Kadınlar Tenis Birliği WTA, geçtiğimiz günlerde tarihi bir karara imza attı. Kurum, kendi yönetmeliğini güncelleyerek biyolojik cinsiyeti kadın olmayan trans bireylerin WTA Turu’nda yarışmasını imkansız hâle getirdi. Bundan böyle turda yer almak isteyen her tenisçi, bir defaya mahsus olmak üzere cinsiyet testine girecek. Yapılan test sonucunda erkeklik geni taşıdığı tespit edilenler tura dahil edilmeyecek.
Trans sporcuların statüsü, özellikle Paris 2024 Olimpiyatı’nın ardından ciddi bir tartışma konusu hâline gelmişti. Aradan geçen sürede ulusal ve uluslararası düzeydeki pek çok federasyon, olası bir sorundan kaçınmak adına trans sporcuların kadınlar kategorisinde yarışmasını engelleyen kararlar çıkardı. Şimdi de aynı hamleyi transseksüel bir tenisçisi olmayan WTA'nın yaptığını görüyoruz.
Aklı başında olan insanlar için WTA’nın aldığı kararın tartışma yaratacak bir tarafı yok. Zira trans sporcuların kadınlarla aynı kategoride yarışmasının haksız bir rekabet doğuracağı sugötürmez bir gerçek. Ne var ki kafayı woke kültürünün saçmalıklarıyla bozmuş kimselere bu gerçeği anlatmak mümkün değil.
Kendilerini sosyal adalet savaşçıları olarak tanımlayan bir güruh, tenis efsanesi Martina Navratilova’yı sırf WTA’nın kararını destekledi diye günlerdir linç ediyor ve transfobik olmakla suçluyor. Eşcinsel kimliğiyle tanınan Navratilova'ya böyle bir ithamda bulunmaları söz konusu güruhun tam bir şizofreni aleminde yaşadığını gösteriyor.
Elbette hiç kimse, cinsel kimliği veya yönelimi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmamalı. Fakat sosyal adalet savaşçıları tarafından linç edilmek için ayrımcılık yapmanıza gerek yok. Zira kendileri, ayrımcılık içermeyen en ufak bir karşıt görüşü bile çirkin sıfatlarla yaftalıyor. Bunu yaparken başvurdukları safsatalar ve akla ziyan argümanlar da cabası.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder