12 Ağustos 2016

Fecaat


 Açıkçası sade bir tenissever olarak bugüne dek hep desteklediğim, saygı duyduğum bir sporcuydu Marsel İlhan. Zaten aksi de pek mümkün değil gibi geliyor bana. Zira bu memlekette yaşayıp tenisle ilgileniyorsanız bu adama ve başardıklarına nasıl sempati duymayacaksınız ki? Ne var ki işin biraz içine girip yeni şeyler öğrendikçe insanlar hakkındaki fikirleriniz değişebiliyor. Benim Marsel konusunda yaşadığım eksen kaymasının altında da aslında bu gerçek yatıyor.
 
 İsterseniz Marsel’in son dönemlerdeki fecaat performansından başlayalım anlatmaya. Son 12 maçta elde ettiği galibiyet sayısı yalnızca 1 olan milli tenisçi, katıldığı son 11 turnuvanın tamamına ilk turda veda etti. Her elenişinin ardından da “trending topic” oldu, sosyal medyada artık hemen herkesin alay ettiği bir isim haline geldi. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki popüler mizah sitesi Zaytung bile kendisiyle ilgili haber yazdı. Kısacası Marsel, kendisini rezil etti.

 Kendisini rezil etti diyorum çünkü Marsel, bir süredir amiyane tabirle laf olsun diye tenis oynuyor bana kalırsa. Profesyonellikle arasının alerji boyutunda olduğunu öğrendiğim Marsel’in uzun bir süredir antrenörü de yok. Ancak mühim olan burası da değil. Geçtiğimiz yıl kendisini adeta küllerinden doğuran koçuyla- son derece kibarlaştırılmış bir ifadeyle- “antrenman temposunu yoğun bulduğu için” yollarını ayıran bir sporcu duruyor karşımızda!

 Marsel için şu anda teniste başarılı olmasını sağlayacak hiçbir motivasyon kaynağı yok gibi görünüyor. Yukarıda da belirttiğim gibi profesyonellik kavramının çok uzağında geziniyor, mesai saatlerinden hoşlanmıyor. İşin kötüsü, federasyonun sporcusu olduğu için turnuvalardan kazandığı para da kendisine kalıyor. Sakın yanlış anlaşılmasın, kazandığı parada gözüm yok elbette. Bilakis Allah daha çok versin. Fakat demem o ki para dahi motivasyon sağlayacak bir unsur değil kendisi için.

 Son tahlilde Türk tenisi açısından son derece sıkıntılı bir tabloyla karşı karşıyayız. Hal böyleyken Marsel nasıl toparlanır ya da toparlanabilir mi, bilmiyorum. Biz Türk tenisseverler olarak kendisinin hep iyi yerlerde olmasını arzu ederiz fakat bunun için önce kendisinin istemesi gerekiyor. Peki o ne kadar istiyor, işte orası büyük bir soru işareti. 

Hiç yorum yok: