Dünya
sıralamasında ilk 100'ün dışında bulunan bir tenisçinin birinci önceliği
para kazanmak olabilir. Fakat klasmanın tepesindeki oyuncular için en
önemli motivasyon kaynağı para değil, başarıdır. Başarının da ölçütü, Grand Slam'ler başta olmak üzere büyük turnuvalarda şampiyon olmaktır. Bunlar gerçekleştiğinde para da kendiliğinden gelecektir.
Grand Slam'leri ana hedef olarak olarak belirlemiş tenisçilerin sezonluk takvimlerinde ağırlık yüksek profilli turnuvalardadır. Bu, rekabetin içinde kalmalarını ve böylece Grand Slam'lere en iyi şekilde hazırlanmalarını sağlar. Küçük çaplı turnuvalara gereğinden fazla yer verilen bir takvimse yorgunluğa ve dolayısıyla büyük turnuvalarda istenilen performansın gösterilememesine yol
açacaktır. Nitekim geçen yıl İstanbul Açık'ta şampiyonluğa ulaşan Roger Federer, ayağının
tozuyla gittiği Madrid Masters'a ilk maçında veda etmişti.
Tüm bunlardan hareketle Victoria Azarenka gibi bir ismi uluslararası seviyedeki bir turnuvaya getirmek kolay bir iş değildir. Sözünü ettiğimiz oyuncu, daha önce iki kez Grand Slam kazandı ve dünya 1 numarası oldu. Böylesine büyük bir kariyerin İstanbul Cup ayarındaki turnuvalarda oynaması için bazı şartların sağlanması gerekiyor. Belaruslu tenisçi, organizatörlere söz verirken muhtemelen son haftalarda çizdiği başarılı grafiği öngörmemişti. Indian Wells şampiyonluğuyla ilk 10'a geri dönmesi ve akabinde Miami Açık'ta da mutlu son doğru ilerlemesi İstanbul'a gelmekten vazgeçmesi için gayet yeterli sebepler.
Söz konusu İstanbul Cup olduğunda beklentileri çok
da yüksek tutmamamız lazım. Azarenka gibi yıldız isimleri getirmek için
gerekli çalışmalar tabii ki yapılacaktır ve yapılmalıdır. Ancak olumsuz bir sonuç hâlinde de oturup karalar bağlamanın bir anlamı yok.