4 Ocak 2013

Avustralya Açık 2003


  
 Tenis sezonunun ilk büyük turnuvası olan Avustralya Açık, 2003 yılında 91. kez düzenleniyordu. Melbourne Park’taki turnuvanın o yılki ayağına damgasını vuran isimlerse Williams Kardeşler ile Andre Agassi’den başkası değildi.

 2000’li yılların başlarında Serena ile Venus Williams kardeşler, tenis dünyasına damgalarını vurmuşlardı. Büyük turnuvalara ambargo koyan Williamslar, 2002 yılında sırasıyla Roland Garros, Wimbledon ve Amerika Açık’ta finalde karşılaşmışlar ve bu mücadelelerin hepsi küçük kardeş Serena’nın üstünlüğüyle sonuçlanmıştı. Williamslar, 2003’ün ilk Grand Slam turnuvasına da formda gelmişlerdi. Zira dünya sıralamasına bakıldığında kardeş birinci, abla ise ikinci sıradaydı.

 Ana tablonun en tepesinde konuşlanan Serena, henüz ilk turda büyük bir tehlike atlatıyordu. Fransız Émilie Loit karşısında ilk seti kaybeden ve elenmenin kıyısından dönen Williamsların küçüğü, mücadeleden 3-6, 7-6(5) ve 7-5’le galip ayrılabiliyordu. Yarı finale kadar görece rahat maçlar çıkaran Serena’nın final arefesindeki rakibiyse Belçikalı Kim Clijsters’tı. Karşılıklı kazanılan ilk iki setin ardından Clijsters, hakimiyeti eline almış ve final setinde de 5-2’yi bulmuştu. Ancak Serena bu noktadan, üstelik 2 maç puanını da bertaraf ederek geri dönmeyi biliyor ve son beş oyunun tamamını kazanarak adını finale yazdırıyordu.

 Serena’nın finaldeki rakibiyse son üç Grand Slam turnuvasında olduğu gibi yine ablası Venus’tü. Abla Williams, finale gelene kadar set dahi kaybetmemiş ve yarı finalde de Clijsters’ın vatandaşı ve çocukluk arkadaşı Henin’i dize getirmişti. İki kardeşin mücadelesinden gülerek ayrılan taraf ise yine Serena oluyordu. Serena, böylece üst üste 4 büyük turnuvayı kazanarak Serena Slam’i tamamlıyor ve bunların hepsinde ablası Venus’ü yeniyordu. Finale gelene kadar oldukça meşakkatli yollardan geçen Serena, ilerleyen yıllarda bunu bir ritüel hâline getirecekti. Zira bu, Birleşik Amerikalının Melbourne’deki henüz ilk zaferiydi.

 Avustralya Açık 2003, aynı zamanda, tenis tarihinin o güne kadar gördüğü en büyük oyuncu olan Pete Sampras’ın terkidiyarının ardından düzenlenen ilk Grand Slam turnuvasıydı. Birleşik Amerikalı efsane, bir önceki yaz Amerika Açık’ı kazanmış ve tenis kariyerini de noktaladığını açıklamıştı. Ancak kariyerinde büyük bir rekabet içerisine girdiği vatandaşı Andre Agassi’nin yakın zaman için emeklilik gibi bir planı yoktu. Nitekim Agassi, o yıl Melbourne Park’ta dominasyon denen kavramın adeta kitabını yazmıştı.

 Ev sahibi ülkeden Lleyton Hewitt’in arkasında 2 numaralı seri başı olarak katıldığı turnuvada Agassi, yalnızca üçüncü turda Nicolas Escudé’ye karşı set kaybı yaşıyordu. Çeyrek finalde Sébastien Grosjean’ı 6-3 / 6-2 / 6-2, yarı finalde Wayne Ferreira’yı 6-2 / 6-2 / 6-3’le geçen Agassi, finalde ise sürpriz finalist Rainer Schüttler’e yalnızca beş oyun bırakıyor ve kariyerinin 8. ve son Grand Slam turnuvasını kazanıyordu.

 Öte yandan yine erkekler ana tablosunda uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir maç daha oynanmıştı. Andy Roddick ile 31 yaşındaki Faslı raket Younes El Aynaoui’yi karşı karşıya getiren çeyrek final maçı, epik bir mücadeleye sahne oluyordu. Karşılıklı kazanılan ikişer setin ardından müsabakanın galibini tayin edecek olan final seti, tam 2 saat 23 dakika sürüyor ve gülen taraf 21-19’la ABD’li genç yetenek Roddick oluyordu. Üstelik A-Rod, o final setinin onuncu oyununda bir de maç puanı çevirmişti. Müthiş maçın ardından yaptığı konuşmada  " Neredeyse 5 saattir orada ve hâlâ ayakta. Bu çok etkileyici. Ben 31 yaşıma geldiğimde bunu yapabileceğimi zannetmiyorum. " diyen Roddick, dediğini yapacak ve 2012’de aktif tenis yaşamına nokta koyacaktı.

 Sonuç olarak Melbourne gibi sıcaklığın pirometrelerle ölçülebileceği bir yerde iki hafta boyunca oynanan maçlar neticesinde hem Serena Slam hem de Agassi’nin Grand Slam koleksiyonu tamamlanmıştı. Bir dolu hikayesi olan diğer maçlar da cabasıydı.

Hiç yorum yok: