27 Ağustos 2026

Head-To-Head'in Aldatıcı Yüzü

 Boris Becker’in ezeli rakibi Stefan Edberg’e karşı oynadığı maçlarda 25’e 10 gibi ezici bir üstünlüğü söz konusu. Bu istatistiği gören biri, iki efsanenin kariyerleri arasında da benzer bir uçurumun olduğunu düşünebilir. Oysa gerçek hiç de öyle değil.

 Evvela hem Becker hem de Edberg’in altı Grand Slam şampiyonluğu var. Toplamda Becker 49, Edberg ise 41 kupa kazanmış. Buna karşılık Edberg, 1 numarada geçirilen hafta sayısında 72’ye 12 önde. Ayrıca Edberg Roland Garros’ta bir kez final oynarken Becker bunu hiç başaramamış. Velhasıl, aralarında oynadıkları maçlarda oluşan asimetrik tabloya rağmen iki tenisçinin kariyerleri birbirine son derece denk.

 Tenisçiler arasındaki ikili maç kaydı ya da daha çok bilinen adıyla “head-to-head” Becker-Edberg örneğinden de anlaşılacağı üzere fevkalade yanıltıcı olabiliyor. Bir tenisçinin diğerini daha çok yenmiş olması, onun mutlaka daha başarılı bir kariyere sahip olduğu anlamına gelmiyor.

 Kariyeri görece mütevazı olan bir tenisçi, bazen oyun stili sebebiyle büyük bir şampiyonun baş belasına dönüşebiliyor. Bu durumun en güncel örneği, Jelena Ostapenko’nun Iga Swiatek ile şimdiye dek oynadığı altı maçın tamamından galibiyetle ayrılması.

 Ostapenko’nun kariyer bakımından fersah fersah gerisinde olduğu Swiatek’i her defasında çaresiz bırakmasının temelinde ultra agresif oyun tarzı yatıyor. Swiatek, istisnasız her topa hücum eden rakibi karşısında puanları kurgulama imkanını kaybediyor ve vuruş ritmini bir türlü yakalayamıyor. Hâl böyle olunca kendi oyununu korta yansıtamıyor ve sürekli yeniliyor.

 Öte yandan head-to-head istatistiğinde kurulan bazı üstünlüklerin tamamı ile konjonktürel bir nitelik taşıdığını söylemek gerekir. Örneğin Dustin Brown’ın Rafael Nadal karşısındaki 2-0'lık maç kaydı, rakibini kendisi adına en uygun koşullarda yakalamış olmasının yarattığı bir sonuç. Nitekim bu maçlar oynanırken hem Nadal formda değildi hem de zemin çimdi. Kaldı ki Brown, Nadal’la daha sık eşleşebilseydi ortaya çıkacak tablo çok farklı olurdu.

 Sonuç olarak head-to-head de her istatistik gibi sınırlı bir gerçeklik sunar. İki tenisçi kıyaslanırken esas alınması gereken kriter, aralarındaki maç kaydı değil, bir bütün olarak kariyerleri olmalıdır.

3 Ağustos 2026

Türkiye'de Tenis Niçin Popüler Olmamalı?


 Gazeteci Mehmet Çalışkan, birkaç gün evvel Habertürk'ün internet sitesinde yayımlanan makalesinde milli tenisçi Zeynep Sönmez’in hak ettiği ilgiyi göremediğini ve Türk toplumu tarafından daha çok sahiplenilmesi gerektiğini yazmış. Yazının devamında da toplumsal sahiplenmenin tenisçimizin kariyerini pozitif yönde etkileyeceğini savunmuş.

 Habertürk'teki yazı, hiç kuşkusuz iyi niyetle kaleme alınmış olsa da Türkiye’nin kendine özgü dinamiklerini fena hâlde ıskalıyor. Zira Türk toplumu, sahiplendiği şeylere yarardan çok zarar getiriyor. Ülke insanının yoğun ilgi gösterdiği alanlarda ne kalite ne de huzur kalıyor. Bu gerçeğin farkına varabilmek için Türk futbolu denen lümpen sirkine bakmanız yeterli.

 Futbol, açık ara en popüler spor olduğu Türkiye’de şuursuzluk ve pespayelikten başka bir şey üretmiyor. Ülkeye futbol penceresinden baktığınızda medeni bir şekilde rekabet etmekten aciz milyonlarca insan görüyorsunuz.

 Elbette hiçbir toplumu iyi veya kötü olarak nitelendiremeyiz. Fakat Türkiye'de kötülerin sesinin daha yüksek çıktığı sugötürmez bir gerçek. Bunda AKP iktidarının yarattığı vasat egemen düzen kadar sosyal medyanın yaygınlaşmasının da payı var.

 Sosyal medya, Türkiye’de en ahmakça fikirlerin paylaşıldığı ve hızla yayıldığı bir mecraya dönüştü. Özellikle X platformunda karşılaştığımız cehalet ve seviyesizlik insanı dehşete düşüren cinsten. Bu durum, mevzubahis tenis olduğunda da değişmiyor. Ne idiği belirsiz tipler, ülke tarihinin en başarılı tenisçisi hakkında yorum yaparken bile hadsizlikte sınır tanımıyor.

 Demem o ki Türkiye gibi bir ülkede popülerlik kazanmak tenisin başına gelebilecek en kötü şeylerden biri olur. O yüzden bırakalım da tenis, nispeten kurtarılmış bir bölge olarak kalsın. Böylesi hem tenis hem de Zeynep için en hayırlısı.