22 Temmuz 2012

Roger Federer Röportajı-2


 Birçok insan Novak Djokovic ile oynadığınız yarı final maçının bir erken final niteliğinde olduğunu ve o maçı kazanmanızın şampiyonluk kapısını ardına dek açacağını düşünüyordu. Bu fikre katılıyor musunuz ve sizce nasıl bir maç oldu ?

 Üzerimizde çok büyük bir baskı vardı. Djokovic son şampiyon unvanını ve zirvedeki yerini korumak istiyordu, bense yeniden 1 numara olabilmek için önemli bir şansa sahiptim. Ek olarak daha önce hiç çimde karşılaşmamış olmamız mücadeleyi daha da özel kılıyordu. Kısacası her şey olağanüstüydü ve kusursuz bir oyun ortaya koymak imkansızdı. İlk iki sette maçın gerçek anlamda başladığını söyleyemeyiz. Zaten 55 dakikada iki seti tamamladık. Daha sonra o, üçüncü sette daha agresif oynamaya başladı ve maç oldukça enteresan bir havaya büründü. Dördüncü sette daha iyi oynadığımı gördüm ve momentum tamamıyla benim tarafıma geçmişti. İşte o an kazanabileceğimi anladım. Gerçekten büyük bir maçtı; fakat bunu bir final olarak algılamadığımı belirtmeliyim. Zira Djokovic'i yenersem aynı zorlukta başka bir mücadelenin finalde beni bekliyor olacağını biliyordum. Çok iyi servisler attığımı söyleyemem; fakat Djokovic de kendisinden görmeye alıştığımız servis karşılama etkinliğinin uzağındaydı. Ona karşı oynadığım her maç çok önemli anlara sahne olmuştur. Zaten Amerika Açık yarı finalinde kendisine karşı kaybettiğim mücadele benim için büyük bir darbe oldu ve aslında bugünkü noktaya ulaşmamdaki başlangıç noktası da o maçtır. Djoko, o gün önemli puanlarda çok iyi oynadı ve bana yenilgiye rağmen yeniden savaşmam için büyük bir ilham verdi. Sporda en önemli şey, maç içerisindeki durumlara karşı gösterdiğiniz reaksiyonlardır. Eğer bunlar iyiyse her zaman maça geri dönebilirsiniz.

 Final maçında ise hem Murray'nin hem de benim üzerimde ciddi bir baskı vardı. Andy, bilhassa önemli puanlarda inanılmaz bir tenis oynadı. Çok agresif olmak zorundaydım. Kendime ikinci servislerin tamamına atak yapmam gerektiğini söyledim. Risk alma konusunda da son derece cesur davrandım ve bu da çok önemliydi. Kısacası iyi bir karar verdiğimi söyleyebiliriz.

 Son iki yılda sıklıkla eleştirildiniz. Bazı insanlar artık 1 numara olamayacağınızı ve Djokovic-Nadal ikilisiyle aranızda bir gömlek fark olduğunu düşünmeye başladı. Tersini ispatladığınız için gururlu olmalısınız.

 Bu konuda birçok memnuniyetten bahsedebilirim. Tüm çalışmalarınızın karşılığını er ya da geç alırsınız. Eleştiriler normal. Bunun üzerine söyleyebileceğim bir şey yok; çünkü kariyeriniz devam ettiği müddetçe eleştiriler de olacaktır. Şimdi bu eleştiriler bitti. Ben her zaman oynamak ve daha iyi oynamak isteyen biriyim. İnsanlar da bunu biliyor. Korta çıktığımda her zaman aynı zevki alıyorum ve zirvede mümkün olan en uzun süre kalabilmek için her şeyi yapıyorum. Medyada konuşulanları dinlemek önemlidir; fakat bunlara tepki vermek gerekmiyor. Dolayısıyla bu, gurur duyduğum bir konu değil.

 En yakındaki turnuva Londra'da düzenlenecek olan Olimpiyat Oyunları ve maçlar, sizin defalarca şampiyonluk ipini göğüslediğiniz Wimbledon kortlarında oynanacak. Bu organizasyona nasıl hazırlandınız ? Kazanma şansınızı nasıl görüyorsunuz ? Motive olmak zor değil mi ?

 Maçlar üç set üzerinden oynanacağı için Wimbledon'dan tamamıyla farklı olan bir turnuva olacak. Hızlı geçen bir süreci yaşayacağız ve üzerimizdeki baskı yine inanılmaz boyutlarda olacak. Dolayısıyla kazanma umudumun olabilmesi için son derece hazır olmak zorundayım. Wimbledon'ı düşünmemeniz ve kendinize olan güveninizi korumanız son derece önemli. Bir maç, iki kötü vuruş neticesinde el değiştirebilir. Aslında aynı durum tüm turnuvalar için geçerli; fakat Olimpiyatlarda bu durumun yaratacağı sonuçlar çoğalacaktır. Kazanma şansım olduğunu düşünüyorum ve iyi oyunumu sürdürmeyi umuyorum. Podyumun zirvesinde yer almak tabii ki harika olur. Biz tenisçiler çok şanslıyız; çünkü her yıl dört Grand Slam turnuvası oynuyoruz. Diğer branşlarda yer alan sporcularla karşılaştırdığımız zaman biz bu baskıya daha çok alışığız. Tenisin bir oyun olduğunu unutmamak gerekiyor. Birçok tenisseverin önünde sürekli aynı rakiplerle oynuyor, aynı kafaları görüyorsunuz. Bunu kafanıza yerleştirdiğiniz zaman tenis oynamak her daim zevkli oluyor. Onun dışında, Olimpiyat Oyunları gibi bir organizasyon için motivasyonun kaybolacağına inanmıyorum. Zira bu eşsiz bir fırsat. 

Hiç yorum yok: