Roland Garros'ta elektronik çizgi hakemliği sisteminin kullanılmıyor oluşu, turnuvanın bu yılki ayağında oynanan Casper Ruud-Joao Fonseca maçında verilen kritik bir hakem kararı sonrası yeniden tartışmaya açıldı.
Maçın ikinci setindeki tie-break'te Ruud 8-7 öndeyken Fonseca'nın bir vuruşu geri çizgiye yakın düştü. Sandalye hakemi, tribünlerden gelen "dışarıda" sesleri üzerine topun izini incelemeye gitti ve çizgi hakeminin verdiği içeride kararına uydu. Ne var ki şahin gözü teknolojisinden televizyon ekranına yansıtılan görüntü topun dışarıda olduğunu söylüyordu. Hâl böyle olunca tenis dünyasının bir kısmı, Ruud'un hakkının yendiğini düşündü ve Roland Garros yönetimini teknolojiye direnmekle suçladı.
Turnuva direktörü Amelie Mauresmo, eleştirilere verdiği yanıtta elektronik çizgi hakemliği sisteminin %100 güvenilir olmadığını ve bu nedenle insan gücünden faydalanmaya devam ettiklerini söyledi. Bu noktada Mauresmo'nun ciddi bir haklılık payı bulunuyor.
Toprak kort, sert ve çim kortun aksine sabit bir yüzeye sahip değil. Tenisçilerin puan esnasında zemindeki toz parçacıklarını hareket ettirmesi, elektronik çizgi hakemliği sisteminin toprak korttaki hata payının yükselmesine sebebiyet veriyor. Sistemin kullanıldığı toprak kort turnuvalarında defaatle görüldüğü üzere topun şahin gözündeki iziyle zemindeki izi çelişebiliyor. Nitekim Fonseca'nın kazandığı puanda da aynı şey yaşandı.
Sandalye hakemi, Fonseca'nın topunun içeri düştüğüne hükmederek yanlış bir karar vermedi çünkü topun izi gerçekten de çizginin üzerindeydi. Zaten Ruud da karara itiraz etmedi.
Demem o ki toprak kortta insan gözü, hâlâ teknolojiden daha isabetli kararlar veriyor. Buna karşın topun izini inceleyerek karar verme yöntemi de mutlak bir adalet sağlamıyor. Çünkü hakemlerin topun izini bulamadıkları veya yanlış yorumladıkları zamanlar da oluyor. Martina Hingis ile Steffi Graf arasındaki 1999 Roland Garros finalinde yaşanan olayların bu türden bir hatayla başladığını unutmamak gerekiyor.

2 yorum:
merhaba. twitter'da gördüm uğur aslan isimli kişiye yazdım, sizi de yıllardır bilirim federerci olarak size de yazmadan edemedim. belki siz de twitter'da bunları benden çok daha iyi şekilde dile getirirsiniz. ya da video çekersiniz. djokovic son dönemde neredeyse bütün rekorları kırdı. haberlere dikkat ederseniz hemen hemen hepsinde "ve djokovic, federer'e ait x rekorunu kırdı" şeklinde cümleler görürsünüz. nadal'a ait bir şey kırmıyor çünkü nadal'ın toprak korttaki müthiş üstünlüğü hariç elinde hiçbir şey yok. dolayısıyla federer diğer ikisinden "çok daha" geride ise neden djokovic sürekli federer'in rekorlarını kırıyor?
ayrıca en iyi isimlerin milletin güldüğü zverev berrettini ya da çiçipas olduğu bir dönem weak era değil de federer'in rakipleri mi weak era? bu da çok boş bir ezber valla sıkmadı mı artık.
Selamlar,
Federer, Grand Slam şampiyonluklarında geride olsa da kesinlikle Nadal'dan daha başarılı. Çünkü Nadal elde ettiği şampiyonlukların yaklaşık üçte ikisini toprak zemine borçlu. Öte yandan Federer, toplam kupa ve 1 numarada geçirilen hafta sayısı gibi pek çok istatistik kaleminde Nadal'ın önünde. Keza Nadal'ın hiç şampiyon olamadığı ATP Finalleri'ni altı kez kazandı.
Şayet teniste weak era diye bir şey varsa o da 90'lar jenerasyonudur. Bu neslin kazandığı toplam Grand Slam sayısı yeni üç oldu.
Weak era klişesiyle ilgili daha önce bir video yayımlamıştım. Kanalda duruyor. Yeri gelirse yine bir şeyler yazarım.
Yorum Gönder