9 Ocak 2013

Avustralya Açık 2008


 Teniste sezonun ilk Grand Slam turnuvası olan Avustralya Açık, 2008 yılından itibaren yeni bir zeminde düzenlenmeye başlamıştı. Yüksek sıcaklıktan çabuk etkilenen ve bu nedenle maç esnasında sakatlanmalara neden olan Rebound Ace tipi zemin kaldırılmış, yerine mavi sert kortlar getirilmişti. Söz konusu değişiklik hakkında hem müspet hem de menfi birçok yorum yapılmıştı. Bazıları oyuncuların sağlığı açısından bu değişimi yararlı bulurken bazıları da Melbourne Park'ın Arthur Ashe'ten farkı kalmadığını düşünüyordu.

 Zemin tartışmalarının gölgesinde başlayan o yılki turnuvaya damgasını vuran isimse hiç kuşkusuz Maria Sharapova'ydı. Bir önceki seneyi Madrid'deki Sezon Sonu Turnuvası'nda final oynayarak kapatan Maria, Melbourne'de de rüzgarı arkasına almış bir şekilde dolu dizgin ilerliyordu. Çeyrek finaldeki rakibi, o müthiş finalde yenildiği Justine Henin'den başkası değildi. Belçikalıyı 6-4 / 6-0'la korttan silen Maria, yarı finalde de Jelena Jankovic'i 6-3 / 6-1'le dağıttığında dünyanın 1 ve 3 numarasına iki maçta dörder oyun bırakarak finale yükseliyordu.

 Bir önceki yıl ağır bir final yenilgisi aldığı Rod Laver Arena'ya bu sefer şampiyonluk parolasıyla çıkan Rus tenisçi, karşısında Sırp Ana Ivanovic'i bulmuştu. Güzelliğiyle Maria'nın tahtını sallaması beklenen Ivanovic de o gün Sharapova'ya karşı koyamamış ve Rus raket 7-5 / 6-3'lük setlerle henüz 20 yaşındayken kariyerinin üçüncü Grand Slam kupasını kaldırmıştı. Peki bu zaferi mühim kılan diğer nokta neydi ? Evet, bildiniz. Rus raket, şampiyonluk yolunda tek set dahi kaybetmemişti !

 Erkeklerde ise gözler yine Roger Federer'in üstündeydi ama İsviçreli yaşayan efsane, henüz üçüncü turda az kalsın eleniyordu. Yükselişte olan Sırp tenisinin önemli isimleri arasında yer alan Janko Tipsarevic karşısında setlerde 2-1 geriye düşen Federer, 10-8'lik final setiyle adını dördüncü tura yazdırdığında deyim yerindeyse ömründen ömür gitmişti. O sıralar mononükleoz denen bir illetle de boğuşmakta olan Ekselansları, güven vermeyen performansına rağmen adını bir şekilde yarı finale yazdırmıştı ancak daha ilerisine müsaade etmeyen isim Novak Djokovic olacaktı.

 Bir önceki yıl Amerika Açık finalinde oldukça yakın geçen bir maçın ardından yenildiği Federer'i Melbourne'deki yarı finalde alt eden Nole, İsviçre çikolatasının inanılmaz bir serisine de son vermişti. Maestro, yarı finalde elendiği 2005 Roland Garros'un ardından ilk defa bir Grand Slam turnuvasında finale yükselememişti. Üstelik onun yer almadığı finalde Rafael Nadal da olmayacaktı. Pankreasçıyı andıran görüntüsüyle Rafa'yı üç sette korttan silen Jo-Wilfried Tsonga, Melbourne Park'taki tek erkekler finalinin diğer tarafındaydı.

 Daha sonraları şarkıcılığa yönelen Yannick Noah'ın 1983'teki Fransa Açık zaferinden bu yana tek erkeklerde bir majör turnuva şampiyonluğu göremeyen Fransızlar, Jo-Willy'nin ilk seti kazanmasıyla ümitlenmişlerdi. Ancak Djokovic'in üst düzey performansı, onları rüyadan uyandıracak, 4-6 / 6-4 / 6-3 ve 7-6(2)'lık setler kupayı Belgrad'a taşıyacaktı. Erkekler tenisinin genç yeteneği, artık bir Grand Slam kazanan ilk Sırp raketti. Hem de bunu iki haftalık maratonda yalnızca 1 set kaybederek başarmıştı.

 Turnuvanın 2008 ayağındaki en unutulmaz maçlarından biri de üçüncü turdaki Andy Roddick-Philipp Kohlschreiber eşleşmesinden çıkmıştı. Kazanılan sayıların yarısından fazlasının puan vuruşlarıyla alındığı mücadelede iki tenisçi, tam anlamıyla görsel bir ziyafet sunmuştu.

Hiç yorum yok: