19 Mayıs 2026

İtalya'da Tenisi Patlatan Kanal: Super Tennis

 İtalya, dünya tenisinin son yıllardaki en başarılı ülkesi konumunda. Erkekler tenisinin iki süperstarından biri olan Jannik Sinner ile birlikte Matteo Berrettini, Lorenzo Musetti ve Jasmine Paolini gibi elit tenisçilere sahip olan İtalyanlar üç yıldır Davis Kupası'nı, iki yıldır da Billie Jean King Kupası'nı kimseye bırakmıyor. Bu hegemonyanın kurulmasına katkı sunanlar arasında Super Tennis adlı ulusal bir televizyon kanalı da bulunuyor.

 Her yıl onlarca ATP ve WTA turnuvasını izleyiciyle buluşturan Super Tennis iki özelliğinden ötürü benzersiz bir kanal. Bunlardan biri hiçbir abonelik gerektirmeden şifresiz olarak seyredilebilmesi, diğeri de İtalya Tenis ve Padel Federasyonu'na ait olması. Kanalın fikir babası ise 25 yıldır federasyon başkanı olan Angelo Binaghi.

 Binaghi, Super Tennis projesini İtalyan medyasının tenise neredeyse hiç yer vermediği bir dönemde hayata geçirdi. Kasım 2008'de yayın hayatına başlayan kanalın günlük seyirci ortalaması aradan geçen zamanda bir milyon bandına oturdu. Super Tennis'in bu başarısı, İtalya'daki lisanslı tenisçi sayısının on üç yılda iki katına çıkmasını sağladı.

 Tenisteki İtalyan rönesansı, pek tabii ki bir televizyon kanalının eseri değil. İtalyan tenisi, bugünkü konumuna hem tesisleşme hem de oyuncu ve antrenör eğitimine yapılan yatırımlar sayesinde ulaştı. Yine de bu durum, Super Tennis'in üstlendiği misyonu değersizleştirmiyor. Kanalın yaptığı yayınlar, tenisin tabana yayılması ve dolayısıyla oyuncu havuzunun genişlemesinde önemli bir rol oynadı.

 Super Tennis, dünyadaki kamucu spor politikası uygulamalarına verilebilecek nadide örneklerden bir tanesi. Bir spor federasyonunun televizyon kanalı kurması kimilerine tuhaf gelebilir. Lakin bir ülkenin sporda ilerlemesinin yegane yolu iktisadi devletçilikten geçiyor.

2 Mayıs 2026

Bozuk Düzenin Yeni Meyvesi: Tenisçi Göçleri

 Türkiye, Melisa Ercan'ın ardından Avustralya'ya bir tenisçi daha kaptırdı. 16 yaşındaki junior oyuncusu Mustafa Ege Şık, Uluslararası Tenis Federasyonu ITF'nin internet sitesindeki profilinde yer alan bilgilere göre Avustralya vatandaşlığına geçmiş durumda. Kariyerini bir yıldan daha uzun bir süredir Tennis Australia himayesi altında sürdüren genç tenisçinin böyle bir karar vermiş olması elbette şaşırtıcı değil.

 Bir tenisçinin vatandaşlık değiştirmesi, gittiği ülkede mutlaka büyük bir yıldıza dönüşeceği manasına gelmiyor. Nitekim Melisa Ercan, Avustralya adına yarışmaya başladığından bu yana kendisinden beklenen sıçramayı bir türlü gerçekleştiremedi. Bununla birlikte küçük yaşlardaki Türk tenisçilerin çareyi yurt dışında aramaları ülkemizdeki düzenin bozukluğuna dair çok şey söylüyor.

 12 Eylül 1980'deki faşist darbe ve ardından gelen Turgut Özal hükümetleri Türk ekonomisini piyasa mekanizmasının insafına terk etti. Mevcut AKP iktidarıyla şahikasına eren bu neoliberal sömürü düzeni ülkede sosyal devlet anlayışına dair ne varsa budadı. Söz konusu yıkımdan en çok etkilenen alanlardan biri de spor oldu.

 Bugün Türkiye'deki spor federasyonları, ellerindeki mali kaynakları kamu yararını önceleyen projeler yerine ranta akıtıyor. Bünyelerindeki sporculara ne maddi destek ne de kaliteli bir eğitim verebiliyor. Tüm bunlara rağmen başarıyı yakalayabilen sporcular ise iktidar tarafından siyasi propaganda malzemesi olarak kullanılıyor. Ülkeyi yönetenler, gelişimine hiçbir katkı sunmadıkları sporculardan siyasi rant devşirmekte beis görmüyor.

 Velhasıl Türkiye, kendi tenisçilerine Zeynep Sönmez gibi her türlü engeli aşabilecek kapasiteye sahip olmadıkları takdirde iyi bir gelecek sunmuyor. Tenisçi göçlerinden rahatsızlık duyanların hamasi nutuklar atmak yerine bu durumun değişmesi için çabalaması gerekiyor.