Erkekler tenisinin halihazırdaki en büyük yıldızları olan Carlos Alcaraz ve Jannik Sinner 2026 sezonunun büyük bölümünde sakatlıklarla boğuştu. Toprak sezonunda el bileğini sakatlayan Alcaraz üst üste iki Grand Slam'de yer alamazken Sinner de dizindeki problemden ötürü Wimbledon’ın ardından kepenkleri indirmek zorunda kaldı. Bu ikilinin yokluğunda devreye girmesi beklenen Novak Djokovic ise artık 39 yaşındaydı ve kariyerinin son demlerini yaşıyordu. Hâl böyle olunca erkekler tenisinin zirvesinde büyük bir boşluk oluştu. O boşluğu doldurmak da Alexander Zverev’e nasip oldu.
Zverev, kendisi adına rüya gibi geçen sezona Roland Garros ve Amerika Açık şampiyonlukları sığdırdı. Fakat bana göre en iyi performansını Wimbledon'da sergiledi. Daha önce dördüncü turdan öteye gidemediği Londra çimlerinde bu yıl finale kadar ilerleyen Alman raket finalde de Sinner gibi bir makineden set almayı başardı. O gün Sinner yerine başka bir rakiple oynasaydı Wimbledon’ı da kazanmış olacaktı.
2026’nın Zverev’e açtığı kapılar Grand Slam kupalarıyla sınırlı kalmadı. Kahramanımız, Sinner’in sakatlığı nedeniyle sezonu kapattığını duyurmasının ardından kariyerinde ilk kez dünya 1 numarası olmayı garantiledi.
Müstakbel dünya 1 numarası, an itibarıyla dört Grand Slam’in tamamında final oynayıp ikisini kazanmış elit bir tenisçi konumunda. Zverev’in bir gün mutlaka Grand Slam kazanacağını düşünüyor olsam da bugünkü konumuna erişeceğine hiç ihtimal vermezdim. Zaten bu kadarını kendisi bile hayal etmemiştir.
Açık konuşmak gerekirse Zverev’in bu sezonki performansı konjonktürel bir nitelik taşıyor. Çünkü aldığı neticelerin temelinde tenisini geliştirmiş olması değil, yakaladığı fırsatları mümkün olan en iyi şekilde değerlendirmesi yatıyor. Fakat unutmayalım ki aynı fırsatlar diğer oyuncular için de geçerliydi. Dolayısıyla kontrolü dışında gelişen olaylar Zverev’in başarılarını asla değersizleştirmiyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder