25 Şubat 2026

Zeynep Sönmez'in Turnuva Seçimleri

 Zeynep Sönmez'in turnuva tercihleri, kendisinin Abu Dabi, Doha ve Dubai'de aldığı ilk tur yenilgilerinin ardından bir kez daha tartışmaya açıldı. Bir kısım tenissever ve basın mensubu, milli tenisçinin 1000 puanlık turnuvalar yerine daha alt seviyelerde yarışması gerektiğini savundu. Ne var ki bu tavsiye, tenisin gerçekleriyle bağdaşmıyor.

 Evvela şunu belirtmek gerekir ki tenisçiler, katılacakları turnuvaları alelade bir şekilde değil, kendi ekipleriyle yaptıkları sezon planlamasına göre seçerler. Bu seçim sırasında turnuvaların seviyelerinden coğrafi konumlarına kadar pek çok kriter göz önünde bulundurulur. Dolayısıyla Zeynep'in turnuva takvimi hakkında hakkaniyetli bir yorum yapabilmek için söz konusu detaylara vakıf olmak gerekir.

 Öte yandan teniste turnuvaların seviyeleriyle dağıttıkları para ödülleri doğru orantılıdır. Hâl böyleyken Zeynep'in önceliğini yüksek profilli turnuvalara vermesinin yadırganacak bir tarafı yok. Çünkü kendisi, her şeyden önce bir profesyonel ve dünya sıralamasındaki yeri itibarı ile maddi kaygıyı en çok hisseden tenisçiler arasında.

 Milli tenisçimize puan değeri 500 veya daha az olan turnuvalarda oynamasını salık verenlerin atladıkları bir gerçek daha var. Kadınlar Tenis Birliği WTA, sıralama puanlarını hesaplarken söz konusu turnuvalarla birlikte erkekler turunda karşılığı olmayan iki adet 1000'lik turnuvada elde edilmiş en iyi yedi sonucu dikkate alıyor. Yani yılda 10 tane 500'lük turnuva oynadığınızda bunların en iyi ihtimalle üçünden puan kazanamıyorsunuz.

 Zeynep, pek tabii ki eleştiriden muaf bir sporcu değil. Fakat bu topraklarda eleştiri çoğu zaman hadsizlik boyutuna varıyor. İnsanlar, Zeynep için uçuk kaçık hedefler belirliyor, bunlar gerçekleşmeyince de ondan hesap sormaya kalkıyor. Oyuncumuz medyada biraz görünür olsa onu işine odaklanmamakla suçluyor. Hatta bazıları işi iyice abartıp kendisine antrenman tüyoları veriyor. Tüm bu densizlikler Zeynep'i aşağı çekmekten başka bir şeye yaramıyor.

10 Şubat 2026

Dinara Safina'ya Ne Olmuştu?

 Rusların kadın tenisine damga vurdukları 2000'li yıllardaki en önemli yıldızlarından biri de Dinara Safina'ydı. Erkek tenisinin fenomen isimlerinden Marat Safin'in kız kardeşi olan Safina, kariyeri boyunca 12 tekler kupası kaldırdı, üç kez Grand Slam finali oynadı ve dünya 1 numarası oldu. Ne var ki bu başarılı kariyer, hiç kimsenin beklemediği bir şekilde sonlandı.

 Safina, Ağustos 2011'de sırtındaki kronik sakatlıktan ötürü sezonu kapattığını duyurdu. Aradan aylar, hatta yıllar geçmesine rağmen kortlara bir türlü dönemeyen Rus tenisçi 2014 yılında ise malumu ilam ederek emekliye ayrıldığını açıkladı. Kahramanımız, kariyerinin son maçını oynadığında henüz 25 yaşındaydı.

 Kaşla göz arasında sırra kadem basan Safina tenise erken veda etmesinin ardındaki gerçekleri yıllar sonra verdiği bir röportajda anlattı. Tennis.com'a konuşan eski dünya 1 numarası, geçirdiği sırt sakatlığının ardından yıllarca anksiyete ve yeme bozukluğuyla savaştığını söyledi. Bu dönemde aldığı 30 kilonun kortlara dönmesinin önündeki esas engel olduğunu belirtti.

 Safina'nın yaşadığı psikiyatrik rahatsızlıkların kökeni dünya 1 numarası olduğu döneme dayanıyordu. Rus tenisçi, söz konusu unvana Grand Slam kazanmadan ulaştığı için tenis dünyasının yoğun eleştirileri ve baskılarına maruz kalmıştı. Hatta en büyük rakibi Serena Williams, bir defasında "Bence Dinara, 1 numaraya ulaşmak için harika bir iş çıkardı. Roma ve Madrid'i kazandı." diyerek onunla alay etmişti.

 Bir türlü gelmeyen Grand Slam şampiyonluğu tenisi Safina için bir işkenceye dönüştürmüştü. Kendisi, bu gerçeği The Guardian gazetesine verdiği bir röportajda şu sözlerle itiraf edecekti:

 "Her gün, her röportajda 'İlk Grand Slam şampiyonluğunuzu ne zaman kazanacaksınız?' sorusunu duyuyordum. Ben de buna 'Grand Slam kazanmak istemediğimi mi düşünüyorsunuz?' yanıtını veriyordum. Daha sonra bu durum beni zorlamaya başladı çünkü bu, benim için gerçekten sinir bozucu ve çok acı verici bir şeydi. Grand Slam kazanmayı gerçekten istiyordum."

 Safina, Grand Slam kazanmadan 1 numara olan ne ilk ne de son tenisçiydi. Bu kategoriye ondan önce dahil olan Ivan Lendl ve Kim Clijsters ancak beşinci finallerinde ilk Grand Slam zaferlerine ulaşabilmişlerdi. Fakat tenis dünyası aynı sabrı Safina için göstermedi. Bir tenisçinin Grand Slam kazanmadan da dünya 1 numarası olabileceği gibi basit bir matematiksel gerçeği anlamamakta diretti.

27 Ocak 2026

Avustralya Açık'taki Türk Seyirciler Üzerine...

 Zeynep Sönmez'in üçüncü turda son bulan Avustralya Açık serüveni boyunca en çok tartışılan konulardan biri de kendisini desteklemeye gelen seyirciler oldu. Avustralya'da yaşayan Türkler, tenisçimizin turnuvada çıktığı her karşılaşmada milli maç atmosferi yarattı. Ne var ki bu durum, Zeynep'in turnuvaya veda ettiği maçta nahoş bir hadiseye yol açtı. Rakip oyuncu Yulia Putintseva, elde ettiği galibiyeti tribünlere nispet yaparak kutlayınca tenis adına son derece çirkin görüntüler ortaya çıktı.

 Putintseva'nın sergilediği tavrın ne kadar çiğ olduğunu söylemeye gerek yok. Gelgelelim tribünlerdeki Türklerin de tenis seyircisi olmadıkları su götürmez bir gerçek. Bunu üstlerindeki futbol formaları, molalarda üçlü çekmeleri ve "Vur, kır, parçala, bu maçın kazan." şeklindeki tezahüratlarından rahatlıkla anlayabiliyoruz. Bunlar, tenisle alakaları olmadığı hâlde milliyetçi duygularla maçları izlemeye gelen insanlar. Fakat aynı tanımlama, Avustralya Açık kortlarını dolduran diğer diaspora toplulukları için de geçerli. Üstelik onların çizdiği profil bizimkilerden çok daha kötü.

 Örneğin 2007 yılındaki turnuva sırasında Sırp ve Hırvat taraftarlar arasında büyük bir arbede çıkmış ve polis olaya müdahale etmek zorunda kalmıştı. Keza Avustralya'daki Yunan diasporasının kendi vatandaşlarının maçlarında yaptığı taşkınlıklar herkesin malumu.

 Öte yandan tenis seyircisindeki bozulma, tek bir ülkeyle sınırlı olmayan, global bir mesele. Bu alanda liderlik, öteden beri patolojik bir vaka olan Fransız seyircilerde. Onların hemen peşinden de Amerika Açık tribünleri geliyor. Gelenekselliğiyle nam salmış Wimbledon'da bile seyirci kalitesi giderek düşüyor. 

 Amacım, el alemin durumu üzerinden kendimizi aklamak değil. Bilakis Avustralya'daki Türk seyircilerin kendilerine çekidüzen vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü niteliksiz seyirci, tenis kültüründe ciddi bir erozyona neden oluyor.