28 Kasım 2011

'Altı' Üstü Yine Şampiyon

 Atp Dünya Turu Finalleri'nin başlamasından iki gün evvel resmi Facebook sayfasında bir hayranının sorusuna verdiği cevapta kendisi için her şeyin Londra'da başladığını söylüyordu Federer. Kendisinin de belirttiği gibi gençlerdeki ilk grand slam zaferini Wimbledon'da elde etmiş, 2001'de aynı turnuvada Pete Sampras'ı elemeyi başararak tenis dünyasına adını duyurmuş, ilk grand slamini yine Londra'da kazanmış ve son olarak da 2009 Wimbledon'da da şampiyon olup tüm zamanların en çok grand slam kazanan oyuncusu olmuştu Majesteleri. Dün bu rekorlara bir yenisi yine Londra'da eklendi. Federer, zorlu final maçını üç sette kazanmayı başararak Ivan Lendl ve Pete Sampras'ı geride bıraktı ve Ustalar Kupası'nı, 6 şampiyonlukla, en çok kazanan tenisçi olarak tarihe geçti. Aynı zamanda turnuvanın tarihteki en yaşlı şampiyonu da oldu.

 Olur ya bazen böyle afallarsınız ve içinizden ''Ne söylenebilir ki ?'' diye geçirirsiniz. O durumdayım. Zira gerçekten söylenecek sözlerin hiçbiri Federer'i anlatmaya yetmeyecek. Hep bir şeyler eksik kalacak. Beni kendisine ve bu spora aşık ettiren muhteşem oyunu ve kişiliğini anlatmaya kalktığım zaman burada kullanacağım kelimeler çok abes kaçacak ve saçma duracak diye düşünüyorum. O yüzden anlatılmaz; yaşanır Federer. Onu yaşamak da maçlarını izleyerek olur. İyisi mi Ekselansları hâlâ bu seviyede oyun oynayabiliyorken laf salatası yapmak yerine geçip ekranın karşısına o hazzı yaşamaya devam etmek. İleride bir gün çocuklarına, torunlarına Federer'le ilgili anlatabileceğin maçlara, anılara yenilerini eklemek...

 Çok klişe olacak; ama hakikatten inanılmaz şanslı atfediyorum kendimi bu adamı izleyebildiğim için. Kazandığı kupalar, kırdığı rekorlar umrumda dahi değil. Hepsinden ziyade, birçok kişinin de istediği gibi, benim de izlemek istediğim tenis onun oynadığı. Bu yüzden de sadece kırdığı rekorlar değildir onu efsane yapan. Virginia Wade'in de dediği gibi tenis oynarken izlediği yol ve oyunun kitabını baştan yazarak bu inanılmaz başarılara ulaşmış olması onu spor tarihinin en büyük isimlerinden biri yapıyor. Stefan Edberg sportmenlik ödülünü son sekiz yılda yedinci kez kazanmayı başaran Federer, tüm bunların neticesinde bir tenis elçisi. Bu oyunu sevdirmek için dünyaya gelmiş çok özel biri adeta.

 Hayatta tenis diye bir spor olduğunun farkına efsane spiker Fahri İkiler sayesinde varabilmiştik. Okul tatile girdiğinde Trt 3'te Wimbledon maçlarını seyretmenin hazzı anlatılmazdı. Hiçbir güç, beni uzandığım ve gün sonunda terden yapış yapış olacak kanepemden kaldıramazdı. 2004'te Sharapova'nın miladıyla bendeki ilgi de tavan yaptı. Şu anda tenisle ilgili ne kadar bilgi ve beceriye sahipsem hemen hepsinin müsebbibi kendisidir. En sonunda da Federer sayesinde izlediğimiz spor o zamana kadarki hâlinden çıktı ve başka bir şeye dönüştü. Bendeki ilgiyse hiç bitmeyecek bir tutkuya dönüştü ve geri dönüşü olmayan bir yola girdik. Bu blogda bir şeyler üretmeye çalışıyorsak da yegane sebebi budur.

 Her şey için teşekkürler ve yeni sezonda sonsuz başarılar Ekselansları...

2 yorum:

ebru dedi ki...

Altına imzamı atabilir miyim?
Graf, Agassi, Hingis, Henin bıraktığında salya sümük ağlamıştım. Federer bırakırsa ne yaparım bilemiyorum. Kendimden korkuyorum.

Adsız dedi ki...

klavyene sağlık, çok güzel bir yazı olmuş..