Zeynep Sönmez'in üçüncü turda son bulan Avustralya Açık serüveni boyunca en çok tartışılan konulardan biri de kendisini desteklemeye gelen seyirciler oldu. Avustralya'da yaşayan Türkler, tenisçimizin turnuvada çıktığı her karşılaşmada milli maç atmosferi yarattı. Ne var ki bu durum, Zeynep'in turnuvaya veda ettiği maçta nahoş bir hadiseye yol açtı. Rakip oyuncu Yulia Putintseva, elde ettiği galibiyeti tribünlere nispet yaparak kutlayınca tenis adına son derece çirkin görüntüler ortaya çıktı.
Putintseva'nın sergilediği tavrın ne kadar çiğ olduğunu söylemeye gerek yok. Gelgelelim tribünlerdeki Türklerin de tenis seyircisi olmadıkları su götürmez bir gerçek. Bunu üstlerindeki futbol formaları, molalarda üçlü çekmeleri ve "Vur, kır, parçala, bu maçın kazan." şeklindeki tezahüratlarından rahatlıkla anlayabiliyoruz. Bunlar, tenisle alakaları olmadığı hâlde milliyetçi duygularla maçları izlemeye gelen insanlar. Fakat aynı tanımlama, Avustralya Açık kortlarını dolduran diğer diaspora toplulukları için de geçerli. Üstelik onların çizdiği profil bizimkilerden çok daha kötü.
Örneğin 2007 yılındaki turnuva sırasında Sırp ve Hırvat taraftarlar arasında büyük bir arbede çıkmış ve polis olaya müdahale etmek zorunda kalmıştı. Keza Avustralya'daki Yunan diasporasının kendi vatandaşlarının maçlarında yaptığı taşkınlıklar herkesin malumu.
Öte yandan tenis seyircisindeki bozulma, tek bir ülkeyle sınırlı olmayan, global bir mesele. Bu alanda liderlik, öteden beri patolojik bir vaka olan Fransız seyircilerde. Onların hemen peşinden de Amerika Açık tribünleri geliyor. Gelenekselliğiyle nam salmış Wimbledon'da bile seyirci kalitesi giderek düşüyor.
Amacım, el alemin durumu üzerinden kendimizi aklamak değil. Bilakis Avustralya'daki Türk seyircilerin kendilerine çekidüzen vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü niteliksiz seyirci, tenis kültüründe ciddi bir erozyona neden oluyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder