31 Mart 2026

Tenisçiler Sakat Numarası Mı Yapıyor?

 Skor tabelasında gerideyken sakatlık gerekçesiyle sağlık molası kullanan tenisçiler bir kısım izleyici tarafından daima sportif ahlaksızlıkla suçlanır. Bu ezberci yaklaşıma göre kortta gördükleri tedavinin ardından performansı yükselen tenisçiler mutlaka sakat numarası yapmış ve rakiplerinin ritmini bozmak için mola almışlardır. Tedaviye rağmen maça devam edemeyenlerse yenileceklerini anlamış ve hezimetten kaçmışlardır.

 İstisnaları bir kenara bırakırsak tenisçiler, diğer tüm profesyonel sporcular gibi son derece rekabetçi insanlardır. Bu durumun doğal sonucu olarak sakatlık hâlinde bile yarışabilmenin yollarını ararlar. Dolayısıyla bir tenisçinin yenilgiyi kabul etmesi veya ağır bir skordan korktuğu için maçtan çekilmesi komik bir varsayımdan öteye geçmez. Böylesi bir anlayışın profesyonel teniste yeri yoktur. Çıktığı maça devam edemeyen bir tenisçi, ya oynayamayacak hâle gelmiştir ya da sakatlığının ciddi boyutlara ulaşmasından çekinmiştir.

 Öte yandan bir tenisçinin sakatlık şikayeti varken maç oynamaya ve kazanmaya devam etmesi ona sahtekar damgası vurmak için yeterli değildir. Çünkü günümüz sporunda son derece yaygın olan ağrı kesici palyatif tedaviler, bazı durumlarda sakatlığa rağmen üst seviyede performans göstermeyi mümkün kılmaktadır.

 Teniste sağlık molası hakkını suistimal eden oyuncular elbette vardır. Fakat yenik durumdayken korta fizyoterapist çağıran her tenisçiyi hilekar olarak yaftalamak abesle iştigaldir. Bu tip yorumlar genellikle taraftarlık güdüsüyle yapılır.

 Mevzubahis sakatlıklar olduğunda esas tepki, bunların gereğinden fazla medyatize edilmesine gösterilmelidir. Zira basın önünde sürekli sakatlıklarından bahseden tenisçiler, bir anlamda yenilgilerine kılıf hazırlamakta ve rakiplerinin emeklerine saygısızlık etmektedir.

15 Mart 2026

Djokovic Hakkındaki Şehir Efsanesi

 Hayatı komplo teorileri üzerinden anlamaya çalışmak bir tür kolaycılıktır. Meseleleri akılcı yöntemlerle çözümlemek için gerekli olan zihinsel eforu göze alamayanlar çare olarak komplo teorilerine sığınırlar. Söz gelimi dünyayı beş ailenin yönettiğini kabul ettiğiniz vakit bu gezegene dair her şeyi anladığınızı zannedersiniz.

 Yakın geçmişteki doping vakaları üzerine yapılan yorumlar komplo teorilerinin tenis dünyasında ciddi bir karşılık bulduğunu göstermişti. Nitekim Sırp tenisçi Novak Djokovic hakkında da son birkaç yıldır sıklıkla dillendirilen bir teori mevcut. 

 Djokovic, özellikle pandemi döneminde aldığı kararlar ve ödediği bedellerin ardından kimi çevrelerce tenisin müesses nizamına karşı savaşan bir kahraman olarak anlatılmaya başladı. Söz konusu anlatıya göre Djokovic'in bugüne kadar hak ettiği sevgiyi görememiş olmasının esas nedeni tenise hakim olan Batılı elitlerin bir Balkanlının tarihin en başarılı tenisçisine dönüşmesini bir türlü kabullenememesi. Daha önce Djokovic'in babası tarafından da savunulan bu görüş, Sırp tenisçiyi sevenler arasında bir hayli yaygın olsa da bir şehir efsanesinden öteye geçmiyor.

 Her şeyden önce tenisin Batılı elitlere ait bir spor olduğu düşüncesi bütünüyle hatalı. Evet, tenis 19. yüzyılda bir üst sınıf sporu olarak ortaya çıkmış olabilir ancak tarihsel süreç içerisinde kitleselleşmiştir. Bir zamanlar işçi sınıfının boş zaman eğlencesi olan futbol aradan geçen sürede nasıl devasa bir endüstriye dönüşmüşse tenis de doğduğu günkü hâliyle kalmamıştır. Nitekim bugünkü profesyonel tenisçilerin ekseriyeti alt ve orta gelir grubuna mensup ailelerden gelmektedir.

 Avrupa kıtasında yer alan Sırbistan'ı bir an için doğu ülkesi olarak kabul etsek bile Djokovic tarihin gördüğü ilk doğulu tenis yıldızı değil. Bugüne dek doğu ülkelerinden pek çok tenis şampiyonu çıktı ve içlerinden bazıları tenis seyircisinin büyük sevgisini kazandı. Kaldı ki o seyircinin yıllardır en çok sevdiği isim her hâliyle tam bir şarklı olan Mansour Bahrami'dir.

 Velhasıl Djokovic'i sevip sevmemek tenisseverlerin kendi tasarrufudur. Öte yandan Djokovic de kimseye kendisini beğendirmek zorunda değil. Dolayısıyla Sırp tenisçi hakkında konuşurken Samanyolu TV dizisi tadında fantastik kurgular üretmeye hiç gerek yok.