Rusya Federasyonu'nun ilk devlet başkanı olan Yeltsin, Sovyetlerin dağılmasına giden süreçteki baş aktörlerden biriydi. Alkol bağımlılığından ötürü "sarhoş çar" lakabıyla anılan Yeltsin'in hayattaki en büyük zevklerinden biri de tenisti. Amatör olarak oynadığı tenise büyük bir ilgi duyan sarhoş çarımız, büyük turnuvaları yerinde takip ediyor ve Rus tenisçilere tavsiyelerde bulunuyordu. Yeltsin'in bu tutkusu, Rusya'da tenise büyük bir popülarite ve ciddi yatırımlar kazandırdı.
Yeltsin döneminde Rusya, tarihinin ilk Grand Slam şampiyonluğuna kavuştu. 1996'da Roland Garros'u, 1999'da da Avustralya Açık'ı kazanan Yevgeny Kafelnikov dünya sıralamasında zirveye çıkan ilk Rus tenisçi oldu. Onu 2000 Amerika Açık ve 2005 Avustralya Açık'taki zaferleriyle Marat Safin takip etti. Ne var ki kortlardaki Rus fırtınasından en çok kadın tenisi etkilendi.
2004 yılında oynanan dört Grand Slam'in üçü Rus kadın tenisçilerin şampiyonluğuyla sonuçlandı. O sene Roland Garros'u Anastasia Myskina, Wimbledon'ı Maria Sharapova, Amerika Açık'ı da Svetlana Kuznetsova kazandı. Fed Kupası'nı 2004'den 2009'a kadarki beş yıllık sürede dört kez müzesine götüren Ruslar 2008 Pekin Olimpiyatı'nda da madalyalara ambargo koydu. Altın, gümüş ve bronz madalyanın sahipleri sırasıyla Elena Dementieva, Dinara Safina ve Vera Zvonareva oldu.
Ruslar, 90'lardan bu yana damgalarını vurdukları tenis dünyasına büyük ikonlar armağan ettiler. Özellikle Sharapova ve Safin, doğal karizmaları sayesinde geniş kitleleri peşlerinden sürükledi. Bu isimler kadar parlak bir kariyere sahip olmayan Anna Kournikova ise bir zamanların en büyük seks sembollerinden biriydi.
Bugün Rus tenisinin bayraktarlığını Daniil Medvedev ve Mirra Andreeva üstleniyor. Medvedev, Grand Slam şampiyonu ve dünya 1 numarası apoletlerini çok önceden takmış bir oyuncu. Henüz 18 yaşındaki Andreeva da aynı başarılara ulaşacağına dair ciddi sinyaller veriyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder