Mansour Bahrami, internette viral olan videoları sayesinde tenisle hiç ilgilenmeyenlerin bile tanıdığı bir kişi. Tenis topu ve raketle yaptığı cambazlıklarla kortların neşe kaynağı olan bu adamın hayat hikayesi ise hem trajik hem de ilham verici.
1956'da İran'da dünyaya gelen Bahrami, tenisle babasının bahçıvanlık yaptığı bir spor kulübünde tanıştı. Kulüp yönetimi, o yıllarda yalnızca zenginlere özgü bir spor olan tenisi onun gibi yoksul çocuklarının oynamasına müsaade etmiyordu. Bunun üzerine zenginlerin maçlarında top toplayıcılık yapmaya başlayan minik Mansour, bir yandan da eline geçirdiği tava, faraş ve benzeri aletlerle boş bir yüzme havuzunda toplara vuruyordu. İlk raketine 12 yaşındayken kavuşan bu fakir ama yetenekli çocuk, bir yıl sonra İran Tenis Federasyonu tarafından fark edilince tam teşekküllü bir tenisçiye dönüştü.
Bahrami'nin 1970'li yıllarda başlayan ve son derece mütevazı olan profesyonel tenis kariyeri İran'da gerçekleşen İslam Devrimi'nin ardından bitme noktasına geldi. Bu noktada devrimin öncesi ve sonrasında yaşanan gelişmeleri ana hatlarıyla hatırlatmakta fayda var.
Devrimden önce monarşiyle yönetilen İran'ın başında Pehlevi Hanedanı'ndan Şah Muhammed Rıza bulunuyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkeyi işgal eden Müttefik Devletler tarafından babasının yerine tahta çıkarılan bu adam tam bir Batı kuklasıydı. Hükümdarlığı döneminde yaşanan en önemli olaylardan biri, İran petrollerini millileştiren Başbakan Muhammed Musaddık'ın Ajax Operasyonu adı verilen İngiliz-Amerikan yapımı bir darbe sonucu devrilmesiydi. Darbeden evvel Musaddık'ı başbakanlıktan almayı deneyen Şah, bu girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca yurt dışına kaçmış, darbeden sonra ise yeniden tahta geçerek tüm yetkileri eline almıştı. Kendisinin emperyalizmle kurduğu iş birliği işte bu kadar korkunç bir boyuttaydı.
Şah'ın baskıcı yönetimi ve derinleşen ekonomik sorunlar, 70'lerin sonunda kendisine yönelik kitlesel protestoların giderek tırmanmasına sebep oldu. En nihayetinde yolun sonuna geldiğini anlayan Şah ülkesinden 16 Ocak 1979'da temelli ayrıldı. Sürgünde bulunduğu Fransa'dan İran'daki İslamcı muhalefeti yöneten Ayetullah Humeyni ise 1 Şubat 1979'da vatanına geri döndü ve kısa süre içinde İran İslam Cumhuriyeti'ni ilan etti. Yeni kurulan insanlık düşmanı molla rejimi, Batı kültürüne ait olduğunu düşündüğü her şeyi yasakladı. Bunlar arasında pek tabii ki tenis de vardı.
İran'da yaşanan devrim Bahrami'yi zorlu bir ikilemde bıraktı: Ya raketini asacak ya da tenise devam edebilmek için ülkesini terk edecekti. Her şeye rağmen İran'da kalmayı tercih eden Bahrami, 1978'den 1981'e kadar hiçbir profesyonel turnuvaya katılamadı ve zamanını tavla oynayarak geçirdi. 1980'de yasakların bir nebze hafifletilmesi sayesinde başkent Tahran'da özel bir tenis turnuvası düzenlendi. Şampiyonluk ödülü ise Atina'ya uçuş biletiydi. Turnuvayı kazanan Bahrami, aldığı bileti kız arkadaşına hediye etmek istedi. Ancak o, bunu reddetti ve kendisine tenis kariyerini sürdürebilmesi için Fransa'ya gitmesini tavsiye etti. Dış işlerinde çalışan bir arkadaşının yardımıyla biletini değiştiren İranlı raket, Fransa'nın Nice şehrine uçtu ve hayatının en çileli dönemine geçiş yaptı.
Fransa'ya gittikten sonra cebindeki tüm parayı kumarda kaybeden Bahrami, kalacak yeri de olmadığı için sokaklarda uyumak zorunda kaldı. Vize süresinin dolmasının ardından kaçak statüsüne düşmüştü ve ne zaman polis görse yolunu değiştiriyordu. Neyse ki çektiği bu sefalet 1981 yılındaki Roland Garros'ta son bulacaktı.
Turnuvaya wild card ile katılan Bahrami üç eleme turunu geçtikten sonra ana tablodaki ilk tur maçını da kazandı. Bu başarı, onun tenis çevrelerinde tanınmasını ve vizesinin yenilenmesini sağladı. 1986'dan itibaren Fransa dışına çıkmasına izin verilen kahramanımız bu sayede yeniden tam zamanlı bir tenisçi oldu. 1989'da Roland Garros'ta çiftler finali oynayarak kariyerinin en büyük başarısına imza attı ve aynı yıl Fransız vatandaşlığına terfi etti.
Hikayenin geri kalan kısmı hepinizin malumu. Akrobatik vuruşları ve sempatik karakteriyle gösteri maçlarının aranan ismi hâline gelen Bahrami yıllar içinde tenis dünyasının en büyük şovmenine dönüştü. Hayatında hiç tenis dersi almamış olan bu adam, tenisi kazanmak için değil, insanları eğlendirmek için oynadı ve oynamaya devam ediyor.