Maria Sharapova, Mart 2016'da kanında yasaklı maddeye rastlandığını bizzat açıkladıktan sonra tenis dünyası tarafından çarmıha gerilmişti. Oyuncusundan yorumcusuna, izleyicisinden antrenörüne kadar herkes, Rus tenisçiye olan nefretini kusmak için adeta sıraya girmişti. Sanki yıllardır bu anın gelmesini beklemişlerdi.
Gel zaman git zaman ITF'nin atadığı hakimlerden oluşan mahkeme, oy birliğiyle Sharapova'nın doping kurallarını kasıtsız olarak ihlal ettiğine hükmetti. Verilen iki yıllık ceza da CAS tarafından fazla bulunarak 15 aya indirildi. Ancak bu kararlar bile Maria'ya yönelik linçin bitmesine yetmedi. Bu defa da turnuva organizatörlerinin kendisine verdiği özel davetler üzerinden gürültü koparıldı. Yargı süreci bitmiş, ceza da çekilmişti. Buna rağmen hıncını alamayan bir kesim, koro hâlinde "Dopingçiyi ödüllendiriyorlar." diye bağırıyordu.
Aradan yıllar geçti, Sharapova tenisi bırakıp çoluk çocuğa karıştı, bu defa da eski dünya 1 numarası Simona Halep benzer bir doping suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Geçtiğimiz ekim ayında testi pozitif çıkan ve davası garip bir şekilde aylardır görülmeyen Rumen tenisçi birkaç gün evvel bir büyük şok daha yaşadı. Uluslararası Tenis Dürüstlük Ajansı, 31 yaşındaki raketin biyolojik pasaportunda dengesizlik tespit edildiğini duyurdu. Yani Halep hakkındaki doping şüphesi birken ikiye çıktı.
Söz konusu Sharapova olduğunda mangalda kül bırakmayan tenis alemi şu sıralar iki farklı suçlamadan yargılanan Halep'i kanatları altına almakla meşgul. Öyle ki Rumen tenisçiye her yerden destek mesajı yağıyor. Yanlış anlaşılmasın, bunda bir sakınca görmüyorum. Bilakis ben de Halep'in masum olduğuna inanmak istiyorum. Kaldı ki linç kültürüne isimlerden bağımsız olarak karşı çıkmak gerekiyor. Ancak şekil-A'daki ikiyüzlülük de görmezden gelinebilecek gibi değil. Demek ki tenis kamuoyu, doping gibi ahlaki bir meseleyi bile ilkesellikten uzak bir şekilde, işine geldiği gibi yorumluyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder