6 Ocak 2013

Avustralya Açık 2005


 Bir önceki yıl takvimdeki dört büyük turnuvanın 3’ünü kazanma başarısı gösteren Roger Federer, 2005 Avustralya Açık’a da en büyük favori olarak gelmişti. Yarı finale kadar set dahi kaybetmeyen İsviçreli, son şampiyon olarak geldiği Melbourne’de unvanını koruyacak gibi görünüyordu. Ancak evdeki hesap çarşıya uymayacaktı. Fedex’i o sene finalden ve de şampiyonluktan alıkoyan isim, bir yıl önceki finalde neredeyse hiç zorlanmadan devirdiği Marat Safin’den başkası değildi.

 Safin, o yıl Melbourne Park’a geldiğinde yıllarca Federer’i çalıştıran İsveçli Peter Lundgren’in güdümündeydi. Lundgren’in ona sağladığı en büyük katkı ise zihinsel anlamda olacaktı. Rus tenisçi, kendisini mental olarak ne kadar geliştirdiğini Ekselanslarına karşı oynadığı muazzam yarı final mücadelesini kazanarak gösteriyordu. İlk üç setin ikisini kaybeden Safin, kazandığı dördüncü setin tie-break oyununda ise maç puanı kurtarıyordu. Final setinde 5-2’yi bulan Marat, yakaladığı ilk 6 maç puanından faydalanamadıysa da 7.sinde sonuca gidiyor ve 21. yüzyılın en büyük tenis kapışmalarından birini 5-7 / 6-4 / 5-7 / 7-6(6) ve 9-7’lik setlerle kazanıp finalin yolunu tutuyordu.

 İnatçı Tatar’ın finaldeki rakibiyse ev sahibi ülkeden, seyircilerin göz bebeği olan Lleyton Hewitt’ti. Açılış setini kaybettiği maçın sonraki setlerini kazanarak şampiyonluğa ulaşan Safin, kariyerinin 2. Grand Slam şampiyonluğuna ulaşıyordu. Aynı kortta 2002 ve 2004 yıllarında oynadığı finalleri kaybeden Rus raket için beş yıllık bir aranın ardından kazanılan Grand Slam kupasının bir hayli bereketli olacağı düşünülmüştü. Ne var ki bu kupa, son derece şahsına münhasır bir raket işçisi olan Safin’in ellerinde yükselen son şampiyonluk kupası olacaktı.

 Bayanlar kanadında ise birçok önemli yıldızın eksikliğiyle başlıyordu o yılki Avustralya Açık. Zira önceki sene finalde karşılaşan Justine Henin ile Kim Clijsters sakat olmaları hasebiyle uzak kıtadaki tenis festivalinde yerlerini alamamışlardı. İki yıl öncesinin şampiyonu Serena Williams, turnuvanın 1 numaralı seri başı ismi Lindsay Davenport ve 17 yaşında kazandığı Venus-Rosewater Dish’i sindirmeye çalışan çiçeği burnunda güzel Maria Sharapova, şampiyonluk için öne çıkan isimlerdi. Nitekim üç raket de adını son dörde yazdırdı ve beklentiler boşa çıkmamış oldu.

 Yarı final maçlarının en merakla bekleneni, Serena Williams ile Maria Sharapova’yı karşılaştırıyordu. Önceki sezon tecrübeli rakibinin elinden Wimbledon’ı ve Sezon Sonu Şampiyonası’nı alan Maria, ilk setini 6-2’yle kazanarak hızlı girdiği mücadelenin final setinde üç maç puanından yararlanamayarak dramatik bir şekilde eleniyordu. 2003’teki şampiyonluğunda da aynı turda Clijsters engelini iki maç puanı çevirdikten sonra aşabilen Serena için bu durum artık klasikleşiyor, Birleşik Amerikalı raket adını finale yazdırıyordu.

 Küçük Williams’ın finaldeki rakibiyse vatandaşı Lindsay Davenport olmuştu. Rakibini 2-6 / 6-3 ve 6-0’la deviren Serena, kariyerinin yedinci Slam zaferine ulaşırken Davenport’un Williams çilesi yine bitmiyordu. 2000 yılında kazandığı Avustralya Açık’ın ardından oynadığı tüm Grand Slam finallerinde Williams Ailesi ile karşılaşan Davenport, bu finallerin hepsinden boynu bükük ayrılıyordu. Bununla birlikte kendisi için daha acı bir yenilgi, senenin devamında yine bir Williams’tan, bu sefer Wimbledon finalinde gelecekti.

Hiç yorum yok: