7 Ocak 2013

Avustralya Açık 2006


 Avustralya Açık’ın 2006 ayağı, daha başlamadan sönük geçmeye aday bir turnuvaydı. Tek erkeklerde son şampiyon Marat Safin’in, Rafael Nadal’ın ve o yılın sonlarına doğru emekliliğini açıklayacak olan Andre Agassi’nin sakatlıkları nedeniyle yer alamadıkları turnuvada Maria Sharapova ve Kim Clijsters’ın da yarışamama ihtimali organizatörleri bir hayli tedirgin etmişti. Neyse ki iki büyük yıldız, fiziksel anlamda tam hazır olmamalarına rağmen turnuvaya katılmış ve katılmakla da kalmayıp adlarını son dörde yazdırmıştı.

 O yılki turnuvanın kadınlar tenisi için ayrı bir anlamı daha vardı. Zira Melbourne’de 1997 ile 2002 yılları arasında üst üste 6 kez final oynama başarısı gösteren Martina Hingis, ana tabloya özel davetle dahil olmuştu. 2002 Amerika Açık’tan sonra ilk kez bir Grand Slam turnuvasında boy gösteren Hingis, buna rağmen çeyrek finale kadar ilerliyor ancak Kim Clijsters’a karşı üç sette boyun eğiyordu.  Aynı Clijsters, bir sonraki turda Amelié Mauresmo’yla oynadığı maçın final setinde mücadeleden çekilecek, diğer yarı finalde de Henin, Sharapova’yı eleyince tek kadınlar finalinin adı konmuş olacaktı.

 7 yıllık aranın ardından ilk kez bir büyük turnuvada finale yükselen Mauresmo, açılış setini 6-1 kazanmış, ikinci sette de 2-0 öndeyken bu kez de Henin maçtan çekildiğini açıklayacak ve Fransız raket, hiç istemeyeceği bir şekilde de olsa Melbourne Park’ta kariyerinin ilk majör şampiyonluğunu ilan edecekti. Öte yandan yarım bırakmak zorunda kaldığı bu mücadele, Juju’nun o sezonki ilk final mağlubiyeti değildi. Belçikalı virtüöz, o yıl tüm Grand Slamlerde final oynayacak fakat yalnızca Roland Garros’ta gülebilecekti.

 Erkekler kanadında ise şampiyonluk mücadelesi, olağan şüphelilerden biriyle hiç kimsenin beklemediği bir isim arasında cereyan edecekti. Güney Kıbrıslı Marcos Baghdatis, o yıl Avustralya’da yaptıklarıyla ülkesinin var olduğu şüpheli tenis tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ismi olacaktı. Roddick, Ljubicic ve Nalbandian gibi önemli isimleri bir hayli çetin geçen müsabakaların ardından deviren Baghdatis, seri başı olarak yer almadığı turnuvada adını finale yazdıracaktı. Şampiyonluk maçındaki rakibiyse en büyük olağan şüpheli olan Roger Federer’di.

 O yıl finale kadar beklenenin aksine bir hayli zorlu maçlar çıkaran Ekselansları, finalde de ilk seti kaybetmesine rağmen tecrübesi ve oyun zekası sayesinde rakibinin üstesinden gelecek ve 5-7 / 7-5 / 6-0 ve 6-2’lik setlerle kariyerinin 7. Grand Slam şampiyonluğunu elde edecekti. Bu mücadeleden akıllarda kalan başka bir detaysa Federer’in kupa seremonisinde efsanevi tenisçi Rod Laver’ın elinden kupayı alırken gözyaşlarına boğulmasıydı. Zaten onu bu sporun efsanesi yapan noktalardan biri de olanca duygusallığına rağmen kortta sükûnetini koruması değil miydi ?

 Tenis dünyası Federer’in inanılmaz başarılarını konuşurken yerel medyada ise bazı cevvallerin (!) derdi başkaydı. İsviçrelinin tenisçiliğini sorgulayan komik gülüşlü adam, buna dayanak olarak da Baghdatis’in iki kat daha fazla mesafe koşmasını gösteriyor ve şuurdan ne kadar yoksun bir varlık olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu. Fularlı beyimiz var gücüyle saçmalayadursun, aradan geçen zamanda Federer, zaten bu spordan biraz olsun anlayan herkesin malumu olan tarihin en iyi tenisçisi olduğu gerçeğini kazandığı kupalar ve kırdığı rekorlarla resmiyete dökecekti.

Hiç yorum yok: