Habertürk'teki yazı, hiç kuşkusuz iyi niyetle kaleme alınmış olsa da Türkiye’nin kendine özgü dinamiklerini fena hâlde ıskalıyor. Zira Türk toplumu, sahiplendiği şeylere yarardan çok zarar getiriyor. Ülke insanının yoğun ilgi gösterdiği alanlarda ne kalite ne de huzur kalıyor. Bu gerçeğin farkına varabilmek için Türk futbolu denen lümpen sirkine bakmanız yeterli.
Futbol, açık ara en popüler spor olduğu Türkiye’de şuursuzluk ve pespayelikten başka bir şey üretmiyor. Ülkeye futbol penceresinden baktığınızda medeni bir şekilde rekabet etmekten aciz milyonlarca insan görüyorsunuz.
Elbette hiçbir toplumu iyi veya kötü olarak nitelendiremeyiz. Fakat Türkiye'de kötülerin sesinin daha yüksek çıktığı sugötürmez bir gerçek. Bunda AKP iktidarının yarattığı vasat egemen düzen kadar sosyal medyanın yaygınlaşmasının da payı var.
Sosyal medya, Türkiye’de en ahmakça fikirlerin paylaşıldığı ve hızla yayıldığı bir mecraya dönüştü. Özellikle X platformunda karşılaştığımız cehalet ve seviyesizlik insanı dehşete düşüren cinsten. Bu durum, mevzubahis tenis olduğunda da değişmiyor. Ne idiği belirsiz tipler, ülke tarihinin en başarılı tenisçisi hakkında yorum yaparken bile hadsizlikte sınır tanımıyor.
Demem o ki Türkiye gibi bir ülkede popülerlik kazanmak tenisin başına gelebilecek en kötü şeylerden biri olur. O yüzden bırakalım da tenis, nispeten kurtarılmış bir bölge olarak kalsın. Böylesi hem tenis hem de Zeynep için en hayırlısı.









