4 Mart 2012 Pazar

Usta İşi Şampiyonluk


 Erkekler tenisinde dünya klasmanının ilk dört basamağında bulunan üç raketin boy gösterdiği Dubai Tenis Şampiyonası'nda mutlu sona İsviçreli yaşayan efsane Roger Federer ulaştı. Ekselansları, set dahi kaybetmediği hatta sadece bir kez servis kırdırdığı turnuvada özellikle kritik puanları oynayabilme becerisiyle ön plana çıktı. Bunun üstüne final mücadelesindeki üst seviye oyununu da eklediğimiz zaman Federer'in klasına yakışır bir şekilde usta işi bir şampiyonluk elde ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 Turnuvayı değerlendirmeye dünya 1 numarası Novak Djokovic'ten başlayalım. Sırp raket, Dubai'nin son üç yıldaki emiriydi ve geçtiğimiz yılki finalde de Roger Federer'i mağlup etmişti. Tenis tarihinin en uzun süren grand slam finalini kazandıktan sonra ilk kez bu turnuvayla korta çıkan Djokovic, son şampiyon unvanını koruyabilecek performansı gösteremedi. İlk turu sıkıntı yaşamadan geçen dünya 1 numarası, ikinci turda Sergiy Stakhovsky'i son derece yakın geçen bir mücadelenin ardından eleyebildi. Çeyrek finalde vatandaşı Janko Tipsarevic karşısında ilk seti farklı kazanan Sırp tenisçi, ikinci setin tie-break oyununda rakibine set puanı şansı tanıdı; fakat Tipsarevic yaptığı çift hata sonrası maçı final setine uzatma fırsatını elinden kaçırdı. Mücadeleyi 6-1 ve 7-6(6)'lık set skorlarıyla kazanan Nole, son Avustralya Açık turnuvasının yarı finalinde destansı bir maç oynadığı Andy Murray ile yine finale kalabilme mücadelesi verecekti.

 İskoç raket Andy Murray'nin dönüşü ise sancılı oldu. İlk turda elemelerden gelen Michael Berrer ile karşılaşan İskoç tenisçi, dünya sıralamasının 116. basamağında bulunan rakibi karşısında zor anlar yaşadığı mücadeleyi 6-3, 4-6 ve 6-4'lük setler sonucunda kazanarak sürprize mahal vermedi. İkinci turda İsviçreli Marco Chiudinelli'yi set vermeden geçen Murray, Tomas Berdych ile karşı karşıya geldiği çeyrek final mücadelesini ise yedinci maç puanında bitirerek adını son dörde yazdırdı.

 Djokovic-Murray eşleşmesi bu yılki Avustralya Açık yarı finaliyle geçtiğimiz yıl yine aynı turda oynanan Roma Masters karşılaşmasını düşündüğümüzde büyük bir heyecan vaad ediyordu; fakat maçın akışı farklı seyretti. Açılış setinde skor 2-2'ye geldikten sonra üst üste yedi oyun birden kazanan Murray, hem ilk seti kazandı hem de ikinci sette 3-0'ı yakaladı. Oyunun bu zamana kadarki bölümünde kortun tek hakimi olan rakibi karşısında alışılmadık şekilde arka arkaya basit hatalar yapan bir Djokovic vardı. İkinci sette skor 5-2'ye geldiğinde maç bitmiş gibiydi. Dünya 1 numarası, onuncu oyunun sonunda eşitliği yakalayarak sete geri dönse de Murray, daha fazlasına müsaade etmedi ve son iki oyunu kazanarak finale yükseldi.

 Federer ise şampiyonlukla neticelenecek olan yoluna Michael Llodra maçıyla başladı. Federer, ilk seti 17 dakikada oyun dahi vermeden bitirdiğinde Steffi Graf'ın 1988 Fransa Açık finalinde yaptığının (*) bir benzeri gerçekleşebilir mi sorusu akıllara gelmişti. Ancak maça fırtına gibi giren İsviçreli yıldız, daha sonra hız kesti ve ikinci seti de tie-break oyunuyla kazanarak bir üst tura yükseldi. Yaşayan efsanenin ikinci tur ve çeyrek finaldeki rakipleriyse daha önce hiç yenilmediği isimlerdi. Feliciano Lopez'i onuncu, Mikhail Youzhny'i de on ikinci kez yenen İsviçreli raket, geleneği bozmadı. Yarı finalde son dönemlerde sıklıkla karşılaştığı Juan Martin Del Potro ile finale kalabilme mücadelesi veren Federer, ciddi bir testten geçti. Maçı 7-6(5) ve 7-6(6)'lık iki tie-break setiyle kazanan Fedex, ikinci setin tie-break oyununu 2-6'dan, yani üst üste dört set puanını bertaraf ederek çevirdi ve finale yükseldi.

 Erkekler tenisinin üç ve dört numarasını karşı karşıya getiren finalde ise Ekselansları Roger Federer, tenis tarihinin en zengin vuruş repertuvarından demetler sundu. Güçlü forehand vuruşları, kısa topları ve zaman zaman uyguladığı servis voleleriyle hızlı zeminlerdeki üstün performansını bir kez daha gözler önüne seren Federer, kritik oyunlarda da vitesi yükseltmeyi başardı. Hem ilk seti bitirdiği oyunun hem de mücadeleye nokta koyduğu oyunun hemen arefesinde rakibinin servisini kıran Ekselansları, sahadan 7-5 ve 6-4'lük setlerle galip ayrılarak tekler kariyerinin 72. şampiyonluğunu elde etti. Dubai Tenis Şampiyonası'nda da beşinci kez ipi göğüsleyen Fedex, kariyerinin 50. sert zemin kupasını kaldırdı.

 Maçtan sonra verilen demeçlerde ise Andy Murray, altı çizilmesi gereken sözler söyledi. İskoç raket, Federer'in bu tip hızlı zeminlere son derece uygun bir oyuna sahip olduğunu söyledi ve ekledi: ''Eğer bu turnuvadakine benzer zeminde daha fazla turnuva oynanıyor olsaydı bence Federer, kesinlikle önümüzdeki birkaç yılda da klasmanın en tepesinde bulunuyor olacaktı.'' 


 Yazının sonuna gelirken turnuvayı hafta boyunca canlı yayınlayıp final mücadelesinin olduğu saate voleybol maçı koyan Sports Tv kanalına sitem etmeden geçemeyeceğim. Olayın saçmalığı şekil A'da görülüyorken kafa ütülemeye gerek var mı bilmiyorum. Kaldı ki tenis yayını yapması kamu görevi olan devlet televizyonunun her sene Fransa Açık'ı yayınlama konusunda gösterdiği performans hepimizin malumu. Hâl böyleyken bu ülkede özel bir televizyon kanalından kitaba uygun bir turnuva yayını beklemek şu an için iyimserlik. Yine de spor kanallarından tenisi lüks olarak görmemelerini ve biraz daha ciddi olmalarını önemle rica ediyoruz. Bu konu, kabak tadı vermeye başladı çünkü.
 
  Haftalık değerlendirmemizi burada bitiriyor ve herkese bol tenisli günler diliyoruz. Hoşça kalın.
 
  *1988 Fransa Açık finalinde Steffi Graf, Natasha Zvereva'yı 6-0 ve 6-0'lık setlerle sadece 32 dakika sonunda yenmiş ve şampiyonluğa ulaşmıştı.

 Yunus Dilber
 Spor7.com 

27 Şubat 2012 Pazartesi

Televizyonda Tenis


 Atp turunda bu hafta Novak Djokovic, Roger Federer ve Andy Murray gibi isimlerin katıldığı 500 puan değerindeki Dubai turnuvası var. Sports Tv'nin bugünkü yayın akışında Djokovic'in ilk tur maçı bulunuyor; fakat gelin görün ki turnuvayla ilgili yayın programının ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Zira kanalın resmi sitesinde konuyla ilgili bir haber olmadığı gibi bir sonraki günün yayın akışına da ulaşılamıyor. Yine de bilginiz olsun. Biz, program belli oldukça yazıyı güncelleriz.

 27 Şubat Pazartesi 17:00- Sports Tv- Atp 500 Dubai ilk tur
 28 Şubat Salı 12:00- Sports Tv- Atp 500 Dubai ilk tur
 28 Şubat Salı 17:00- Sports Tv- Atp 500 Dubai ilk tur
 29 Şubat Çarşamba 12:00- Sports Tv- Atp 500 Dubai ikinci tur
 1 Mart Perşembe 12:00- Sports Tv- Atp 500 Dubai çeyrek final
 1 Mart Perşembe 17:00- Sports Tv- Atp 500 Dubai çeyrek final 
 2 Mart Cuma 17:00- Sports Tv- Atp 500 Dubai yarı final

 Fotoğraf: Ana Ivanovic

20 Şubat 2012 Pazartesi

Bir Siftah Bir de Klasik


 http://www.spor7.com/artikel.php?artikel_id=37

 Atp turunda geride kalan haftanın en önemli organizasyonu Hollanda'nın Rotterdam kentinde düzenlenen 500 puan değerindeki ABN Amro Dünya Tenis Turnuvası idi. Bir evvelki yazımızda halkaların peşindeki adam olarak nitelediğimiz Ekselansları Roger Federer, sürprize mahal vermeyerek kariyerinin 71. tekler şampiyonluğunu elde etti ve 12 yıldır süregelen her sezon en az bir kupa kazanma istatistiğini de devam ettirmiş oldu.

 Türkiye'deki tenisseverlerin de yarı finalden itibaren televizyondan takip etme olanağı bulduğu turnuvayı şampiyonlukla tamamlayan Federer, çok da formda olmadığı bir haftadan kupayla çıkarak hem tecrübesini konuşturdu hem de klasını gösterdi. İlk turda Mahut'yü eledikten sonra Youzhny'nin çekilmesiyle direkt olarak çeyrek finale kalan Federer, Finlandiyalı Jarkko Nieminen'i de oldukça yakın geçen bir mücadelenin ardından 7-5 ve 7-6(2)'lık setlerle eleyebilmişti. Ana tabloda İsviçreli raketin bulunduğu bölümün diğer yarı finalisti ise son birkaç yıldır eski günlerini mumla aratan Rus Nikolay Davydenko olmuştu. Rus raket, on dokuzuncu kez karşısına çıkacağı Federer'den daha önce yalnızca iki galibiyet koparabilmişti.

 Mücadeleye iyi başlayan taraf Davydenko oldu. Oyunu rakibinin backhand kanadına yıkan Kolya, derin ve agresif vuruşlarıyla da Federer üzerinde gerekli baskıyı oluşturup ilk seti 6-4'le hanesine yazdırdı ve ikinci sette de servis kırarak 3-1 öne geçti. Oyunun bu bölümüne kadar oldukça pasif bir görüntü sergileyen ve dolayısıyla rakibinin geri çizginin içinden yaptığı agresif vuruşlara davetiye çıkaran Federer için maç, servis attığı beşinci oyunda başladı. Vuruşlarında daha agresif bir görüntü sergilemeye başlayan ve daha derine oynamayı başaran Federer, kritik puanlarda da yaptığı müthiş savunmayla ön plana çıktı ve üst üste beş oyun kazanıp hem skoru dengeledi hem de rakibinin oyun içindeki akıcılığını keserek momentumu arkasına aldı.

 Final setinde ise maç iki tarafa da gitti geldi. Federer, setin başında yakaladığı şansları kullanabilseydi muhtemelen Davydenko'nun direnci de kırılmış olacaktı; fakat öyle olmadı. Servis kullandığı oyunlara bir şekilde tutunmayı başaran Rus raket, 4-3 öndeyken Federer'in servisinde 0-40'ı buldu. Servis kırdırması hâlinde rakibinin maç için servis atacağının bilincinde olan Federer, bu oyunu üst üste beş puan kazanarak kurtardı ve hemen arkasından da 0'a karşı servis kırarak anahtarı eline aldı. Onuncu oyunda servislerini maç için kullanan İsviçreli raket, hata yapmayarak kendisi için bir nevi erken final niteliğinde olan bu zorlu mücadeleden galibiyetle ayrıldı.

 Ekselanslarının finaldeki rakibiyse son Avustralya Açık çeyrek finalinde rahat bir şekilde elediği Arjantinli Juan Martin Del Potro'ydu. El bileğindeki sakatlığın ardından eski günlerine dönmeye çalışan ve Avustralya Açık sonrası ilk 10'a yeniden merhaba diyen Arjantinli, final mücadelesinde beklentilerin altında kalan bir performans gösterdi. 'Tandil Kulesi', arka arkaya çok sayıda basit hata yapınca skorun bir anda 5-0'a gelmesine engel olamadı ve açılış setini kazanan taraf 6-1'lik skorla Roger Federer oldu. İkinci sette ilk sete oranla daha iyi bir oyun ortaya koyan Delpo karşısında servis kırarak 3-2 öne geçen Federer, bu avantajını setin sonuna dek korudu ve 6-4'lük skorla mutlu sona ulaşan taraf oldu. Federer'in 1 saat 26 dakikada tamamladığı final mücadelesinin kilit istatistiği ise İsviçreli efsanenin maç boyunca rakibine tanıdığı yedi servis kırma şansının tamamını bertaraf etmesi oldu.

 Atp takviminde bu hafta yer alan diğer turnuvalarda ise ipi göğüsleyen isimler, Nicolas Almagro ile Kanadalı genç yetenek Milos Raonic oldu. Toprak kortta düzenlenen Brezilya Açık turnuvasının finalinde Filippo Volandri'yi 6-3, 4-6 ve 6-4'lük setlerle yenen Almagro, kariyerinin -tamamı toprak kortta olmak üzere- 11. tekler şampiyonluğunu elde etti. San Jose'de düzenlenen Güney Afrika Açık'ta ipi göğüsleyen Milos Raonic ise hafta boyunca yalnızca bir kez servis kırdırdığı turnuvanın finalinde Özbek Denis Istomin'i 7-6(3) ve 6-2'lik setlerle yenip zafere ulaştı. Kanadalı raket, hatırlanacağı gibi profesyonel kariyerindeki ilk tekler şampiyonluğuna da geçtiğimiz yıl yine bu turnuvada ulaşmış ve 1995'te Güney Kore'de Atp turnuvası kazanan Greg Rusedski'nin ardından bu başarıya ulaşan ilk Kanadalı tenisçi olmuştu.

 Kadınlar kanadında ise haftanın en önemli turnuvası hiç kuşkusuz Doha'da düzenlenen Katar Açık'tı. Wta turundaki birçok elit raketin katıldığı turnuvaya damgasını vuran isimse yine Victoria Azarenka oldu. Aynı zamanda dünya 1 numarası olan Belaruslu raket, Samantha Stosur'u 6-1 ve 6-2'lik setlerle adeta korttan sildiği final maçının ardından 2012'de katıldığı üçüncü turnuvada da mutlu sonu görerek bu yılki maç kaydını 17-0'a taşıdı. Sezonun şu ana kadarki bölümünde yenilgi yüzü görmeyen Vika, son mağlubiyetini ise ülkemizin ev sahipliği yaptığı sezon sonu turnuvasının finalinde Petra Kvitova'ya yenilerek almıştı. Öte yandan turnuvanın en büyük sürprizi ise Azarenka'dan önceki dünya 1 numarası Caroline Wozniacki'nin ilk turda elenmesi oldu. Çek Lucie Safarova karşısında final setinde 5-4 öndeyken üst üste üç maç puanından yararlanamayan Danimarkalı, 4-6, 6-4 ve 7-6(3)'lık setler sonrası mücadeleden boynu bükük ayrıldı.

 Son olarak Wta'da geçtiğimiz hafta oynanan diğer turnuvada ise ipi göğüsleyen isim 19 yaşındaki genç İspanyol Lara Arruabarrena Vecino oldu. Kadınlar turunun toprak kort sezonuna merhaba dediği Bogota turnuvasında Rus Alexandra Panova'yı 6-2 ve 7-5'lik setlerle yenerek şampiyonluğa ulaşan İspanyol tenisçi, tekler kariyerinin ilk kupasını kazanmış oldu.

 Geçtiğimiz hafta oynanan turnuvalarla ilgili analizlere ve önemli anekdotlara yer verdiğimiz yazının sonuna gelmiş bulunuyoruz. Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle... Tenisiniz bol olsun !


 Yunus Dilber
 Spor7.com 

17 Şubat 2012 Cuma

Tenis Ekranı


 Sports Tv, resmi internet sitesinde verilen bilgiye göre Roger Federer ve Juan Martin Del Potro'nun da yer aldığı 500 puan değerindeki Rotterdam turnuvasının yarı final ve final maçlarını yayınlanacak. Bir dönem yalnızca D Smart bünyesinde yayın yapan kanal, bildiğim kadarıyla artık uydu üzerinden de şifresiz olarak takip edilebiliyor.

 18 Şubat Cumartesi 20:30- Sports Tv- Atp 500 Rotterdam ikinci yarı final 
 19 Şubat Pazar 15:00- Sports Tv- Atp 500 Rotterdam final

 Fotoğraf: Novak Djokovic

14 Şubat 2012 Salı

Roger Federer: Halkaların Peşinde


 http://www.spor7.com/artikel.php?artikel_id=35

 Roger Federer hakkında yazı yazarken çok büyük sıkıntı çekiyor insan. Zira öyle zannediyorum ki birçoğumuzun sahip olduğu kelime dağarcığı, onun tenisiyle ilgili herhangi bir özelliğin tasvirine yetecek düzeyde olamıyor çoğu zaman. Yılların birikimi; kırılan binlerce rekor, kazanılan rekor sayıda kupa ve ardı arkası kesilmeyen daha birçok başarı olarak Vikipedi maddelerinde tezahür ediyor olsa da bu başarıların üstlendiği rol, İsviçreli yaşayan efsanenin bugün sahip olduğu payenin dayanaklarından ziyade tescillerini ifade ediyor. Ölümsüz tenis sanatçısı bu yılki hedeflerini de iki ana unsur üzerinde şekillendiriyor: beş halkalı kürsünün zirvesi ve dünya klasmanının en tepesi.

 Gerek oynadığı oyun gerekse de ortaya koyduğu karakterle kökleri yüzyıllar öncesine dayanan tenis sporunun bir nevi fahri elçiliğini üstlenen Federer için olimpiyat oyunlarının arz ettiği önemi ve bu önemin nedenlerini sorgulamak elbette ki abesle iştigal etmek olacaktır. Bunun yanında tenis için çeşitli sebeplerden ötürü bu zamana kadar pek de önemli bir kariyer kıstası olarak görülmeyen olimpiyat altın madalyasının Ekselansları tarafından çok önemli bir kilometre taşı olarak addedilmesinde iki önemli gerçeğin etkili olduğunu söylemek mümkün: birincisi olağanüstü tekler kariyerinde eksik kalmış bir evrağı tamamlamak istemesi, ikincisi ise oyunların kendisi açısından her şeyin başladığı yer olan Londra'daki Wimbledon kortlarında düzenlenecek olması.
 
 Federer, vaktiyle de belirttiği gibi daha sonraları efsanesi olacağı bu oyundaki ilk büyük adımını Londra'nın yeşil çimlerinde atarak gençlerdeki ilk büyük kupasına ulaşmış ve tenisin zirvesinde yürümeye devam ettiği süre zarfına Sampras galibiyetinden grand slam kazanma rekoruna kadar birçok özel başarı sığdırmıştı. Gönlünde her zaman farklı bir yeri olan Londra'da düzenlenecek olimpiyatları kendi jenerasyonu için çok büyük bir şans olarak niteleyen Ekselansları, bir yandan da gözünün klasman liderliğinde olduğunu söylüyor. İsviçreli raket, bu hedefe de yakın olduğunu düşünüyor ve bir ya da iki grand slam şampiyonluğunun kendisini yeniden zirveye çıkaracağını söylüyor.

 Elbette ki ilerleyen yaşın oyun içinde yarattığı birtakım sıkıntıları, zirve yolunda yer alan diğer oyuncuların gösterdiği performansları ve buna mukabil olarak bazı raketlerin oyun stili olarak kendisine tehdit unsuru oluşturan bir yapıya sahip olduklarını göz önüne aldığımız zaman usta sanatçının işinin kolay olduğunu söylemek pek mümkün görünmüyor; fakat şu var ki ''Bu sporu kimse benden daha fazla sevemez. Bunun için de pek çok fedakarlık yapıyorum. Ancak karşılığını aldıkça da bırakmak istemiyorum.'' diyen Roger Federer için ne yazarsak yazalım bir yere kadar.

 Velhasılıkelam, Londra şehrinin kendi hayatındaki önemini defaatle dile getiren Federer, olimpik bir yıl olan 2012'de de yine zirvede olmanın ve kariyerindeki çok özel başarılara bir yenisini daha eklemenin mücadelesini verecek. 


 Yunus Dilber
 Spor7.com

7 Şubat 2012 Salı

Kupaya Fransız: Gael Monfils


 http://www.spor7.com/artikel.php?artikel_id=34

 Teniste sezonun ilk grand slam turnuvası olan Avustralya Açık'ın geride kalmasının ardından heyecana geçtiğimiz hafta oynanan Fed Kupası maçları ve Atp turnuvalarıyla devam edildi. Kadınlar tenisinin birçok önemli isminin ülkeleri adına ter döktükleri haftada erkekler klasmanında mütevazı sıraların oyuncusu konumundaki birçok tenisçi de 250 puan değerindeki Montpellier, Zagreb ve Vina Del Mar turnuvalarında raket salladı.

 Atp turunda geçtiğimiz haftanın en önemli olayı Montpellier'de oynanan Güney Fransa Açık turnuvasıydı. Üç yıl öncesine kadar Lyon'da düzenlenen; fakat daha sonra şimdiki yeri Montpellier'e taşınan turnuvanın bu yılki şampiyonu Tomas Berdych oldu. Ana tabloda oynadığı dört maçın üçünü ev sahibi raketlere karşı kazanan Berdych, Mahut ve Serra'nın ardından finalde de son şampiyon Gael Monfils'i 6-2, 4-6 ve 6-3'lük setlerle devirerek mutlu sona ulaştı. Bu zafer, Çek raketin kariyerindeki ikinci salon turnuvası şampiyonluğu oldu. Berdych, kapalı kortlardaki ilk şampiyonluğuna ise 2005 yılında yine Fransa'da Paris Masters'ı kazanarak ulaşmıştı.

 Tenisseverlerin çeyrek finalden itibaren televizyondan takip etme fırsatı buldukları turnuvanın final mücadelesindeki kilit nokta ikinci servisler oldu. Maç boyunca ikinci servislerinden sadece %29 oranında puan çıkarabilen Monfils, bunun bedelini maçı kaybederek ödedi. Final setinin sekizinci oyununda ilk servis bulmakta zorlanan Fransız raket, Berdych'in yakaladığı servis kırma puanında da çift hata yaptı ve skorun 5-3'e gelmesine engel olamadı. Hemen akabindeki oyunda servislerini şampiyonluk için kullanan Berdych, mücadeleyi 'ace' ile noktaladı ve kariyerinin yedinci tekler şampiyonluğunu elde etti.

 Berdych'in Fransa'da düzenlenen bir turnuvada üç Fransız raketi yenerek şampiyon olması kadar dikkat çekici bir diğer noktaysa Monfils'in kariyerindeki 17. turnuva finalinde 13. yenilgisini alması oldu. Final kazanma oranı istatistiğinde erkekler tenis tarihinin en kötü oyuncuları arasında yer alan(*) Monfils, sezonun ilk haftasında oynanan Katar Açık'ta da yarı finalde Rafael Nadal'ı eleyerek finale yükselmiş; fakat şampiyonluk maçında vatandaşı Tsonga'ya yenilmekten kurtulamamıştı. 

 
 Geçtiğimiz hafta oynanan diğer salon turnuvasına ise Hırvatistan ev sahipliği yaptı. Başkent Zagreb'de düzenlenen turnuvada mutlu son, kariyerinin ilk Atp finaline çıkan Lukas Lacko'yu 6-2 ve 6-3'lük setlerle zorlanmadan yenen Mikhail Youzhny'nin oldu. Rus raketin şampiyonluk özlemine son verdiği turnuvada ilk defa bu yıl hiçbir ev sahibi raket finale yükselme başarısı gösteremedi. 1973 Roland Garros'ta Nikola Pilic'in oynadığı finalle tenis sahnesine çıkan Hırvatistan, daha sonra Iva Majoli ve Goran Ivanisevic'in kazandığı grand slam turnuvalarıyla zirve yapmıştı. 2000'li yıllarda da Ivan Ljubicic ve tenisi geçtiğimiz yıl bırakan Mario Ancic'le gayet iyi bir şekilde temsil edilen Hırvatların son dönemlerdeki en iyi ismi olan Marin Cilic ise iki yıl evvel Avustralya'da oynadığı yarı finalin ardından beklentilerin uzağında kalan bir grafik çizdi.

 Sezonun ilk toprak kort turnuvası olan Vina Del Mar'da ise zafer Juan Monaco'nun oldu. Genellikle düşük profilli toprak kort turnuvalarında elde ettiği başarılarla gündeme gelen Arjantinli raket, finalde vatandaşı Carlos Berlocq'u 6-3, 6-7(1) ve 6-1'lik setlerle yenerek beş yıl sonra ilk kez şampiyonluk sevinci yaşadı.

 Kadınlar tenisindeki birçok yıldız ismin ülkelerini temsil ettikleri Fed Kupası'nda ise Çek Cumhuriyeti, Rusya, İtalya ve Sırbistan yarı finale kalan ülkeler oldular. Sırbistan'ın başarısı aynı zamanda ülke tarihinde bir ilk oldu. Dünya klasmanının 1 numaralı ekibi İtalya'nın çiftler maçıyla turlayabildiği haftada Petra Kvitova, Görges ve Lisicki karşısında aldığı kritik galibiyetlerle hem takımına hayat verdi hem de kapalı kortlardaki yenilmezlik serisini 27 maça çıkardı. Fed Kupası'nı son sekiz yılda dört kez müzesine götüren Rusya ise Sharapova'nın da yer aldığı seride İspanya'yı 3-2'lik skorla geçti.

 Geride kalan haftanın öne çıkan başlıkları bu şekildeydi. Atp turunda herhangi bir turnuvanın oynanmayacağı önümüzdeki haftada kadınlarda Paris kapalı kort turnuvası ve Pattaya Açık turnuvaları düzenlenecek. Bu turnuvalarla ilgili en önemli detayları da bu satırlarda bulabileceksiniz. Hepinize iyi haftalar diliyorum. Hoşça kalın.

 
 *İlgili istatistiği görmek için tıklayınız

 Yunus Dilber
 Spor7.com

1 Şubat 2012 Çarşamba

Tenis Ekranı


 Ntv Spor'un bu haftaki yayın akışında Atp turunun 250 puan değerindeki turnuvalarından Montpellier yer alıyor. Fakat bu turnuvadaki maçlardan ziyade şiddetle izlenmesi gereken bir belgesel kuşağı var ki Navratilova-Evert rekabetini konu alıyor. Ntvspor.net'te yer alan yayın akışı ise şu şekilde:

 3 Şubat Cuma 14:00- Ntv Spor- Atp 250 Montpellier çeyrek final
 3 Şubat Cuma 22:00- Ntv Spor- Belgesel Kuşağı: Eşsiz Rekabet 
 4 Şubat Cumartesi 15:00- Ntv Spor- Atp 250 Montpellier yarı final
 4 Şubat Cumartesi 16:30- Ntv Spor- Atp 250 Montpellier yarı final
 5 Şubat Pazar 15:00- Ntv Spor- Atp 250 Montpellier final

 Fotoğraf: Ana Ivanovic

29 Ocak 2012 Pazar

Favorilerin Egemenliğindeki Avustralya Açık


 http://www.spor7.com/artikel.php?artikel_id=31

 Sezonun ilk grand slam turnuvası olan Avustralya Açık'ın 100.sü hafta sonu oynanan final maçlarıyla son buldu. Bilhassa bayanlar kanadında son zamanlardaki birçok büyük turnuvaya oranla favori raketlerin çok daha baskın olduğu bir turnuva izlediğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Hâl böyle olunca turnuvanın ikinci haftası, tenisseverler açısından bir tenis ziyafetine dönüştü. Hikayelerin ana kahramanlarını genellikle her iki turdaki elit oyuncuların oluşturduğu turnuvada mutlu sona ulaşan isimler, Victoria Azarenka ve Novak Djokovic oldu.

 Avustralya Açık'ın bu yılki tek bayanlar finali Victoria Azarenka ile Maria Sharapova'yı karşı karşıya getirdi. Vika, kariyerinin ilk grand slam finaline Rod Laver Arena'da çıkacakken aynı deneyimi daha önce iki kez yaşayan Sharapova, geçirdiği omuz sakatlığının ardından kortlara döndükten sonraki ilk büyük zaferini kovalayacaktı. Finali önemli kılan bir başka noktaysa kazanan tenisçinin turnuvadan sonra açıklanacak yeni Wta klasmanında 1 numaraya yükselecek olmasıydı. Tüm bunlar göz önüne alındığında çekişmeli ve zevkli bir kadınlar finali için sağlam bir zemin oluşturulmuş gibiydi. Fakat ne yazık ki korttaki mücadelenin akışı, bu sağlam zeminin üstüne gerekli tuğlaları yerleştirebilecek liyakatte olmadı, olamadı.

 Finalin ilk iki oyununu kaybeden Azarenka, sonraki on üç oyunda sadece bir kez fire vererek ipi göğüsleyen taraf oldu ve sonuna kadar hak edilmiş bir şampiyonluk elde etti. Belaruslu, Melbourne Park'a gelmeden evvel Sidney turnuvasında mutlu sona ulaşmış ve otoriteler tarafından şampiyonluğun bir numaralı adayı olarak gösterilmişti. Vika da bu beklentiyi boşa çıkarmadı. Zaten ilk turlarda zorlanmak şöyle dursun, kaybettiği oyunlar sayıldı. Agnieszka Radwanska karşısında geriye düştükten sonra ikinci ve üçüncü setleri domine eden Belaruslu raket, son şampiyon Clijsters karşısında oynadığı yarı final mücadelesinin son setinde 15 dakikaya yakın süren servis oyununu kırdırdıktan sonra galip gelmeyi bilerek mental anlamda ne kadar olgunlaştığını gözler önüne seriyordu.

 Sharapova karşısında ise tenisin doğrularını yapan taraf yine kendisiydi ve dediğim gibi maçı sonuna dek hak etti. Sakatlık sonrası dönüşünün ardından bir daha asla eskisi gibi oynayamayan Sharapova, daha önceki yazılarımızda sıklıkla belirttiğimiz oyun için eksikliklerinin bileşkesi neticesinde korttan mağlubiyetle ayrıldı. Fakat mağlubiyetten ziyade ikinci seti oyun bile alamadan kaybetmiş olmasının onun en iyi tenis oynadığı turnuvalara, maçlara tanıklık etmiş tenisseverlere büyük üzüntü yaşattığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çok kuvvetli bir iç dünyaya sahip olan Sharapova, gerçek bir şampiyon olduğunu Kvitova'ya karşı kazandığı mücadelenin final setinde yine göstermiş olsa da eskisinin çok uzağında seyreden oyunu, onu bir kez daha bir grand slam zaferinden alıkoydu.

 Tek bayanlar kanadında Azarenka'nın şampiyonluğu kadar, hatta belki ondan daha fazla ses getiren bir diğer gelişmeyse Caroline Wozniacki'nin çeyrek final mücadelesi sonrası tahtını kaybetmesi oldu. Danimarkalı raket, 67 hafta zirvede kaldığı bu dönemde oldukça yoğun ve bana kalırsa bir hayli de haksız eleştirilerin muhattabı oldu. Daha önce kaleme aldığım ''Grand Slam Kazanamadan Zirveye Kurulanlar'' başlıklı yazımda da belirttiğim gibi kendisi bu konuda ne bir ilkti ne de bir son olacak. Burada eleştirilmesi gereken şey, ne puan sistemi ne de Wozniacki'nin kendisidir. 1 numara olmak, sadece grand slam kazanmakla ilişkili olsaydı Svetlana Kuznetsova'nın en iyi derecesi 2.lik olmazdı. Mesele farklı. Mesele, performansını sezon geneline yayabilen yıldız tenisçi eksikliği; ama kimse bundan bahsetmiyor. Neyse, artık grand slam kazanan biri zirvede yer aldığına göre hem kendisi hem de biz geyikten öteye gitmeyen bu muhabbetten kurtulmuş olduk.

 Turnuvanın en büyük sürprizine ise hiç kuşkusuz Ekaterina Makarova imza attı. Dördüncü tura kalan raketler arasında klasmandaki derecesi en düşük isim olan Makarova, yatağından yeni kalkıp maça çıkmış gibi bir görüntü sergileyen Serena Williams'ı 6-2 ve 6-3'lük setlerle eledi. Ne var ki Rus tenisçi, bir sonraki turda vatandaşı Sharapova'ya aynı set skorlarıyla elenerek yoluna devam edemedi. Öte yandan tek bayanlardaki en epik maç ise hiç kuşku yok ki dördüncü turdaki Kim Clijsters ile Na Li arasındaki mücadeleydi. Geçen yıl finalde karşılaşan ve puanları çok iyi kurgulayan iki raketin mücadelesinde Clijsters, 4-6 kaybettiği ilk setin ardından 2-6 geriye düştüğü ikinci setin tie-break oyununda üst üste dört maç puanını bertaraf ederek galip gelmeyi başardı; fakat bu galibiyeti, son şampiyon unvanını koruması için yeterli olmadı. Çinli Na Li ise maçtan sonra düzenlediği basın toplantısını gözyaşları içinde terk etmek zorunda kaldı.

 Netice itibarı ile kadın tenisindeki yeniler mevsiminin devam ettiği bir turnuva oldu Avustralya Açık. Geçen yıl Na Li ile başlayan, Kvitova ve Stosur ile devam eden seriyi Azarenka devam ettirmiş oldu. Fakat Azarenka haricindeki diğer üç ismin kazandıkları bu başarıların ardından çıktıkları ilk grand slam turnuvasında ikinci turdan öteye gidemediklerini de hatırlatmakta fayda var. Azarenka'nın bu istatistiği sürdürüp sürdürmeyeceğini ise Roland Garros'ta göreceğiz.

 Geçelim tek erkekler kanadına. Orada da Djokovic'in grand slam kazanma ve Rafael Nadal'ı yenme serisinin devam etmesine şahit olduk. Sırp raket, 5 saat 53 dakika süren ve olağanüstü bir mücadeleye sahne olan final maçını Nadal karşısında beş set sonunda kazanmayı başardı. Finalle ilgili söylenebilecek pek fazla bir şey yok. Yine bu ikili arasında oynanan ve bir hayli boğucu olan son Amerika Açık finalinin beş setlik versiyonunu izledik diyebiliriz. Maç, iki tarafa da gitti geldi. Rafael Nadal, yine mücadeleci karakteriyle ve kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı savunmasıyla ön plana çıktı ve maçın final setinde servis kırarak 4-2 öne geçti. Djokovic'in fiziksel olarak tükenmiş gibi bir görüntü sergilemesi ve momentumun Rafa'ya geçmiş olması düşünüldüğünde maç bitmiş gibi görünüyordu; fakat ikili arasında bundan önce oynanan son altı karşılaşmada olduğu gibi son sözü söyleyen yine Djokovic oldu ve Sırp raket, kariyerinin beşinci grand slam zaferini elde etti.

 Geçtiğimiz yılki Roland Garros ve Amerika Açık turnuvalarında olduğu gibi bu yılki Avustralya Açık'ta da yarı finalleri dünya klasmanının ilk dört basamağında yer alan raketler oluşturdu. Tek fark, eşleşmelerin Nadal-Federer ve Djokovic-Murray şeklinde olmasıydı. Rüya yarı final olarak adlandırılan ilk eşleşmede ezber bozulmadı. Nadal, Federer karşısında her zamanki oyununu oynadı ve tutuk bir görüntü sergilediği ilk setin ardından direksiyona geçti. İkinci sette varlık gösteremeyen Ekselansları, ilerleyen bölümde bazı şanslar yakalasa da direnci iyice artan rakibi karşısında bir türlü bitirici darbeyi vuramadı ve dört set sonunda mağlup oldu. Yarı finalin diğer ayağı ise geçen yılın finalistlerini karşı karşıya getirdi. Yeni koçu Ivan Lendl ile birlikte kariyerinin ilk büyük turnuva zaferini kovalayan Murray, setlerde 2-1 öne geçtiği mücadeleyi Djokovic'in kritik puanlardaki başarısı neticesinde kaybetti ve grand slam kazanma hayallerini bir başka bahara bıraktı.

 Atp'nin ''Kare As''ının domine ettiği tek erkekler kanadındaki en büyük hikayenin baş mimarı ise Japon raket Kei Nishikori oldu. Katar Açık'ı kazandıktan sonra Avustralya Açık'ın gizli favorileri arasındaki yerini alan Tsonga'yı beş setlik bir mücadelenin ardından devirerek çeyrek finale kalan Nishikori, 80 yıl sonra bu turnuvada adını son sekize yazdıran ilk Japon raket olarak kayıtlara geçti. Son dönemlerde kadınlar turuna Ai Sugiyama ve Kimiko Date-Krumm gibi çok önemli oyuncuları kazandıran Japon tenisi, Kei Nishikori sayesinde adını erkekler turunda da duyuracağa benziyor. Turnuva sırasında birçok tebrik mesajı aldığını belirten Nishikori'nin geçtiğimiz yıl Basel'de düzenlenen turnuvaya özel davetle katılıp yarı finalde dünya 1 numarası Novak Djokovic'i son seti 6-0 biten bir maçla elediğini hatırlatmakta fayda var.

 Son olarak ev sahibi ülkeden Lleyton Hewitt'e de bir parantez açmak gerekiyor. 2000'li yılların başında elde ettiği başarılarla Avustralya tenisinin son yıllardaki en başarılı ismi olan Hewitt, Stosur'un ilk turda veda ettiği turnuvada vatandaşlarının yüzünü kara çıkarmadı. İkinci turda eski 1 numaralardan Roddick'i,üçüncü turda da son dönemlerde adından sıklıkla söz ettiren Kanadalı genç yetenek Raonic'i eleyen Avustralyalı raket, Djokovic karşısında setlerde 2-0, üçüncü sette de 3-0 gerideyken maçı dördüncü sete taşımayı başardı ve ortaya koyduğu şampiyon karakteriyle takdir topladı.

 Bir notum da hakemlerle ilgili olacak. Turnuvada görev alan çizgi hakemlerinin iki haftalık süre boyunca felaket bir performans sergilediklerini belirtmeden edemeyeceğim. Yazımı tek erkekler finalini çok iyi özetleyen iki fotoğrafla noktalıyorum. Hoşça kalın.


 Yunus Dilber
 Spor7.com

13 Ocak 2012 Cuma

Yedi Yıl Sonra İlk Kez


 http://www.spor7.com/artikel.php?artikel_id=25

 Bu yıl Melbourne Park kortlarında 100.sü düzenlenecek Avustralya Açık'ta ana tablolar belli oldu. Roger Federer ve Rafael Nadal'ın aynı yarıda bulunduğu erkekler ana tablosu ile son yıllarda her türlü sürprize açık olan kadınlar ana tablosu, tenisseverlere yine heyecanlı maçlar vaad ediyor. Bu yazıda belli başlı birkaç eşleşmeye değineceğiz. Öyleyse kadınlar kanadından başlayalım.

 Bildiğiniz gibi Kim Clijsters ve Na Li, geçtiğimiz yılki Avustralya Açık'ta final oynamışlar ve kazanan üç set sonunda Clijsters olmuştu. Bu, Clijsters'ın kariyerindeki dördüncü grand slam şampiyonluğu olduğu gibi Amerika Açık dışında elde ettiği ilk büyük zaferdi. 2008 yılında Çin'de devlet eliyle yürütülen spor sisteminden ayrılmasıyla yükselişe geçen kariyerinin ilk grand slam finalinden boynu bükük ayrılan Na Li ise sezonun devamında Roland Garros'ta mutlu sona ulaşarak tarihte bir grand slam kazanan ilk Asyalı tenisçi olmuştu. Puan kurgulama becerisi çok iyi olan bu ikilinin yolu eğer elenmezlerse bu yıl dördüncü turda kesişiyor. Bir tarafta Brisbane turnuvasında yaşadığı sakatlıktan ötürü durumu muallak olan Clijsters, diğer tarafta ise bu hafta katıldığı Sidney turnuvasında üst üste ikinci finaline çıkan, ancak kupayı Azarenka'ya kaptıran bir Na Li var.

 Dünya 1 numarası Wozniacki ise bir numara olmasının avantajıyla çeyrek finale kadar yine iyi sayılabilecek bir kura çekti. Sezon başlamadan evvel teknik ekibinde değişikliğe giden Danimarkalının oyunundaki bazı noktaları değiştirme çabaları böylesine büyük bir turnuva için önemli bir handikap olarak görülebilir. Eğer Wozniacki çeyrek finale kalır ve Na Li ile eşleşirse bu da enteresan bir durum olacak. Zira bu ikili 2010'da dördüncü turda, geçtiğimiz yılda da yarı finalde karşı karşıya gelmişti ve bu maçların ikisini de Çinli raket kazanmıştı. Hatta geçtiğimiz yılki yarı final eşleşmesinde Wozniacki, maç puanı şansından yararlanamayarak mücadeleyi kaybetmişti.

 Kadınlar ana tablosunun son çeyreğinde bulunan turnuvanın favorisi konumundaki Petra Kvitova'yı ise çeyrek finalde ev sahibi ülkeden Samantha Stosur bekliyor. Dört numaralı seribaşı Sharapova'nın bulunduğu bir üst çeyrekte ise Rus fenomeni çeyrek finale kadar form durumu olarak kapalı kutu olan, fakat isim olarak çekinilebilecek rakipler bekliyor. Bu çeyrek, aynı zamanda bir Vera Zvonareva-Serena Williams eşleşmesi vaad ediyor; fakat son olarak Brisbane turnuvasında şampiyonluğa ulaşan Estonyalı Kaia Kanepi'nin buradan sıyrılıp çeyrek finale yükselme şansı hiç de az değil.

 Erkekler ana tablosunda ise en dikkat çekici durum, yazımızın ilk paragrafında da belirttiğimiz gibi tenis tarihinin en büyük rekabetinin baş mimarları olan Roger Federer ve Rafael Nadal'ın aynı yarıda bulunması. Bu da demek oluyor ki bu tip büyük turnuvaların finallerinde izlemeye alışık olduğumuz ikilinin yolu, elenmedikleri takdirde bu sefer yarı finalde kesişecek. Federer ve Nadal'ın bir grand slam yarı finalinde oynadıkları ilk ve tek karşılaşma ise hatırlayacağınız gibi 2005 Roland Garros'taydı ve Rafa, bu mücadeleden dört set sonunda galip ayrılmıştı.

 Dünya 1 numarası ve birçok kişiye göre de şampiyonluğun bir numaralı adayı konumundaki Novak Djokovic'in gayet iyi bir kura çektiğini söylemek mümkün. Ancak son zamanlarda ismini sıklıkla duymaya başladığımız genç Kanadalı Milos Raonic'in Djokovic'in muhtemel dördüncü tur rakiplerinden biri olduğunu hatırlatmakta fayda var. Öte yandan turnuvaya yine çok büyük beklentilerle gelen Andy Murray'nin ise yarı final yolunda son Katar Açık finalistleri Gael Monfils ve Jo-Wilfried Tsonga bulunuyor. İskoç raketin işi geçen yılın finalisti olarak geldiği turnuvada pek kolay görünmüyor.

 Sezonun ilk grand slam turnuvası öncesi çekilen kuralarla ilgili naçizane yorumlarımız bu şekildeydi. İsteyenler aşağıdaki adreslerden ana tabloları detaylı bir şekilde inceleyebilirler. Herkese keyifli seyirler...

 
 Tek kadınlar
 Tek erkekler

 Yunus Dilber
 Spor7.com

8 Ocak 2012 Pazar

Girdik Yıla Zıpkın(!) Gibi


 http://www.spor7.com/artikel.php?artikel_id=22

 Teniste yeni sezon heyecanı, geçtiğimiz hafta itibarı ile başladı. Federer ve Nadal ikilisi yeni sezonun ilk resmi maçlarını Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen 250'lik turnuvada oynarken, yeni koçu Ivan Lendl ile ilk turnuvasına çıkan Andy Murray'nin durağı Brisbane idi. Aynı turnuvanın kadınlar kanadında Serena Williams, Kim Clijsters ve Samantha Stosur gibi isimler boy gösterirken sezonun ilk haftasına damgasını vuran olaysa hiç kuşkusuz yaşanan sakatlıklar oldu. Bu sakatlıklar, merakla beklenen eşleşmelere engel olduğu gibi sezonun ilk grand slam turnuvası olan Avustralya Açık öncesinde endişelere yol açtı.

 Brisbane turnuvasının kadınlar ana tablosu, birçok heyecanlı eşleşme vaad ediyordu. Kim Clijsters-Samantha Stosur çeyrek final eşleşmesi, Stosur'un ikinci turda Benesova karşısındaki sürpriz mağlubiyetiyle suya düştü. Yarı final için merakla beklenen eşleşme ise Kim Clijsters-Serena Williams idi; fakat bu eşleşme de Serena Williams'ın set vermeden kazandığı Bojana Jovanovski maçında ayak bileğini sakatlaması ve maçın ardından turnuvadan çekildiğini açıklamasıyla bir başka bahara kaldı.

 Tüm bunların akabinde oynanan Clijsters-Hantuchova mücadelesi ise enteresan bir şekilde seyretti. Bir önceki turu Serena'nın çekilmesiyle maç oynamadan geçen Hantuchova, mücadeleye hızlı başladı ve 4-1'i buldu. Daha sonrasındaysa Clijsters toparlandı ve eşitliği yakaladı; fakat setin bundan sonraki kısmı sıkıcı bir mücadeleye sahne oldu. Defans yönü zayıf olan ve ayakları üstünde oldukça yavaş olan rakibi karşısında çok iyi puan kurgulama özelliğine sahip olmasına rağmen yakaladığı fırsatları bir türlü değerlendiremeyen Clijsters, seti tie-break ile de olsa kazanmayı başardı. Ne var ki Belçikalı raket, ikinci sette 1-3 gerideyken sakatlığı sebebiyle maçı bitiremedi ve Hantuchova enteresan bir şekilde kendisini finalde buldu.

 Final maçı ise tek taraflı bir mücadeleye sahne oldu. Rakibini servisleri ve agresif oyunuyla çaresiz bırakan Kaia Kanepi, 6-2 ve 6-1'lik setlerin ardından şampiyonluğa ulaştı. Sürprizlerin ve sakatlıkların damgasını vurduğu turnuvanın en dikkat çekici istatistiğiyse iki yıl üst üste dünya 34.sünün şampiyon olmasıydı. Nitekim geçen yıl bu turnuvayı kazanan Petra Kvitova da buraya 34 numara olarak gelmiş ve sezonun devamında elde ettiği başarılarla yılın en iyi kadın tenisçisi ünvanına layık görülmüştü.

 Uluslararası Brisbane turnuvasının erkekler kanadında ise gülen taraf Andy Murray oldu. İlk iki tur maçında ilk setleri kaybetmesine karşın turnuva ilerledikçe ritmini bulan Murray, finalde Alexander Dolgopolov'u 6-1 ve 6-3'lük setlerle geçerek yeni ekibiyle oynadığı ilk turnuvayı şampiyon tamamladı. Bu, kendisi için sezonun ilk grand slam turnuvası öncesi moral kaynağı olsa da pek bir anlam ifade etmiyor. Eğer Murray bir grand slam şampiyonluğu hedefliyorsa kendisinin sıralamanın ilk üçündeki raketlere karşı bu tip büyük turnuvalarda oynayacağı mücadelelerde ekstra işler yapması, fırsat kollamaktan vazgeçmesi gerekiyor.

 Erkeklerde asıl heyecanın olduğu turnuva ise 250 puan değerindeki Katar Açık'tı. Turnuvaya son şampiyon olarak gelen Federer, Davydenko ve Zemlja maçlarını mükemmel forehand vuruşlarıyla çok rahat kazandı. Tabii bunda rakiplerinin zayıflığının da etkili olduğunu söylemek mümkün. Çeyrek finalde ise Seppi karşısında ilk iki turdaki rahat görüntüsünden uzak olan Ekselansları, maçı üç sette kazandı; fakat yarı finaldeki Tsonga maçına sırtındaki sakatlık sebebiyle çıkamayacağını belirterek turnuvadan çekildi. Bu Federer'in kariyerinde yarım bıraktığı ikinci turnuva oldu. Ekselansları, 2008 Paris Masters'ta James Blake'e karşı oynaması gereken çeyrek final mücadelesine de sırtındaki ağrılar sebebiyle çıkamamıştı.

 Federer'in çekildiği, Nadal'ınsa yarı finalde elendiği turnuvada, tenisseverlerin değil, Fransızların 'rüyası' gerçek oldu. Finalin ilk oyunlarında ritmini bulmakta sıkıntı çeken Tsonga, daha sonra oyuna girdi ve Monfils'i kortun bir o yanına bir bu yanına koşturup puanları neticelendirerek Fransız finalinin galibi oldu. Tsonga'nın geçtiğimiz sezonu Paris Masters ve sezon sonu turnuvasında oynadığı finallerle kapatıp yeni sezonu Doha'da şampiyonlukla açması, bana Davydenko'nun 2009 sonu ve 2010 başındaki form grafiğini hatırlattı.

 Benim takip edemediğim diğer turnuvalarda ise Kvitova ve Berdychli Çek takımı, Milos Raonic ve Jie Zheng mutlu sona ulaşan taraf oldular. İlk hafta turnuvalarının tamamlanmasının ardından gözler yavaş yavaş sezonun ilk grand slam turnuvası olan Avustralya Açık'a çevrildi. Şu anki form durumlarına göre Novak Djokovic ve Petra Kvitova, şahsi kanaatimce rakiplerinden bir adım önde görünüyorlar.


Yunus Dilber
Spor7.com