29 Ocak 2012

Mahşerin Dört Atlısı



 Sezonun ilk grand slam turnuvası olan Avustralya Açık'ın 100.sü hafta sonu oynanan final maçlarıyla son buldu. Bilhassa bayanlar kanadında son zamanlardaki birçok büyük turnuvaya oranla favori raketlerin çok daha baskın olduğu bir turnuva izlediğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Hâl böyle olunca turnuvanın ikinci haftası, tenisseverler açısından bir tenis ziyafetine dönüştü. Hikayelerin ana kahramanlarını genellikle her iki turdaki elit oyuncuların oluşturduğu turnuvada mutlu sona ulaşan isimler, Victoria Azarenka ve Novak Djokovic oldu.

 Avustralya Açık'ın bu yılki tek bayanlar finali Victoria Azarenka ile Maria Sharapova'yı karşı karşıya getirdi. Vika, kariyerinin ilk grand slam finaline Rod Laver Arena'da çıkacakken aynı deneyimi daha önce iki kez yaşayan Sharapova, geçirdiği omuz sakatlığının ardından kortlara döndükten sonraki ilk büyük zaferini kovalayacaktı. Finali önemli kılan bir başka noktaysa kazanan tenisçinin turnuvadan sonra açıklanacak yeni WTA klasmanında 1 numaraya yükselecek olmasıydı. Tüm bunlar göz önüne alındığında çekişmeli ve zevkli bir kadınlar finali için sağlam bir zemin oluşturulmuş gibiydi. Fakat ne yazık ki korttaki mücadelenin akışı, bu sağlam zeminin üstüne gerekli tuğlaları yerleştirebilecek liyakatte olmadı, olamadı.


 Finalin ilk iki oyununu kaybeden Azarenka, sonraki on üç oyunda sadece bir kez fire vererek ipi göğüsleyen taraf oldu ve sonuna kadar hak edilmiş bir şampiyonluk elde etti. Belaruslu, Melbourne Park'a gelmeden evvel Sidney turnuvasında mutlu sona ulaşmış ve otoriteler tarafından şampiyonluğun bir numaralı adayı olarak gösterilmişti. Vika da bu beklentiyi boşa çıkarmadı. Zaten ilk turlarda zorlanmak şöyle dursun, kaybettiği oyunlar sayıldı. Agnieszka Radwanska karşısında geriye düştükten sonra ikinci ve üçüncü setleri domine eden Belaruslu raket, son şampiyon Clijsters karşısında oynadığı yarı final mücadelesinin son setinde 15 dakikaya yakın süren servis oyununu kırdırdıktan sonra galip gelmeyi bilerek mental anlamda ne kadar olgunlaştığını gözler önüne seriyordu.


 Sharapova karşısında ise tenisin doğrularını yapan taraf yine kendisiydi ve dediğim gibi maçı sonuna dek hak etti. Sakatlık sonrası dönüşünün ardından bir daha asla eskisi gibi oynayamayan Sharapova, daha önceki yazılarımızda sıklıkla belirttiğimiz oyun için eksikliklerinin bileşkesi neticesinde korttan mağlubiyetle ayrıldı. Fakat mağlubiyetten ziyade ikinci seti oyun bile alamadan kaybetmiş olmasının onun en iyi tenis oynadığı turnuvalara, maçlara tanıklık etmiş tenisseverlere büyük üzüntü yaşattığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çok kuvvetli bir iç dünyaya sahip olan Sharapova, gerçek bir şampiyon olduğunu Kvitova'ya karşı kazandığı mücadelenin final setinde yine göstermiş olsa da eskisinin çok uzağında seyreden oyunu, onu bir kez daha bir grand slam zaferinden alıkoydu.


 Tek bayanlar kanadında Azarenka'nın şampiyonluğu kadar, hatta belki ondan daha fazla ses getiren bir diğer gelişmeyse Caroline Wozniacki'nin çeyrek final mücadelesi sonrası tahtını kaybetmesi oldu. Danimarkalı raket, 67 hafta zirvede kaldığı bu dönemde oldukça yoğun ve bana kalırsa bir hayli de haksız eleştirilerin muhattabı oldu. Daha önce kaleme aldığım ''Grand Slam Kazanamadan Zirveye Kurulanlar'' başlıklı yazımda da belirttiğim gibi kendisi bu konuda ne bir ilkti ne de bir son olacak. Burada eleştirilmesi gereken şey, ne puan sistemi ne de Wozniacki'nin kendisidir. 1 numara olmak, sadece grand slam kazanmakla ilişkili olsaydı Svetlana Kuznetsova'nın en iyi derecesi 2.lik olmazdı. Mesele farklı. Mesele, performansını sezon geneline yayabilen yıldız tenisçi eksikliği; ama kimse bundan bahsetmiyor. Neyse, artık grand slam kazanan biri zirvede yer aldığına göre hem kendisi hem de biz geyikten öteye gitmeyen bu muhabbetten kurtulmuş olduk.


 Turnuvanın en büyük sürprizine ise hiç kuşkusuz Ekaterina Makarova imza attı. Dördüncü tura kalan raketler arasında klasmandaki derecesi en düşük isim olan Makarova, yatağından yeni kalkıp maça çıkmış gibi bir görüntü sergileyen Serena Williams'ı 6-2 ve 6-3'lük setlerle eledi. Ne var ki Rus tenisçi, bir sonraki turda vatandaşı Sharapova'ya aynı set skorlarıyla elenerek yoluna devam edemedi. Öte yandan tek bayanlardaki en epik maç ise hiç kuşku yok ki dördüncü turdaki Kim Clijsters ile Na Li arasındaki mücadeleydi. Geçen yıl finalde karşılaşan ve puanları çok iyi kurgulayan iki raketin mücadelesinde Clijsters, 4-6 kaybettiği ilk setin ardından 2-6 geriye düştüğü ikinci setin tie-break oyununda üst üste dört maç puanını bertaraf ederek galip gelmeyi başardı; fakat bu galibiyeti, son şampiyon unvanını koruması için yeterli olmadı. Çinli Na Li ise maçtan sonra düzenlediği basın toplantısını gözyaşları içinde terk etmek zorunda kaldı.

 
 Netice itibarı ile kadın tenisindeki yeniler mevsiminin devam ettiği bir turnuva oldu Avustralya Açık. Geçen yıl Na Li ile başlayan, Kvitova ve Stosur ile devam eden seriyi Azarenka devam ettirmiş oldu. Fakat Azarenka haricindeki diğer üç ismin kazandıkları bu başarıların ardından çıktıkları ilk grand slam turnuvasında ikinci turdan öteye gidemediklerini de hatırlatmakta fayda var. Azarenka'nın bu istatistiği sürdürüp sürdürmeyeceğini ise Roland Garros'ta göreceğiz.


 Geçelim tek erkekler kanadına. Orada da Djokovic'in grand slam kazanma ve Rafael Nadal'ı yenme serisinin devam etmesine şahit olduk. Sırp raket, 5 saat 53 dakika süren ve olağanüstü bir mücadeleye sahne olan final maçını Nadal karşısında beş set sonunda kazanmayı başardı. Finalle ilgili söylenebilecek pek fazla bir şey yok. Yine bu ikili arasında oynanan ve bir hayli boğucu olan son Amerika Açık finalinin beş setlik versiyonunu izledik diyebiliriz. Maç, iki tarafa da gitti geldi. Rafael Nadal, yine mücadeleci karakteriyle ve kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı savunmasıyla ön plana çıktı ve maçın final setinde servis kırarak 4-2 öne geçti. Djokovic'in fiziksel olarak tükenmiş gibi bir görüntü sergilemesi ve momentumun Rafa'ya geçmiş olması düşünüldüğünde maç bitmiş gibi görünüyordu; fakat ikili arasında bundan önce oynanan son altı karşılaşmada olduğu gibi son sözü söyleyen yine Djokovic oldu ve Sırp raket, kariyerinin beşinci grand slam zaferini elde etti.


 Geçtiğimiz yılki Roland Garros ve Amerika Açık turnuvalarında olduğu gibi bu yılki Avustralya Açık'ta da yarı finalleri dünya klasmanının ilk dört basamağında yer alan raketler oluşturdu. Tek fark, eşleşmelerin Nadal-Federer ve Djokovic-Murray şeklinde olmasıydı. Rüya yarı final olarak adlandırılan ilk eşleşmede ezber bozulmadı. Nadal, Federer karşısında her zamanki oyununu oynadı ve tutuk bir görüntü sergilediği ilk setin ardından direksiyona geçti. İkinci sette varlık gösteremeyen Ekselansları, ilerleyen bölümde bazı şanslar yakalasa da direnci iyice artan rakibi karşısında bir türlü bitirici darbeyi vuramadı ve dört set sonunda mağlup oldu. Yarı finalin diğer ayağı ise geçen yılın finalistlerini karşı karşıya getirdi. Yeni koçu Ivan Lendl ile birlikte kariyerinin ilk büyük turnuva zaferini kovalayan Murray, setlerde 2-1 öne geçtiği mücadeleyi Djokovic'in kritik puanlardaki başarısı neticesinde kaybetti ve grand slam kazanma hayallerini bir başka bahara bıraktı.


 ATP'nin ''Kare As''ının domine ettiği tek erkekler kanadındaki en büyük hikayenin baş mimarı ise Japon raket Kei Nishikori oldu. Katar Açık'ı kazandıktan sonra Avustralya Açık'ın gizli favorileri arasındaki yerini alan Tsonga'yı beş setlik bir mücadelenin ardından devirerek çeyrek finale kalan Nishikori, 80 yıl sonra bu turnuvada adını son sekize yazdıran ilk Japon raket olarak kayıtlara geçti. Son dönemlerde kadınlar turuna Ai Sugiyama ve Kimiko Date-Krumm gibi çok önemli oyuncuları kazandıran Japon tenisi, Kei Nishikori sayesinde adını erkekler turunda da duyuracağa benziyor. Turnuva sırasında birçok tebrik mesajı aldığını belirten Nishikori'nin geçtiğimiz yıl Basel'de düzenlenen turnuvaya özel davetle katılıp yarı finalde dünya 1 numarası Novak Djokovic'i son seti 6-0 biten bir maçla elediğini hatırlatmakta fayda var.


 Son olarak ev sahibi ülkeden Lleyton Hewitt'e de bir parantez açmak gerekiyor. 2000'li yılların başında elde ettiği başarılarla Avustralya tenisinin son yıllardaki en başarılı ismi olan Hewitt, Stosur'un ilk turda veda ettiği turnuvada vatandaşlarının yüzünü kara çıkarmadı. İkinci turda eski 1 numaralardan Roddick'i,üçüncü turda da son dönemlerde adından sıklıkla söz ettiren Kanadalı genç yetenek Raonic'i eleyen Avustralyalı raket, Djokovic karşısında setlerde 2-0, üçüncü sette de 3-0 gerideyken maçı dördüncü sete taşımayı başardı ve ortaya koyduğu şampiyon karakteriyle takdir topladı.


 Bir notum da hakemlerle ilgili olacak. Turnuvada görev alan çizgi hakemlerinin iki haftalık süre boyunca felaket bir performans sergilediklerini belirtmeden edemeyeceğim. Yazımı tek erkekler finalini çok iyi özetleyen iki fotoğrafla noktalıyorum. Hoşça kalın.

 Yunus Dilber
 Spor7.com

Hiç yorum yok: