarak kayıtlara geçecekti.

6-2 kaybettiği ilk setin tutukluğunu üzerinden atan Graf, ikinci seti 6-3 ile hanesine yazdırıyordu. Karar setinde rakibinin yakaladığı 5 maç puanı şansının tamamını bertaraf eden Graf’ın bu çabası ne var ki kupayı kazanmasına yetmiyordu ve neticede final setini 10-8’lik skorla kazanan Monica Seles ipi göğüsleyen taraf oluyordu.

2 saat 43 dakika süren bu müthiş mücadeleden galip ayrılan Yugoslav tenisçi Monica Seles, 55 yıl sonra Fransa Açık’ı üst üste 3 yıl kazanma başarısı gösteren ilk raket oluyordu. Zira bu başarıya ulaşan son raket 1935,1936 ve 1937’de kupaya uzanan Alman Hilde Sperling idi.

Final seti 91 dakika sürmüştü ve Seles 3 kez maç için servis atmıştı. Nitekim Graf,bu maça gelene kadarki süreçte kazanmış olduğu son Grand Slam olan 1991 Wimbledon finalinden bu yana ilk defa böylesine sıkı bir Grand Slam finali oynamış bulunuyordu.

Seles ise maçtan sonra yaptığı açıklamada bu maçın sadece Grand Slamlerde değil,katıldığı tüm turnuvalarda oynamış olduğu maçlar arasında en heyecanlı maç olduğunu belirtiyordu.
-->
8. Andre Agassi vs. Andrei Medvedev—1999
-->
Hiç kuşkusuz 1999 yılı underdogların yılıydı. Birleşik Amerikalı şovmen Agassi’nin finaldeki rakibi 100 numaralı seribaşı olan Ukraynalı Medvedev idi. İşi daha da inanılmaz boyuta getiren ise Ukraynalı raketin 6-1 ve 6-2 ile neticelenen ilk 2 setin ardından bir anda 2-0 öne geçmesi idi. Ne var ki 13 numaralı seribaşı Andre Agassi mucizevi bir dönüş yaparak ve aynı zamanda bir mucizeye de izin vermeyerek diğer üç seti 6-4,6-3 ve 6-4’lük skorlarla kazanıp Roland Garros’ta şampiyonluğa ulaşıyordu.

Bu sonuçla 1990 ve 1991’de Roland Garros’ta finale yükselip umduğunu bulamayan Agassi, bu turnuvayı 11.katılışında kazanarak Kariyer Grand Slam’ini tamamlamış oluyordu.
-->
9. Jim Courier vs. Andre Agassi—1991
-->
1991 yılındaki final ise iki Amerikalı ağır sıkletin boks maçını andırıyordu. İlk seti 6-3 Agassi alırken 2.set Courier’ın hanesine 6-4 ile yazıldı. 3.seti 6-2 ile Agassi alırken 4.seti Courier 6-1 ile hanesine yazdırdı. Dramatik geçen final setini 6-4’lük skorla kazanan Courier, kariyerinin ilk Grand Slam şampiyonluğuna ‘’back to back’’ yaparak ulaşmış oldu.
-->
10. Roger Federer vs. Robin Soderling—2009
-->
Bu finalin bu listede bulunmasının yegane sebebi bu finalle Federer’in muradına ermesi olacaktır elbette. Kupayı 3 yıldır finalde kaybeden Federer, geçen yıl Soderling’e karşı oynadığı final maçını 6–1, 7–6(1) ve 6–4’lük setlerle kazanarak hem Kariyer Grand Slam’ini tamamladı hem de tenis tarihinin en iyisi olduğunu Roland Garros’u da kazanarak ispatlamış oldu.

4 yorum:

SelçuK dedi ki...

tesekkuler afiyetle okudum

YUNUS DİLBER dedi ki...

Ben teşekkür ederim. :)

aliye dedi ki...

hakikaten keyifli bir yazı olmuş, teşekkürler. benim için en unutulmaz olanı hingis-graf maçı. aradan 11 yıl geçmiş, hala tüm ayrıntılarıyla hatırlıyorum o maçı. ayrıca o maçın hingis!in tenis kariyerinde çok önemli etkileri olduğunu düşünüyorum. öyle bir maçı hiç yaşamamış olmalıydı..

YUNUS DİLBER dedi ki...

Beğenmenize sevindim. :) Evet, gerçekten de o finali yaşamamalıydı. Zaten ondan sonra belini doğrultamadı.

Son olarak bir yazı daha yayınlamak istiyorum Roland Garros öncesi. Eğer nefesim yeterse akşama bitiririm. :)