11 Eylül 2018

Martina Hingis'in Günahı Neydi?


 Cumartesi gecesi oynanan Amerika Açık tek kadınlar finalinin büyük bir rezalete dönüşmesinin tek sorumlusu Serena Williams'tı. Ne var ki bazı aklıevveller, yaşananların faturasını Serena yerine kuralları uygulamaktan başka bir şey yapmayan sandalye hakemine çıkardı. Güya çifte standarttan dert yanan bu arkadaşlar sayesinde hakemlerin temel vazifesinin tenisçilerin huyuna gitmek olduğunu öğrenmiş olduk. 

 Serena'yı savunanlar, antrenörlerin oyunculara taktik vermesinin pek çok maçta görülen sıradan bir hadise olduğunu söylüyor. Serena'ya taktik verdiğini kabul eden Patrick Mouratoglou da bu gruba dahil. Fakat söz konusu iddia pek tabii ki gerçeği yansıtmıyor. Bir an için yansıttığını düşünsek bile bir hakemden diğer meslektaşlarına uyup suistimalde bulunmasını talep etmek hangi mantığa ve ahlaka sığar? Bir yanlış, başka bir yanlışla düzeltilebilir mi?

 Bana göre Serena'nın esas kabahati aldığı antrenör yardımı değil. Kendisinin hakeme bağırıp çağırması, hakaret etmesi de bir noktaya kadar hoşgörülebilir. Ancak yaptığı her çirkinliğin ardından cinsiyeti ve ten renginin arkasına sığınması asla kabul edilemez. Kariyeri boyunca kadınlığı ve siyahiliği üzerinden o kadar çok mağduriyet devşirdi ki kendisini eleştiren herkes tıpkı bugün olduğu gibi ırkçı ve cinsiyetçi damgası yiyor.

 Söz konusu Serena olduğunda kadın hakları havarisi kesilenler nedense aynı tavrı başka  tenisçiler için göstermiyor. Örneğin aynı güruh, 1999 Roland Garros finalinde Fransız seyircisinin zorbalığına maruz kalan Martina Hingis'i şımarıklıkla suçluyor. Oysa Hingis, söz konusu maçta kimseye hakaret etmemiş, sadece bir hakem kararına yönelik itirazını fazla uzatmıştı. Üstelik itirazında haklı olduğu, televizyon kamerasından net bir şekilde görülüyordu. O hâlde neydi Hingis'i şımarık yapan? Güzelliği mi, yoksa o günkü rakibinin Steffi Graf olması mı?

 Demem o ki teniste cinsiyetçilik ve çifte standardın âlâsını bu kavramları ağızlarından düşürmeyenler yapıyor. Öyle ki güzel kadınlar hakkında çirkin ön yargılara sahip olan ve her daim güçlünün yanında duran bizzat kendileri.

9 Eylül 2018

Serena Hem Mağrur Hem De Mağdur


 Serena Williams, bana hep ülkemizdeki mevcut siyasi iktidarı hatırlatır. Bugün AKP Türkiye'de nasıl bir güce sahipse aynısı Serena için teniste geçerli. Ancak ikili arasındaki benzerlik bununla sınırlı kalmıyor. Nitekim Serena da tıpkı muktedirlerimiz gibi mağduriyet yaratma konusunda son derece mahir.

 Mağduriyet algısı, insanların büyük bir çoğunluğunun hassasiyet gösterdiği konular üzerinden yaratılır. Serena da bu iş için yıllarca kadın-erkek ve siyah-beyaz çelişkilerini kullandı. Serena'ya göre kadınlığı ve siyahiliği, ona hem kort içi hem de kort dışında istediği gibi davranma hakkını veriyordu, vermeliydi. Kendisinin cinsiyeti ve ten rengi, bugüne dek öznesi olduğu sayısız çirkinlik karşısında adeta bir koruma kalkanıydı.

 Kahramanımız ve 
ablası Venus, olaylı 2001 Indian Wells sonrası turnuvayı boykot etme kararı almış ve buna gerekçe olarak seyircilerin ırkçı saldırılarını göstermişlerdi. Oysa Indian Wells seyircilerinin Williamslara olan tepkisi asla ırkçı bir karakter taşımıyordu. Tepkinin nedeni, Venus'ün kardeşiyle oynayacağı yarı final maçının başlamasına sadece dört dakika kala turnuvadan çekilmiş olmasıydı. Bu son dakika sürprizi, dev maç için tribündeki yerlerini alan seyircileri doğal olarak öfkelendirmişti. Üstelik Elena Dementieva, söz konusu maçtan bir gün evvel "Williamsların maçlarında sonucu babaları Richard belirler." şeklinde bir açıklama yapmıştı. Ne var ki meselenin adı bir defa ırkçılık olarak konulunca geriye kalan her şeyin üstü örtüldü.

 Dün geceki Amerika Açık tek kadınlar finalini büyük bir rezalete çeviren Serena, dokuz yıl önceki turnuvada da kendisine ayak hatası çalan çizgi hakemini "Bu topu senin boğazına sokarım." diye tehdit etmişti. O gün Kim Clijsters kortta nasıl buz kestiyse dün de Naomi Osaka'nın suratında aynı ifade vardı. Japon tenisçiye kariyerinin en mutlu günü zehir edildi.

 Serena, finalin ardından çıktığı basın toplantısında yine kadınlığının arkasına sığındı. Turnuva esnasında Alize Cornet'ye yapılan açık seksizmi hatırlatarak üste çıkmaya çalıştı. Kendisini bir kez daha kadın haklarının yılmaz savunucusu olarak tanıttı. İşin kötüsü, buna inanan sadece kendisi değil. Zira kimi entellerimiz, daha önce Serena'yı eşitlik savaşçısı gibi gösteren pek çok yazı döşenmişti. Umarım dün gece yaşananlar herkesten çok onları utandırmıştır.