11 Ocak 2013

Avustralya Açık 2010


 Bir önceki yıl kadın tenisinin dibi gördüğü turnuva olarak kayıtlara geçen Avustralya Açık, 2010 yılında bir tenis virtüözünün geri dönüşüne sahne olmuştu. Belçikalı raket sanatçısı Justine Henin, evvelki sezon Federer'in ulaştığı Roland Garros şampiyonluğundan etkilenmiş olacak ki kariyerindeki tek eksik parça olan Wimbledon kupasını kazanma aşkıyla kortlara geri döndüğünü açıklamıştı. Bu kararı almakta kendisinden daha çabuk davranan ve dönüşünden sonra katıldığı ilk Grand Slam turnuvası olan Amerika Açık'ı kazanarak tarih yazan Kim Clijsters'ın da varlığı düşünüldüğünde tek kadınlar kupası bu kez aslanın ağzında gibiydi.

 Melbourne Park'a son şampiyon unvanını korumak için gelen Serena Williams, 1 numaralı seri başı olarak yer aldığı turnuvada ilk dört turu güle oynaya geçmişti ama çeyrek finalde karşısına dikilen Victoria Azarenka, Birleşik Amerikalıyı bir önceki yıl yaptığı gibi hulyalardan uyandırıp kabuslara sokacaktı. Yakın geçen ilk seti hanesine yazdırmayı başaran Belaruslu, ikinci sette de 4-0 öne geçtiğinde maç bitmiş gibiydi. Ancak Williamsların küçüğü, sembolik geri dönüşlerinden birine daha imza atarak mücadeleyi üç sette kazanacak ve Na Li'yi de eleyip adını finale yazdıracaktı.

 Tek kadınlar ana tablosunun alt kısmında ise vatandaşı Clijsters'ın izinden emin adımlarla yürümekte olan bir Justine Henin vardı. Uzak kıtadaki tenis festivaline özel davetle katılan ve bu nedenle pek de iyi bir kura çekemeyen Juju, buna rağmen gösterdiği müthiş performansla zorlu engelleri bir bir aşarak finale yürüyordu. Belçikalı yıldız, oynadığı maçlarda iki yıla yakın bir araya rağmen klasından hiçbir şey kaybetmediğini gösteriyor ve biz tenis dilencilerine olağanüstü bir temaşa zevki sunuyordu.

 Birbirine tamamı ile zıt iki tenis karakterini buluşturan final mücadelesinde ise gülen taraf estetik değil, güç oluyordu. Final setine giden şampiyonluk müsabakasını 6-4 / 3-6 ve 6-2'yle kazanan Serena Williams, açık dönemde bu turnuvayı 5 kez kazanan ilk kadın tenisçi olarak da tenis tarihindeki yerini alıyordu. Yaptığı müthiş geri dönüşü, sansasyonel bir başarıyla taçlandıramayan Henin ise sezonun devamında ağır bir sakatlık geçirecek ve hedeflediği hiçbir başarıya ulaşamadan ertesi sezon tenis kariyerini ikinci defa, bu sefer geri dönüşü olmayacak şekilde noktalayacaktı.

 Erkekler kanadında ise dünya sıralamasının zirvesindeki yerini
2009 yılında şanına yakışır bir şekilde geri alan Roger Federer, turnuvanın en büyük favorisi konumundaydı. Bununla birlikte Ekselanslarının kurası kolay sayılacak cinsten değildi. Henüz ilk turda Andreev önünde zorlu bir maç çıkaran İsviçreli, mücadeleyi dört sette de olsa kazanmıştı fakat onu en çok zorlayacak eşleşme çeyrek finaldeydi. Bir önceki sezonu Ustalar Kupası'nı kazanarak kapatan Nikolay Davydenko, formunun zirvesinde görünüyordu. İlk seti kaybedip ikinci sette de 3-1 geriye düştüğü mücadelede 13 oyun üst üste kazanarak maçı çeviren Fedex, adeta şapkadan tavşan çıkarmış, yarı finalde de Tsonga'yı korttan silerek finale yükselmişti.

 Maestro'nun finaldeki rakibiyse çeyrekte Nadal'ı eleyen Andy Murray olmuştu. Kariyerinin ilk büyük turnuva zaferini arayan ve o maça gelene kadar da yalnızca bir set kaybetmiş olan rakibi önünde oynadığı oyunla adeta şiir yazan İsviçre çikolatası, 6-3 / 6-4 ve 7-6(11)'le kariyerinin 16. Grand Slam şampiyonluğunu kazanıyor, dahası ağlayarak veda ettiği Rod Laver Arena'dan bu kez elinde şampiyonluk kupasıyla ayrılıyordu. Kupa seremonisinde Murray'nin söyledikleri ise zaten her şeyi anlatıyordu: " Federer gibi ağlayabilirim ama asla onun gibi tenis oynayamam. "

 Avustralya Açık'ın o yılki ayağının biz Türkler açısından da ayrı bir önemi vardı. Ana tabloya şanslı kaybeden olarak son anda dahil olan Marsel İlhan, ilk turda da Sébastien Grosjean'ı elemiş ve Şilili ünlü tenisçi Fernando Gonzalez'in rakibi olmuştu. Mücadeleyi üç sette kaybeden İlhan, başardıklarıyla yine yüzümüzü güldürürken üzerine vazife olmayan her konuda konuşmayı şiar olarak benimseyen bazı sözüm ona gazeteciler ise yine yapacaklarını yapmış ve Türk tenisseverler hakkında asılsız ithamlarda bulunarak milli tenisçimizin başarısını gölgelemeye çalışmışlardı.

Hiç yorum yok: