21 Nisan 2013

Masters Koleksiyoncusu


http://www.tenishaber.com/artikel.php?artikel_id=68

 Aslında Novak Djokovic için toprak kort sezonu iyi başlamamıştı. Sırp tenisçi, oynadığı Davis Kupası eşleşmesinde ayak bileğini çok kötü burkmuştu. Maçın ardından verdiği bir demeçte gözyaşlarına hakim olamayan Nole'nin ayak bileğinden son derece tedirgin olduğu gün gibi ortadaydı. Sezon sonuna kadar kapanması oldukça güç gibi görünen bir puan farkıyla zirve sefası sürmekte olan yetenekli Sırp için bir turnuva kaçırmanın sıralama açısından hiçbir önemi olmazdı. Fakat asıl mühim olan, bu sakatlığın ne kadar ciddi olduğuydu. Zira uzun süreli bir sakatlık süreci demek, bu sezonki ana hedef olan Roland Garros için hazırlıkların büyük ölçüde sekteye uğraması demekti.
   
 Ha çekildi ha çekilecek derken Monte Carlo'da yer alacağını açıklayan Novak, zorlu engelleri bir bir aşarak finalde bu kortların hükümdarı olan Rafael Nadal'ın karşısına dikiliverdi.
  
 Mücadeleye hızlı başlayan dünya 1 numarası, ilk beş oyunu kazanarak açılış setini kolayladı. Setin kalan bölümünde Rafa en iyi yaptığı şeyi yaparak tipik mücadelesini gösterdi ama Djokovic'in buraya kadar getirdiği seti bırakmak gibi bir niyeti yoktu, olamazdı. İkinci set ise görece daha başa baştı. Karar oyununda rakibine göz açtırmayan Djoker, şampiyonluk ipini göğüsleyen taraf oldu. Maç sonu istatistiklerinde Nadal'ın ilk ve ikinci servislerinden puan çıkarma oranlarındaki düşüklük göze çarpıyordu. Bunun sebebi ise İspanyolun görece zayıf servisiyle Djoko'nun en etkili silahlarından biri olan güçlü servis karşılamalarının bir bileşkesiydi.
   
 Karşılaşma, iki raketin son yıllarda oynadığı sayısız maçın bir kopyası hüviyetindeydi. Hem Rafa hem de Novak birbirlerini hem fiziksel hem de mental olarak sonuna kadar zorladılar ve en sonunda pes eden taraf toprak kortların kralı oldu. Bunun haricinde korttaki tenisin göze hitap eder bir tarafı yoktu.
  
 Şampiyonluk ipini göğüsleyen Djokovic, müzesine bir de Monte Carlo kupası eklemiş oldu. Geçtiğimiz yıl Şanghay'da Murray'i devirerek yedinci farklı Masters turnuvasını kazanan ve rekor kıran Sırp raketin koleksiyonu tamamlamak için artık tek eksiği kaldı: Cincinnati. Teniste genellikle Grand Slamlerin hepsini kazanan oyuncuları hatırlarız ama Djoker'ın da yaptığı gerçekten büyük bir iş.
  
 Nadal açısından baktığımızda ise ortada bir turnuvada 10 yıl sonra kaybedilmiş ilk maç var. Seriler de böyle işte, bir gün elbet son buluyor. Fakat maharet, bir seriyi sonlandırmaktan çok o seriyi oluşturmakta yatıyor elbette ki.
  
 İki oyuncuyu da ayrı ayrı tebrik edip yazının sonuna gelirken tenisin yaşayan efsanesi Roger Federer'i de çok özlediğimizi belirtelim. Belki yaşı 31 oldu, belki ayakları eskisi kadar hızlı değil ama onu izlemek hâlâ bir sanat eseri izlemekle eş değer. Ee ne de olsa form geçici, klas kalıcıdır.

Hiç yorum yok: