6 Eylül 2011

Alman Tenisinin Yükselen İvmesi

 Sezonun son Grand Slam'inde çeyrek finallere geldik birkaç maç dışında. Turnuvanın şu ana kadarki en dikkat çekici oyuncusu bana göre 23 yaşındaki Alman tenisçi Angelique Kerber oldu. Her ne kadar A. Radwanska dışında güçlü bir rakiple karşılaşmamış olsa da sessiz sedasız geldi ve adını çeyrek finale yazdırdı solak raket. Bu başarı, aynı zamanda kendisinin Grand Slamlerde şu ana kadar elde ettiği en iyi derece oldu. Dünya klasmanında 92 numarada bulunan isimsiz bir tenisçi için gerçekten çok ama çok önemli bir muvaffakiyettir bu.

 Turnuvanın ilginç istatistiklerinden birine de Angelique Kerber'in de aralarında bulunduğu 3 Alman raket imza attı. Kerber, Petkovic ve Lisicki üçlüsü adlarını son 16'ya yazdırarak 24 yıl sonra bir ilki gerçekleştirmiş oldular. Zira bir Grand Slam turnuvasında üç Alman raketin 4. tura kalması, en son 1987'de görülmüş haber kaynaklarının verdiği bilgilere göre. Haliyle bu durum, Steffi Graf'tan sonra beklenen başarıların uzağında kalan Alman kadın tenisinin son dönemlerde alttan gelen yeni jenerasyonla birlikte ivme kazandığının bir tescili olarak çıkıveriyor karşımıza.

 90'lı yıllarda Alman kadın tenisinin en önemli isimleri olan Steffi Graf efsanesinin ve Anke Huber'in terk-i diyarlarından sonra kadınlarda bir türlü dikiş tutturamayan ve o günleri mumla aramaya başlayan Almanlar, şu sıralarda dünya tenisinin zirvesini Sabine Lisicki, Andrea Petkovic ve Julia Görges üçlüsüyle zorluyor. Belki bu üçlüye bu turnuvadan sonra Kerber de katılacak.

 Andrea Petkovic, bu yıl Wimbledon dışındaki tüm Grand Slamlerde çeyrek final oynama başarısı gösterdi ve kariyerinde ilk defa ilk 10'u gördü. Bu yıl 16 numaraya kadar yükselen Julia Görges ise dünya 1 numarası olan Wozniacki'yi bir hafta arayla iki kez mağlup etti ve Stuttgart gibi önemli bir turnuvayı kazandı. Lisicki ya da nam-ı diğer Bam Bam da bu yılın Wimbledon yarı finalisti ve 18 numaraya kadar çıkmayı başardı. Aslında burada da gayet iyi ilerliyordu; lakin Zvonareva'ya karşı hiç beklemediğim kadar etkisiz oynadı.

 Tenisin sadece oyunuyla değil karizmasıyla da sevilen yüzlerinden biri olmayı başaran Boris Becker'in eksikliğini 2002'de Tommy Haas'ın 2 numaraya kadar yükselmesiyle biraz olsun unutan Alman tenisinde aynı durum kadınlar için pek geçerli değildi. Ama görünen o ki kadın tenisinin içinde bulunduğu içler acısı duruma rağmen veya belki de bunun sayesinde Alman tenisi kadınlarda da geleceğe umutla bakıyor.

 Yazımızı bitirelim. Herkese iyi akşamlar ve iyi Amerika Açıklar dileyelim.

Hiç yorum yok: