30 Ocak 2016

Kerber'de Olan, Sharapova'da Olmayan

 
 Oyun stilleri itibarı ile birbirine çok benzeyen iki tenisçi düşünelim. Bunlardan biri, diğerinden birkaç gömlek üstün bir oyuncu olsun. Böyle bir senaryoda zayıf olan, güçlü olanı ancak kötü gününde yakalarsa yenebilir. O kötü günü bir türlü bulamamasından olsa gerek, Maria Sharapova da 2004'ten beri Serena Williams'a karşı galip gelemiyor. Peki aynı Serena'yı bugünkü Avustralya Açık finalinde Angelique Kerber'in devirmesine ne demeli?

 Kerber, pek gösterişli bir oyuna sahip olmasa da geri çizgide makine gibi işleyen bir tenisçi. Bugün de Serena'nın hemen her vuruşunu geri püskürttü. Sürekli ekstra vuruşa zorladığı Birleşik Amerikalının basit hata sayısını şişirdi ve bu sayede şampiyonluğa ulaştı. 

 Sharapova, Kerber'inki ile kıyaslanmayacak kadar büyük bir kariyere sahip. Ancak kendisi, Serena'yı onun oynadığı tenisin daha alt bir sürümüyle yenmeye çalışıyor ve 12 senedir başarısız oluyor. Cephanesinde daha farklı silahlar bulunan Kerber ise bunları devreye sokarak 
Serena'yı alt edebiliyor. 

 Kerber'in bugünkü zaferiyle kadın tenisi yeni bir Grand Slam şampiyonu daha çıkarmış oldu. An itibarı ile WTA sıralamasında ilk 10'da yer alan oyuncuların tamamı, ilk 20'dekilerin ise 15'i en az bir defa slam finali görmüş. Bu istatistikler, Grand Slam finalistleri ve şampiyonlarının kadın tenisi özelinde eski ayrıcalıklarını yitirdiğini gösteriyor. Kerber'in tek turnuvalık kahraman olup olmadığını ise zaman gösterecek.

10 Ocak 2016

Grigor Dimitrov'da Yanıldınız Çünkü...

  
 Geleceğin Roger Federer'i deniliyordu, erkekler tenisinin yeni kazanovası oldu. Evet, Grigor Dimitrov'dan bahsediyorum. Vaktiyle kendisinden olmayacak beklentiler içine girenler şimdilerde büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Oysa bu duruma düşmemek için Bulgar tenisçinin kariyerinin ilk yıllarına göz atmak yeterliydi.

 Dimitrov hakkındaki "geleceğin yıldızı" temalı yorumlar, 2013 yılındaki Madrid Masters'ta Novak Djokovic'i yendiği maçın ardından yüksek sesle dillendirilmeye başladı. O galibiyet, kariyerinin o zamana kadarki en büyük zaferi olsa da elit tenisçiler karşısındaki ilk başarısı değildi. Nitekim 2009'da henüz 17 yaşındayken Rafael Nadal'ı final setine zorladığında da kendisinden geleceği yıldızı olarak bahsediliyordu. Ne var ki Bulgar raket, bu sıfatı hiç hak etmediğini iki karşılaşma arasındaki dört yıllık süre içerisinde kayda değer hiçbir netice alamayarak göstermişti.

 Birkaç maç veya turnuvada sergilenen parlak performans üzerinden bir tenisçinin geleceğine dair projeksiyon çizmek tenis kamuoyunun sıklıkla düştüğü bir hata. Halbuki bu tip öngörülerde en önemli kriter, söz konusu oyuncunun kimleri yendiği ya da hangi turnuvayı kazandığı değil, nasıl bir tenis oynadığı olmalıdır. 

 İşin kötü yanı şu ki tenisçilerin yetenek repertuvarı da çoğu zaman hatalı bir şekilde değerlendiriliyor. Örneğin bir oyuncunun fileye sıklıkla gelmesi ya da maç içinde farklı vuruşlar denemesi onun teknik kapasitesinin yüksek olduğunu göstermez. Burada mühim olan, yapılan vuruşların kalitesidir. Bir kısa top alelade kullanıldığında değil, filenin dibine düşüp alçak sektiğinde işlevseldir. Aynı şekilde rakibin rahatlıkla passing-shot üretebilmesine imkan sunan bir volenin de hiçbir kıymeti yoktur.

 Velhasıl, bir tenisçinin gelecekte neler yapabileceğini öngörebilmek için önce tenisin dinamiklerini iyi bilmek gerekiyor. Yoksa Dimitrov ya da onun WTA şubesi olan Eugenie Bouchard'da olduğu gibi yanılma ihtimaliniz çok fazla.

6 Ocak 2016

Federer Yeniden İstanbul'a Gelir Mi?


 We Love Tennis adlı Fransız tenis portalı, Roger Federer'in bu yıl da İstanbul Açık'a katılacağına dair bir iddia ortaya attı. Bu gelişme, bir süredir İsviçreli tenisçiyi yeniden izlemenin hayaliyle yaşayan Türk tenisseverlerde büyük bir heyecan yarattı. Ancak efsanevi raketin İstanbul'a bir kez daha gelişine engel teşkil eden önemli bir detay var.

 Federer'in geçtiğimiz sezonun başında açıkladığı turnuva programında 250 puan değerinde yalnızca bir turnuva bulunuyordu. Bu da aynı seviyedeki İstanbul Açık'ı takvimine dahil etmesine olanak tanıyordu. Çünkü ATP, klasman puanlarını hesaplarken 250'lik turnuvalardaki en iyi iki sonucu dikkate alıyor. Gelgelelim İsviçreli yıldız, bu sezon için halihazırda iki adet 250 puanlık turnuvaya kaydını yaptırmış durumda. Kurallar, üçüncü bir 250'liğe katılmasını yasaklamıyor fakat bu durumda turnuvalardan biri puan açısından boşa oynanmış oluyor. Federer gibi elit oyuncular da bundan ötürü formsuzluktan muzdarip olmadıkları sürece ikiden fazla 250'lik turnuva oynamıyor.

 Şahsen Federer'in İstanbul Açık'a geçen yılki katılımını bir hayli yadırgamıştım. Onun seviyesindeki bir oyuncunun normal şartlarda Madrid Masters'tan bir hafta önce herhangi bir turnuvada yarışmaması gerektiğini düşünüyordum. Ancak gerek paranın cazibesi gerekse de toprak zeminde eskisi kadar rekabetçi olmayışı, kendisini dünya gözüyle seyretmemizi sağlamıştı.

 Son tahlilde Ekselansları'nın bu yıl İstanbul'a gelmesi pek mümkün görünmüyor. Yine de imkansız diye bir şey yok. Zira kendisi, son dönemde aldığı kararlarla bizi pek çok kez şaşırttı.