
( Daha evvel bloga ara verdiğimi sizlere açıklamıştım ve sınav hazırlıklarım da hali hazırda yüksek tempoda devam etmekte. Ancak bir atletizmsever olarak son dönemlerde yaşanan olaylar hakkında düşündüklerimi edebi bir dille yazma gereği hissettim ve kendimi tutamadım. Tenis blogunda atletizmle ilgili bir yazı yazmak ne derece doğru bilmiyorum ama bir yazı için yeni bir blog açamayacağımdan ve fikir alışverişi açısından bunu uygun gördüm. Bunu hoş karşılamayanlar elbette olacaktır. Peşinen kendilerinden özür dilerim. )
Ali Sami Alkış ‘’ Atletizmde arka arkaya gelen büyük başarılar ve medyanın bunları değerlendiriş cömertliği haftaya damgasını vurdu. Demek ki başarı olunca sayfalar da şenleniyor. Neden atletizmi manşet yapmıyorsunuz diyenlere şampiyonumuz vardı da biz mi yazmadık deme zamanı. Madalya gelince manşet de geliyor. ‘’ demiş. Kendisi Türk spor medyasının önemli bir ismidir, olmasa bile bir büyüğümüzdür. O yüzden saygı duyarım. Ancak bu noktada bir itirazım olacak kendisine. Başarı gelmediği zaman atletizmi boşverip başarılar arka arkaya geldiği zaman gazete sayfalarında gururlanarak haberler yazmak iyi gün dostluğu değil midir? Yoksa ‘’ Dost kara günde belli olur. ‘’ atasözü sıradışı bir evrim geçirdi de bizim mi haberimiz yok?
Ben bir atletizmseverim. Atletizmden zevk alan her insan gibi ben de istediğim zaman internet yordamıyla istediğim habere ulaşabilirim. Benim için sorun yok da peki diğer vatandaşlar ne olacak? Sokakta ‘’ Nevin Yanıt’ı tanıyor musunuz? ‘’ diye sorulduğu zaman ‘’ Tanımıyorum. ‘’ ya da daha da korkuncu ‘’ Spor yazarı değil mi? ‘’ diyen Türk sporundan bihaber insanlar mı suçlu yoksa bu insanlara kulak aşinalığı bile yaratamayacak kadar sanal futbol faşizanlığı yapan haber kaynakları mı? Hepsini geçtim. Ya birader, sen bu sporcuları kırk yılın sırtı bir gazete manşetlerine taşıdım diye övünüyorsan tarlada gözü olmayıp harmanda yüzü olan çiftçi misali bu sporcularla gururlanma veya başarısız sonuçlar alındığında bu sporcuları eleştirme hakkını kendinde nasıl görüyorsun?
Her gün gazetelerde asparagas transfer haberleri yerine hiç olmazsa 1 sayfa amatör branşlara ayrılsa neler olabileceğini hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm, sayayım öyleyse.
-Sporu tabana yaymayı her seferinde dillendirip bunu icraata dökemeyen bir memlekette bu alanda ilk adımı atmış olursun.
-Belki Nevin Yanıt’ı spor yazarı olarak tanıyan insanların tamamına ulaşamazsın ama bu her şeyden bihaber olan güruhun içinde barındırdığı insan sayısını azaltırsın. Yani spor kültürünün oluşmasına önemli bir katkı sağlarsın.
-Ay yıldız için mücadele veren atletler medya gibi çok büyük bir gücün kendisine arkadan desteklik sağladığına inanır ve takip ediliyor olma durumu bu atletlerde sorumluluk bilincinin pekişmesini sağlar. Yani 2008 Pekin Olimpiyatlarında olduğu gibi yüz kızartıcı sonuçlar alıp da 32 dişini birden göstererek gülen veya mantık dışı açıklamalar yapan sporcular görmemiş oluruz.
Kısacası o ayırdığın 1 sayfa sana dört yıl sonra altın madalyalar olarak geri döner. Dönmese bile sen görevini yerine getir, gerisine karışma. Zaten 70 milyonu aşkın nüfusa sahip bir ülkede başarı çıtasının bundan daha yükseklerde olması gerekirken bizim bu kadar basit bir habercilik işinden şikayet ediyor olmamız gerçeği düşünüldüğünde bu halet-i ruhiyede analiz ve yoruma dayalı metinlerin yazılmasını arzu etmek uçuk bir istekten öteye geçmez. Acı ama gerçek.
Devşirme Sorunsalı
Spor medyamızda (futbol mu demeliydim?) arka arkaya gelen bu başarıların hemen akabinde artık kronik bir hale dönüşmüş gibi görünen ‘’ Devşirmelerle nereye kadar? ‘’ minvalinde yazılar yazılmaya, yorumlar yapılmaya başlandı. Bu konuda yapılmış aklı başında eleştirilere her zaman saygım var. Ama gelin görün ki bu tip konuların temcit pilavı gibi iki de bir tekrarlanmasında populizm denen lanet olası bir durum rol oynuyor.
Öncelikle gelin, bir konuda anlaşalım. Sizin o devşirme sandığınız veya devşirme diye addettiğiniz birkaç futbolcu devşirme falan değildir. Neden devşirme olmadıklarını merak ediyorsanız devşirmenin ne anlama geldiğini öğrenerek merakınızı giderebilirsiniz. Yani tutup da Elvan’la falan bunları aynı kefeye koymayın. Elvan Abeylegesse’nin başarısı, faşizanı olduğunuz futbolda olduğu gibi kazanan piyona oynamış olmanın getirmiş olduğu bir başarı değildir. Elvan’ı Elvan yapan başta Ertan Hatipoğlu olmak üzere ENKA’da çalışan birçok değerli antrenör ve ona sahip çıkan insanlardır. Yani 1999 yılından beri Türkiye’de yaşayan, burada yetişmiş, Türkiye adına yarışmış ve çok önemli başarılara imza atmış, dahası çatır çatır Türkçe konuşan bir sporcuyla Mehmet Aurelioları, bilmem neleri aynı kefeye koyuyorsanız benim size diyecek bir şeyim yok. Kaldı ki 21. yüzyılın ilk 10 yılını tamamlamakta olduğumuz şu günlerde zahmet edip başka ülkelerin sporcu kadrolarına bakarsanız orada nice Elvanlar görmeniz mümkün olacaktır.
Az evvel de belirttim. Bu konuda yapılmış, populizm katkısı içermeyen, aklı başında ve mantıksal tutarlılığı olan yorumlara saygım sonsuz. Birkaç gündür spor programlarında fark ettiğimiz üzere insanlar bizim topraklarımızda doğmuş has Türk sporcularının başarılarını daha çok sahipleniyor. Hatta belki de son günlerde aşağıda da değineceğimiz Elvan-Alemitu spekülasyonu çıkmamış olsa daha doğrusu çıkarılmamış olsa en çok Nevin’in başarısı konuşuluyor olacaktı. Doğal olanı da budur zaten. Neticede o insan senin memleketinin öz evladı. Başka ülkelerden devşirilip getirilmemiş. Tabii ki onun sevinci ve o başarının anlamı farklı olacaktır ve olmalıdır da.
Diyeceğim odur ki; Elvan ve onun gibiler de olmalı, doğma büyüme Türk olan sporcularımız da olmalı. Nedense bu kadar basit bir şeyi ifade etmek bir yığın spor yazarına oldukça meşakkatli geliyor. Aslında gelmiyordur da neyse…
Olmadı Hocam!
Ertan Hatipoğlu’nu bir atletizmsever olarak çok severim. Eurosport’ta çalışan ve bana yakında her sporu izleteceğinden ötürü bende tatlı bir telaş uyandıran Caner Eler ile olan canlı yayınlardaki yorumları, bilgisi, tecrübesi ve ‘’ Gözlüklerini çıkarıp bize güzel gözlerini gösterse keşke. ‘’ diyecek kadar nükteli cümlelerle bezenebilen üslubuyla sevilesi bir insan olduğu aşikar zaten. Ancak 5.000 metre finalinin hemen ardından yaptığı açıklamalar belki haklılık içeriyor olsa bile son derece yakışıksız ve yanlış açıklamalar. Sarf etmiş olduğu sözler ne üslup olarak ne de zamanlama olarak uygun. Bunları başka biri söylese belki aldırış etmeyiz ama bu yaşa gelmiş, bu kadar tecrübeli ve önemli bir insan olan Ertan Hatipoğlu’dan bunları duymak herkes gibi beni de ziyadesiyle üzdü.
Öncelikle herkesin 5.000 metrede gelen dublenin sevincini en yoğun olarak yaşadığı bir zamanda çıkıp da tüm sevinçleri kursaklarda bırakmak kimsenin haddine değil. Eğer gerçekten böyle bir istihbarata ulaşmışsanız, ki Ertan Hatipoğlu gibi önemli bir insanın yalan söyleyeceğine ihtimal vermiyorum, bunu açıklayacağınız zamanı ve ortamı en uygunundan seçmelisiniz. Bu tip meseleler ilkin kapalı kapılar ardından çözülmeye çalışılır. Gerekli şikayetinizi ve kaygınızı bu işin başında bulunan insanlara iletirsiniz ve gereği yapılır. Baktınız sonuç alamıyorsunuz o zaman belli bir müddet sonra bir gazeteye röportaj verirken ipin ucunu kaçırmamak kaydıyla endişenizi dile getirebilirsiniz. Ancak sayın Ertan Hatipoğlu’nun takındığı tutum kabul edilebilir gibi değil.
Ertan Hoca sadece herkesin sevincini baltalamakla kalmadı ve hali hazırda antrenörlüğünü yaptığı Alemitu Bekele’nin de şuursuzca demeçler vermesine sebebiyet verdi. Finalin ardından verdiği demeçte Elvan’dan taktik aldığını söyleyen Alemitu, bugün okuduklarımıza göre antrenörünü doğrulayan açıklamalar yapmış.
Hoş mu oldu yani? Ne gerek var bunlara Allah aşkına?
Bekleniyordu, Darısı Olimpiyatlara
Türkiye’nin Avrupa Şampiyonası’nda kazandığı bu başarılar atletizmi az çok takip eden herkesin beklediği başarılardı. Alınan 3 altın, 1 gümüş madalya ve bunun getirdiği 5.lik bir kenara, madalya alamayan sporcularımızın kırmış oldukları Türkiye rekorları ve umut vaad eden performanslar göstermiş olmaları çok önemli gelişmelerdir. Hele ki Burcu Ayhan’ın yüksek atlamada yaptıkları Türk atletizmi için çok büyük bir önem teşkil ediyor. Kısacası bu yılki Avrupa Atletizm Şampiyonası bir gerçeği gözler önüne serdi. O da elimizde birçok yetenekli sporcunun bulunduğu ve bu malzemenin en iyi şekilde yönetilmesi durumunda bu başarıların katlanarak artacağı. Bilhassa Burcu Ayhan’ın başardıkları bunun en büyük göstergesi.
Son olarak federasyon başkanı Mehmet Terzi, bu başarıların semeresi olarak yılın spor adamı olmayı hak etmiştir.
Foto:Ajansspor
0 yorum:
Yorum Gönder