12 Ocak 2013

Avustralya Açık 2011


 Avustralya Açık'ın 2011 ayağı, tek kadınlarda büyük bir eksiklikle başlıyordu. Bir önceki sezon geçirdiği esrarengiz sakatlık nedeniyle kortlardan uzunca bir süre uzakta kalan Serena Williams, Melbourne Park'taki turnuvadan da çekildiğini açıklamıştı. Son iki yılın şampiyonunun yer almadığı kadınlar ana tablosunun 1 numaralı seri başı ismi ise Grand Slam kazanamadan zirveye kurulanlar akımının son temsilcisi konumundaki Caroline Wozniacki'den başkası değildi. Bizler acaba Caro, sezonun ilk büyük turnuvasını müzesine götürüp bu eksiğini de erkenden kapatır mı diye düşünürken Danimarkalı güzel, iki hafta boyunca oynadığı tenisle tüm tenisseverlerin içini bayacaktı.

 Estetikten ve temaşa zevkinden son derece uzak bir oyunla kortlarda boy gösteren Wozniacki'nin bir de o turnuvada tam formunda olamayışı, doğrusu kendisini hiç çekilmez kılmıştı. İşin daha enteresan tarafı ise bu kadar kötü tenis oynayan birinin yarı finale kadar yükselmesi, hatta finali de ucundan kaçırmış olmasıydı. Zirvede olmasının kendisine sağladığı kura avantajını çok iyi değerlendiren Wozniacki, şansının da yardımıyla yükseldiği yarı finalde Na Li karşısında da ilk seti hanesine yazdırıyor fakat maç puanı kaçırdığı ikinci seti yitirince korttan boynu bükük ayrılan taraf oluyordu. Li, bu zaferiyle sadece bir tenis işkencesine son vermiyor, aynı zamanda bir Grand Slam turnuvasında adını finale yazdıran ilk Asyalı raket olarak da tarihteki yerini alıyordu.

 Tek kadınlar ana tablosunun alt tarafında ise gümbür gümbür gelen bir Kim Clijsters vardı. Bir önceki yılı Amerika Açık ve Sezon Sonu Şampiyonası zaferleriyle tamamlayan formunun zirvesindeki Belçikalı, set dahi kaybetmeden finale yükseliyor, bu seviyedeki bir turnuvada ilk finalini oynamakta olan Na Li'yi de 3-6 / 6-3 ve 6-3'le devirip tekler kariyerinin 4. majör kupasını kucaklıyordu. Daha önceki üç büyük turnuva zaferine de Amerika Açık'ta ulaşan Kim, bu yöndeki eleştirilere de elde ettiği bu şampiyonlukla gerekli cevabı veriyordu.

 Erkekler kanadına geçildiğindeyse akıllarda tek bir soru vardı: Acaba " Rafa Slam " gerçekleşecek miydi ? Bir önceki yıl Roland Garros, Wimbledon ve Amerika Açık'ı kazanan ve yeniden dünya sıralamasının zirvesine yerleşen Rafael Nadal, o yıl Melbourne'e üst üste dördüncü büyük turnuvasını kazanabilmek için gelmişti. Ne var ki İspanyol raketi bu rüyadan vatandaşı David Ferrer uyandıracaktı. Çeyrek finalde karşı karşıya geldiği rakibi karşısında kusursuza yakın bir performans sergileyen " Gölge Adam ", 6-4 / 6-2 / 6-3'le adını yarı finale yazdıracaktı. Onu yarı finalde eleyen Andy Murray ise kariyerinin üçüncü Grand Slam finaline yükselecekti.

 Ana tablonun en alt tarafında konuşlanan Roger Federer ise henüz ikinci turda elenme tehlikesi atlatmıştı. Gilles Simon karşısında rahat götürdüğü maçın 2-0'dan 2-2'ye gelmesine engel olamayan İsviçreli, beşinci sette de olsa kabustan uyanacaktı. Daha sonrasında ise adet yerini bulacak ve Ekselansları son sekiz yılda yaptığı gibi yine yarı finalin yolunu tutacaktı. Ancak onu durduran isim, işte tam da bu turda Novak Djokovic oluyordu. Turnuva başladığından bu yana müthiş bir performans sergileyen Sırp tenisçi, Maestro'ya set vermiyor ve uzak kıtadaki tenis festivalinde şampiyonluk maçı için yerini ayırtıyordu.

 Djokovic ile Murray'i buluşturan Avustralya Açık 2011 finali, aynı zamanda 2008'den bu yana ne Federer'in ne de Nadal'ın yer alabildiği ilk Grand Slam finaliydi. Kariyerinin ilk majör şampiyonluğunu kovalayan Murray, Nole karşısında oldukça pasif bir görüntü çiziyor ve üçüncü denemesinde de set alamadan ikincilik tepsisiyle yetiniyordu. Üç yıl aradan sonra yine Melbourne'de tahta çıkan Djoker içinse o sezon rüya gibi geçecekti. Yıla şampiyonlukla başlayan Sırp raketin bileği, Roland Garros yarı finaline kadar bükülemeyecekti !

Hiç yorum yok: