28 Aralık 2013

Efsanelerin Efsanesi Stefan Edberg


 Bugün tenis dünyasında beyefendi, centilmen, efsane, abidevi sporcu, insancıl gibi sıfatların sözü geçtiğinde nasıl akla ilk olarak Roger Federer geliyorsa 80'li yıllar ve 90'lı yılların başında da aynı durum İsveçli raket sanatçısı Stefan Edberg için geçerliydi. Tenis kariyeri bittikten sonra kortlardan onunkine oranla çok daha iyi kariyerlere sahip olan pek çok raket geldi geçti ama efsane sıfatı ona yakıştığı kadar hiç kimseye yakışmadı. Zira eğer yakışmış olsaydı bizzat ATP tarafından her yılın sonunda verilen sportmenlik ödülü bugün hâlâ onun ismini taşıyor olmazdı.

 19 Ocak 1966'da İsveç'in Vastervik şehrinde dünyaya gelen Stefan Edberg, aynı ülkenin diğer iki büyük tenisçisi Bjorn Borg ve Mats Wilander'den çok daha farklı bir oyuna sahipti. Defansif ve karşı hücumcu bu iki isme nazaran servis-vole stilini benimseyen Edberg'in başlarda çift el olan fakat daha sonradan tek ele çevrilen o muazzam backhandi ise birçok otoriteye göre 80'li yılların erkek tenisindeki en büyük silahtı.

 Stefan Edberg, aynı zamanda profesyonelliğe geçiş yaptığı yıl olan 1983'te junior seviyesinde "Takvim Slam"i gerçekleştirerek eşi görülmemiş bir başarıya imza attı. Ne var ki Avustralya Açık, Roland Garros, Wimbledon ve Amerika Açık'ı gençler seviyesinde aynı yıl içinde kazanan İsveçlinin kariyeri, son zaferi sırasında yaşadığı büyük bir talihsizlik nedeniyle bir anda başlamadan bitme noktasına gelmişti.

 Patrick McEnroe'ya karşı oynadığı yarı final maçında Edberg'in attığı servis, toptan kaçmaya çalışan çizgi hakeminin kasığına gelmiş, dengesini kaybeden hakem yere düşerek kafatasını kırmıştı. Beş gün sonra hakemin ölümüyle sonuçlanan bu elim kazanın ardından kariyerine son vermeyi bile düşünen Edberg, daha sonra fikrini değiştirdi ve iyi ki de değiştirdi. Zira ömrü boyunca bir çizgi hakeminin ölümüne sebep olan isimsiz bir oyuncu olarak hatırlanacak olması kuvvetle muhtemelken tenise devam kararı alan Edberg'in efsanesi de işte tam olarak burada başlamıştı.


 Gençlerde büyük sükse yapmasına rağmen profesyonel tenise geçtikten sonra bir türlü kendilerinden bekleneni veremeyen birçok raketin aksine Edberg yoluna dolu dizgin devam etti ve tekler kariyeri boyunca tam 6 Grand Slam şampiyonluğu yaşadı. İlk iki zaferini 1985 ve 87'de Avustralya Açık'ı kazanarak elde eden İsveçlinin ezeli rakibi Boris Becker ile 1988 ile 90 yılları arasında üç kez arka arkaya oynadığı Wimbledon finalleri ise tenis tarihine geçti. Bu finallerin ikisinden ve özellikle de 5 sete uzayan sonuncusundan galibiyetle ayrılmayı başaran Edberg'in diğer majör turnuva birincilikleri ise Amerika Açık'ta geldi.

 Ezeli rakibi Boris Becker her gün başka bir skandalla magazin basının sayfalarını işgal ederken karizma ve yakışıklılık anlamında 10 Boris Becker'e karşılık eden Edberg ise ölçülü ve mesafeli tavırlarıyla biliniyordu. Aralarındaki maçlarda belki 25-10 gibi ezici bir Becker üstünlüğü vardı ama hem işin bu yönü hem de aşağı yukarı aynı olan kariyerleri göz önüne alındığında bu istatistiğin pek bir önemi kalmıyordu.

 Eğer 1989'da finale yükseldiği Roland Garros'u biraz da şanssız bir biçimde kaybetmemiş olsaydı bugün kariyer Grand Slam'ini tamamlayan oyuncular listesinde Edberg'in de adı yer alıyor olurdu ama o günkü finalde bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle her topa koşan Michael Chang, İsveçli raketi adeta canından bezdirmişti. Setlerde 2-1, dördüncü sette de 4-3 önde olan Edberg, şampiyonluğa 1 puan artı 1 oyun uzaklıktayken yorgunluğunun ve buna bağlı olarak ortaya çıkan aceleciliğinin kurbanı oldu ve 10 servis kırma şansını teperek kaybettiği oyunun ardından 6-2'lik final setiyle rakibine teslim oldu. Bu finalden sonra nasıl ki İsveçli ölümsüz tenis sanatçısı bir daha bu fırsatı hiç yakalayamadıysa 17 yaşında zafere uzanarak tarihe geçen Michael Chang de koleksiyonuna bir başka büyük turnuva ekleyemeyecekti. Bu da işin Edberg açısından daha da acı olan tarafıydı.

 90'lı yıllar, gelişen raket teknolojisiyle birlikte toplara daha güçlü vuran oyuncuları da beraberinde getirmişti. Courier, Agassi ve Sampras gibi Amerikan tenisinin son dönem yıldızlarına karşı daha fazla direnemeyen Edberg, iyice etkisini göstermeye başlayan sırt sakatlığının da etkisiyle 1993 yılından itibaren düşüşe geçti ve 1996'da da emekliye ayrıldığını açıkladı. ATP tarafından geleneksel olarak verilen sportmenlik ödülü de aynı yıldan itibaren bu ödülü 5 kez kazanan Stefan Edberg'in adını aldı.

 Daha önce verdiği röportajlarda çocukluk idolünün Stefan Edberg olduğunu sıklıkla dile getiren Roger Federer ise geride kalan yıllarda halefi olduğu ismin izinden giderek var olan yeteneğiyle tenis tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncusuna dönüştü. Aynı Roger Federer'i önümüzdeki yıl çocukluk kahramanım dediği selefi Stefan Edberg'in çalıştıracak olması da bu bağlamda çok büyük bir anlam ifade ediyor.

Hiç yorum yok: