22 Kasım 2013

Sharapova Aradığı Antrenörü Buldu


 Maria Sharapova geçirdiği ağır omuz sakatlığının ardından tenisin zirvesine geri dönebildiyse bunda en büyük paylardan biri de 2011 yılından itibaren birlikte çalışmaya başladığı Thomas Hogstedt'e aittir. İsveçli antrenör, Rus yıldızı maç başına ortalama 20 çift hata yaptığı kabus dolu günlerden kurtarıp yeniden WTA Turu'nun elit oyuncuları arasına soktu. Hogstedt'in güdümünde servisini büyük ölçüde toparlayan ve eski formuna kavuşan Sharapova, Roland Garros'u kazanarak Grand Slam koleksiyonunu tamamladı ve dünya 1 numarası oldu. Ne var ki bu başarılı iş birliği geçtiğimiz aylarda son buldu.

 Connors ile Kimyalar Uyuşmadı

 Bu seneki Wimbledon'a ikinci turda veda eden Sharapova, 
Hogstedt'in kendisine daha fazla çalışamayacaklarını bildirmesi üzerine antrenör arayışına geçti. Kendisinin bu noktadaki ilk tercihi ise tenisin yaşayan efsanelerinden Jimmy Connors oldu. Erkekler tenisinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncuları arasında yer alan Connors'ın tenis bilgisini tartışmak pek tabii ki ahmaklık olur. Ancak sert mizaçlı ve egosu bir hayli şişik olan Jimbo'nun Rus raketle ciddi sorunlar yaşaması kuvvetle muhtemeldi. Nitekim öyle de oldu.

 Cincinnati Açık'ta çıktığı ilk maçı
Sloane Stephens'a karşı kaybeden Sharapova, söylenenlere göre karşılaşmanın ardından Connors'ın hışmına uğrayınca ikilinin yolları erken ayrıldı. Bu gelişmenin ardından bir kez daha koçsuz kalan yıldız isim, dün resmi Facebook hesabı aracılığıyla yaptığı açıklamada Sven Groeneveld'i ekibine kattığını duyurdu.

  Groeneveld'den İyisi Bulunmaz
 
 Groeneveld hâlihazırda yapılabilecek en iyi tercihlerden biridir Sharapova için. Evvela Hollandalının şimdiye dek birlikte çalıştığı oyuncular, çok geniş bir yelpazeye tekabül ediyor. Roger Federer'den tutun da Sania Mirza'ya kadar pek çok farklı profildeki tenisçiyle mesai yapmış bir isimden söz ediyoruz. Öte yandan kendisi, uzun yıllardır tenisin içinde ve eşsiz bir birikime sahip. Tüm bunlardan ötürü Sharapova ile aralarında herhangi bir uyum sorunu yaşanacağını düşünmüyorum. 

 Umarım Sharapova, yeni hocasıyla birlikte oyununda seviye atlar ve daha büyük başarılara yelken açar.

28 Ekim 2013

Serena Williams Kadın Tenisine Fazla


 Seveni kadar nefret edeni de çok Serena Williams'ın. Açık konuşayım, ben de ikinci tarafta konumlandırıyorum kendimi. Bunun için sebep belirtmeye de gerek yok. Zira internet üzerinde yapacağınız ufak çaplı bir araştırmayla söz konusu ismin bir hayli kabarık olan siciline rahatça ulaşabiliyorsunuz. Ancak işin karakter kısmını bir kenara bıraktığımızda WTA Turu'na gerçekten çok fazla gelen bir tenisçiden söz ediyoruz.

 Gerek bu sitede gerekse de yazılar yollayarak katkıda bulunduğum diğer mecralarda sıklıkla belirttiğim gibi Serena ile diğer kadın tenisçiler arasında büyük bir sıklet farkı var. Aslında bu sıklet farkının nelerden ileri geldiğini daha önceki yazılarımızın birinde açıklamaya çalışmıştık. Fakat kendisinin İstanbul'da elde ettiği zaferin yankıları sürerken bu konuyu bir kez daha detaylandırmakta fayda var.

 
Serena, her şeyden evvel doğal gücü en yüksek kadın tenisçi. Üstün fiziksel özellikleri sayesinde daha kolay güç üretiyor ve puana rakiplerinden daha az efor sarf ederek ulaşıyor

 17 Grand Slam şampiyonu, fiziksel olduğu gibi zihinsel olarak da kadınlar tenisinin en güçlü oyuncusu. Ona karşı bitirici darbeyi vurmanın ne kadar zor olduğunu Jelena Jankovic ile oynadığı yarı finalde bir kez daha gördük. Zihinsel direnci öylesine yüksek ki koşmakta zorlandığı, hatta büyük bölümünde yürüdüğü bir maçı bile final setiyle de olsa kazanmayı başardı. 

 Williamsların küçüğüyle ilgili kaleme aldığım son yazıda Serena Williams'ın imkan ve şerait gayet müsaitken kesesini doldurmaya son sürat devam edeceği öngörüsünde bulunmuştum. Ben bunu yazdıktan sonra Serena, katıldığı sekiz turnuvanın yedisinde final görüp altısında şampiyon oldu. Bu şampiyonlukların ikisi Grand Slam, biri WTA Championships, biri de Premier Mandotary seviyesindeydi.

 Aynı yazıda altını ısrarla çizdiğim bir diğer gerçek ise Serena'ya karşı koymanın mevcut rakiplerinin harcı olmadığıydı. Bir kez daha belirtmek gerekirse Birleşik Amerikalının kadınlar tenisindeki hükümranlığının son bulması ancak iki şekilde mümkün: Ya Martina Hingis veya Justine Henin kalibresinde yeni bir oyuncu çıkacak ya da kendisi emekliliğini açıklayacak.

13 Ekim 2013

Federer Cephesinde Değişim Rüzgarları


 Roger Federer, bugün resmi internet sitesi aracılığıyla yaptığı açıklamada üç buçuk yıldır antrenörlüğünü yapmakta olan Paul Annacone ile artık çalışmayacağını duyurdu.

 İsviçreli yaşayan efsanenin Annacone'dan önceki tam zamanlı antrenörünü bulabilmek için 2003 yılına kadar gitmek gerekiyor. O senenin sonunda Peter Lundgren ile yollarını ayıran Ekselansları, kısa süreli iş birliklerini saymazsak kariyerinin en büyük başarılarını yakaladığı dönemi antrenörsüz geçirmişti. 

 17 Grand Slam şampiyonu, büyük bir düşüş yaşadığı 2013 sezonunda birçok ilginç karara imza attı. Wimbledon'dan sonra toprak korta geri dönmesi ve raketinin kafa boyunu değiştirmesi, Federer özelinde değerlendirildiğinde oldukça sıra dışı gelişmelerdi. 
32 yaşındaki usta tenisçi, şimdi de bir başka önemli kararın eşiğinde bulunuyor. Kendisinin yoluna yeni bir ekiple mi, yoksa yalnız başına mı devam edeceği büyük merak konusu.

 Büyük oyuncularla çalışmak oldukça meşakkatlidir. Başka bir deyişle böylesi isimleri idare etmek, herkesin üstesinden gelebileceği bir şey değildir. Örneğin siz Federer'i çalıştırıyorsanız kalkıp da ona tenisi nqwıl oynaması gerektiğini öğretemezsiniz. Annacone da bu durumu bir defasında "Federer'in zaten belli bir oyunu var. Biz bunu değiştirmeye değil, onun güçlü olduğu noktaları ön plana çıkarmaya çalışıyoruz." sözleriyle özetlemişti.

 Şayet Federer kendisine yeni bir koç bulacaksa bence bu isim, yine Annacone profilinde ve mevcut şartlarda kendisinden azami performansı çıkarabilecek kalitede biri olmalı. Bunun dışındaki her yeni deneme, macera aramaktan öteye gitmeyecektir.

7 Ekim 2013

Sharapova İyi Ki Gelmiyor!

  
 Maria Sharapova, İstanbul'un bu yıl son kez ev sahipliği yapacağı WTA Championships'ten çekildiğini açıkladı. Karar, biz tenisseverler açısından elbette çok üzücü ama kendisinin bu turnuvada yer alabilmek için çok büyük bir çaba sarf ettiğini de unutmamak lazım.

 Cincinnati Açık'tan bu yana omuz sakatlığıyla boğuşan ve sezonun ikinci yarısında neredeyse hiçbir turnuvada oynayamayan Rus raketin İstanbul'a gelse bile gruptan çıkma şansı pek yoktu. Kendisi, bu durumun pekala farkında olmasına rağmen son ana kadar turnuvaya katılma ihtimalini kovaladı. Çünkü kortlara ne kadar erken geri dönebilirse o kadar iyi olacaktı.

 Masha'nın bu hâldeyken İstanbul'a gelmemesi bir bakıma iyi oldu. Zira kuvvetle muhtemel bir erken veda, bizdeki "Televole" kültürsüzlüğüne yeniden malzeme olmasına sebebiyet verebilirdi. Sharapova isminin seks diyetleriyle, kedilerle, köpeklerle aynı metin içinde yan yana geldiğini görüp sinir krizlerine girmektense böylesi çok daha iyi.

6 Eylül 2013

Murray Niçin Wawrinka'dan Daha Başarılı?


 Bundan bir yıl öncesine kadar Grand Slam finallerinin müzmin kaybedeni olarak gösterilen Andy Murray, aradan geçen zamanda portföyüne önce Olimpiyat altınını, sonra da Amerika Açık ve Wimbledon zaferlerini ekledi. Bu sayede "Sir" unvanına da layık görülen İskoç tenisçi, oyun anlamında ise pek bir aşama kaydedebilmiş değil. Yoksa dün Stanislas Wawrinka karşısında bu kadar silik bir görüntü çizmezdi.

 Murray'nin Wawrinka'ya 6-4, 6-3 ve 6-2'yle kaybetmesinin elbette hafifletici nedenleri mevcut. Kendisinin formsuzluğu ve rakibinin de kusursuza yakın bir performans sergilemesi skor tabelasındaki durumun başlıca sebepleri olarak gösterilebilir. Ancak İskoç raketin koca üç set boyunca tek bir servis kırma şansı dahi elde edememesi, en az bunlar kadar dominant bir oyuna sahip olmamasıyla da alakalı.

 Yıllarca slam ana tablolarında üç büyüklerle karşılaşıncaya kadar hiçbir sıkıntı yaşamayan Murray, yarı final veya finallere gelindiğinde ise bizlere sonucu belli maçlar izlettiriyordu. Dünya 3 numarası, o günlerde olduğu gibi şimdi de son derece defansif bir tenis oynuyor. Oyunun hücum yönünde hiçbir büyük silahı bulunmayan İskoç raket, doğal olarak puanları dikte edebilen bir tenisçi değil. 

 Belki iddialı bir yorum olacak ama salt yetenek açısından değerlendirirsek bence Wawrinka Murray'den daha iyi bir oyuncu. Öyle olmasa bile en azından daha efektif bir oyuna sahip olduğunu dünkü maçta gördük.
 Ne var ki teniste yetenek tek başına bir yere kadar başarı getirebiliyor. Elitler sınıfına girebilmeniz için devamlılığınızın olması şart. İşte Murray'yi Wawrinka'dan daha başarılı kılan unsur da tam olarak bu.

15 Ağustos 2013

Azim Mi Dediniz? Marion Bartoli...


 Yeni güne şok bir haberle uyandık bu sabah. Çok değil, daha 40 gün evvel Wimbledon finalinde karşılaştığı Sabine Lisicki'yi korttan silerken yaptığı gibi bu defa da aktif tenis yaşamına nokta koyduğunu açıklayarak herkesi şaşırtmayı başardı Marion Bartoli.

 Kuşkusuz kendisinden büyük bir yetenek olarak bahsedemeyiz. Hatta Wimbledon'da bu yıl elde ettiği zafer olmasaydı tenise vedası birçokları için hiçbir anlam ifade etmeyecekti. Ancak Bartoli'nin her anı ayrı bir azim öyküsü olan tenis yolculuğunda bakmayı bilene çok büyük dersler var.

 İdeallerinin Peşinden Koşan Bir Baba

 Williams kardeşler için Richard Williams veya Maria Sharapova için Yuri Sharapov neyse Bartoli için de babası Walter'ın anlamı aynı. Altı yaşındayken tenise başlattığı kızı için kendi mesleği olan hekimliği bir kenara bırakan Walter, hayatının bundan sonraki dönemini daha önce hiçbir şekilde tecrübe etmediği tenise adadı. Arabasıyla kilometrelerce uzaklıktaki turnuvalara götürdüğü kızının hem koçluğunu hem de menajerliğini üstlendi.

 
Sırf evladına olan tutkusundan dolayı hiçbir geçmişinin olmadığı bir spor dalıyla ilgili saatlerce araştırma yapan Walter, 1992 Roland Garros finalinde seyrettiği Monica Seles'in çift elli forehand tekniğinden etkilendi ve bunu kızına aşıladı. Bu hamle, Bartoli'nin  başlarda oldukça zayıf olan forehand kanadına ilaç gibi geldi.

 Bartoli, antrenmanlarını babası ve erkek kardeşiyle kapalı bir spor salonunda yapıyordu. Kariyeri boyunca ikinci servisleri geri çizginin iki-üç metre içinde karşılamasının temeli de o antrenmanlara dayanıyor. Fransız tenisçi, yıllar sonra bu gerçeği şu şekilde itiraf edecekti:

 "Tenisi yaşadığım yerde öğrendim. Antrenmanlarımı kapalı ve çok amaçlı bir spor salonunda yapıyordum. Burada basketbol ve voleybol da dahil olmak üzere hemen her spor yapılıyordu. En arkada ise bir tırmanış duvarı vardı. O yüzden geri çizginin daha gerisinde oynayamıyordum."

 Doğallığı Başına Bela Oldu

 Babasının tutkusu ile Bartoli'nin gayretli çalışmaları, meyvelerini çok geçmeden vermeye başladı. Bartoli, ülkesi Fransa'da elde ettiği başarıları junior kariyerine de taşıdı ve 2000 yılında Orange Bowl'u, ertesi sene de Amerika Açık'ı kazandı. Ocak 2002'de ise dünya gençler klasmanında 2 numaraya kadar yükseldi.

 2006 sezonunda WTA Turu'ndaki ilk şampiyonluğunu kazanıp dünya sıralamasında da ilk 20'nin içerisine giren Bartoli, artık Fransız tenisinin en önemli isimlerinden biriydi. Ne var ki babası tarafından çalıştırılması Fransa Tenis Federasyonu tarafından hoş karşılanmayınca hak ettiği değeri göremedi. Kendisi, bu durumla ilgili olaraksa şunları söyleyecekti: 

 "12 yaş altı, 14 yaş altı, 16 yaş altı... Hepsinde Fransa şampiyonuydum ama sıralaması benden daha düşük olan oyuncular federasyonla sözleşme imzalarken benim böyle bir hakkım yoktu. Zira antrenörlüğümü babamın yapması hoşlarına gitmiyordu. "

 Bartoli, federasyonun çektiği reste rağmen babasından ayrılmayı bir an olsun aklından geçirmedi. Kariyer basamaklarını hızla tırmanırken prensiplerinden de asla taviz vermeyen Fransız raket, kort dışında da çoğu zaman açık sözlülüğünün kurbanı oldu. Tek sponsoru raket tedarikçisi Prince olan başarılı tenisçi, bir dönem ilk 20'de yer alan oyuncular arasında kıyafet ve ayakkabı masraflarını bizzat kendisi karşılayan tek isimdi.

 Şans Değil, Emeğin Karşılığı

 Bartoli'nin tenis dünyasına adını duyurduğu yıl 2007 oldu. O sene Justine Henin'i dördüncü ve son yenilgisini tattırdığında kendisini Wimbledon finalinde buldu. Ancak karşısına Wimbledon dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Venus Williams çıkınca daha fazlasını yapamadı. Altı sene sonraki turnuvada ise koşullar kupa için çok daha uygun olacaktı.

 32 seri başının yarısından fazlasının üçüncü turu göremeden elendiği tarihin en sürprizlerle dolu Wimbledon'ında kariyerinin ikinci slam finalini gören Bartoli, şampiyonluk maçında de herkesin favorisi olan Sabine Lisicki'yi yüksek konsantrasyonuyla dize getirip mutlu sona ulaştı. Elde ettiği bu zafer, pek çoklarının sandığı gibi bir tesadüf değil, yıllardır aynı azim ve tutkuyla çalışmasının ürünüydü.

 Bartoli tenis yaşamı boyunca hiçbir zaman gösterişli yıldızlardan biri olmadı. Fakat hem sıra dışı stili hem de karakteri itibarı ile nevi şahsına münhasır bir isim olarak hafızalarda yer etti.

8 Ağustos 2013

Federer'in (Bence) En Efsanevi 10 Galibiyeti


 10-) Federer-Sampras 2001 Wimbledon dördüncü turu

 1993 ile 2000 yılları arasında yedi kez tahta çıktığı Wimbledon'da yalnızca bir kez bileği bükülebilen Pete Sampras'ın 2001 senesindeki turnuvada dördüncü tur rakibi 19 yaşındaki Roger Federer'den başkası değildi. Çocukluk kahramanına karşı ilk ve son kez oynama şerefine nail olan Federer çekişmeli mücadeleden beş set sonunda zaferle ayrıldı. Maçın ardından sandalyesine oturduğu esnada döktüğü göz yaşları hem sevinçten hem de çimin kralına duyduğu hürmettendi. O vakte kadar tarihin gördüğü en büyük oyuncu olan Sampras artık bayrağı İsviçreli halefine devretmişti.

 9-) Federer-Hewitt 2004 Amerika Açık finali

 Ekselansları'nın en büyük alametifarikalarından biri de oynadığı tenisle kendi döneminin en iyi oyuncularını bile küçük düşürmesidir. Çocukluktan beri yakın arkadaşı olan Lleyton Hewitt'i yendiği 2004 Amerika Açık finali de bunun bir örneğiydi. O gün Avustralyalı meslektaşını kelimenin tam anlamıyla perişan eden Federer, 6-0 / 7-6(3) / 6-0'lık skorlarla iki seti sıfıra karşı kazanılan ilk Amerika Açık finalini kayıtlara geçirmişti.

 8-) Federer-Björkman 2006 Wimbledon yarı finali

 2006 yılında 34 yaşındayken Wimbledon'da yarı finale kadar yükselen Jonas Björkman'ı bu turda Federer bekliyordu. Yalnızca 77 dakika süren ve 
6-2 / 6-0 / 6-2'lik setlerle sonuçlanan karşılaşma, İsveçliyi Wimbledon tarihinin en ağır yarı final yenilgisini alan oyuncu olarak kayıtlara geçiriyordu.

 7-) Federer-Blake 2006 Masters Cup finali

 Aynı yıl içinde katıldığı 17 turnuvanın 16'sında finale yükselen biri için kelimeler kifayetsiz kalır. Nitekim James Blake de 2006 Masters Cup finalinin ardından aynı şeyleri söylemişti. Federer, rüya gibi geçen sezonun kapanışını da kupayla yapıyordu ve bu kez skor 6-0 / 6-3 / 6-4'tü.

 6-) Federer-Roddick 2007 Avustralya Açık yarı finali

 Andy Roddick gibi bir oyuncuya karşı bir Grand Slam yarı finalinde sadece 83 dakikada 6-4 / 6-0 / 6-2'yle kazanılan bir maç ve üretilen 45 winner... K
arşılaşmanın ardından soluğu soyunma odasında alan Mirka, müstakbel eşine o gün maçı izleyen herkesin aklından geçenleri söylemişti: "Sevgilim, sen manyaksın."

 5-) Federer-Ferrer 2007 Masters Cup finali

 2007 Masters Cup'ta finale yükselen David Ferrer, bunu hem Rafael Nadal hem de Novak Djokovic'i dize getirerek başarmış ve ne kadar formda olduğunu gözler önüne sermişti. Buna rağmen Federer karşısında 
 o da kaderine razı olmaktan kurtulamadı: 6-2 / 6-3 / 6-2.

 4-) Federer-del Potro 2009 Avustralya Açık çeyrek finali

 Dördüncü turda Tomas Berdych'i iki set geriden gelerek yenmesinin ardından Federer'in Avustralya Açık macerasının çeyrek finalde bitebileceği düşünülüyordu. Zira kortun karşısındaki oyuncu bu defa Juan Martin del Potro olacaktı. Ancak iki gün sonra dördüncü turdaki Federer gitmiş, yerine paralel evrenden başka biri gelmişti. Ortaya koyduğu kusursuz performansla herkesi ters köşeye yatıran Ekselansları, 6-3 / 6-0 / 6-0'la koleksiyonuna yeni bir başyapıt daha ekledi ve rakibinin karşılaşma sonrasında ettiği sinkaflı küfrün de hedefi oldu.

 3-) Federer-Haas 2009 Roland Garros dördüncü turu

 Sezon başında Avustralya Açık'ta gördüğü dördüncü tur kabusunun daha beterini bu kez Roland Garros'ta görecekti İsviçreli efsane. Tommy Haas önünde setlerde 2-0, üçüncü sette de 4-3 geride olan Federer, kendi servisinde yüzleştiği servis kırma puanını müthiş bir forehand winner ile çevirdikten sonra adeta şaha kalkacak ve şampiyonluğa giden yolda oldukça kritik bir virajı başarıyla dönecekti.

 2-) Federer-Djokovic 2011 Roland Garros yarı finali

 2011'de terminatörvari bir grafik sergileyerek Roland Garros'a namağlup giden Novak Djokovic'in yenilmezlik serisi yarı finalde bizzat Federer tarafından bozuldu. Ekselansları'nın 7-6(5) / 6-3 / 3-6 / 7-6(5)'yla kazandığı maçın son puanının ardından verdiği reaksiyon ise uzun süre hafızalardan silinmeyecek gibi görünüyor.

 1-) Federer-Nadal 2011 Masters Cup grup maçı

 Uzun bir aradan sonra Grand Slamsiz geçen bir yılın acısını kapalı kort sezonunda gösterdiği müthiş performansla çıkaran tenisin yaşayan efsanesi, gediklisi olduğu sezon sonu turnuvasında ezeli rakibi Rafael Nadal'la aynı gruba düşmüştü. İsviçreli, winner olup yağdığı maçı 6-3 / 6-0 gibi ezici bir skorla kazanmıştı.

20 Temmuz 2013

N'olacak Bu Federer'in Hâli?

  
 Roger Federer, sezon başından bu yana tanınmaz bir hâlde. 10 yıl sonra ilk kez dünya klasmanında beş numaraya gerileyen İsviçrelinin Londra'daki ATP Dünya Turu Finalleri'ne katılması bile tehlikede. Hâl böyle olunca o da kendisinden hiç beklenmeyecek bir şey yaptı ve Wimbledon'ın ardından Kuzey Amerika sert kort sezonunu beklemek yerine düşük profilli toprak kort turnuvalarında oynamayı seçti. Bu hamlenin bir diğer amacı da kafa boyunu 98 inçe çıkardığı yeni raketlerini denemekti.

 Gelgelelim Hamburg'da yine kötü bir turnuva çıkardı maestro. Düşe kalka geldiği yarı finalde ilk 100 dışından bir rakete karşı set dahi alamadan eleniverdi. Kendisinden son bir şarkı bekleyen hayranlarını ve tenisseverleri yine ümitsizliğe gark eyledi.

 Ekselansları raketini modifiye etti etmesine ama bu değişimin dertleri bitirmeyeceğinin kendisi de farkında olsa gerek. Yanlış anlaşılmasın, elbette yeni raketi sayesinde basit hatalarını biraz daha aşağıya çekecektir. Fakat çareyi sadece bunda aramak, kanseri aspirinle tedavi etmeye çalışmak gibi nafile bir çaba olur.

 Federer'in reaksiyonlarının geçtiğimiz yılın sonlarından itibaren yavaşladığını daha önceki yazılarımızın birinde belirtmiştik. Birkaç gün evvel ortaya çıkan bir istatistiki veri de bu tespitimizi doğruladı. Buna göre Ekselansları'nın reaksiyon hızı, bu sene %20 ile %40 arasında bir düşüş göstermiş.

 Unutmayalım ki Federer de herkes gibi yaşlanan bir insan. Zamanın akışını tersine çeviremeyeceğimize göre onu izleyebileceğimiz kısıtlı sürenin tadını çıkarmaya çalışalım.

21 Haziran 2013

Wimbledon Yerine Akdeniz Oyunları'nı Seçen Akıl(!)


 Memlekette şu aralar öyle akla hayale gelmeyecek saçmalıklar yaşanıyor ki insanın gerçekten nutku tutuluyor.
Marsel İlhan'ın Akdeniz Oyunları'nda kazanacağı kıytırık bir madalya için Wimbledon'a katılmaktan vazgeçirilmesi de bu duruma verilebilecek bir  başka örnek oldu.

 Neden kıytırık diyorum? Çünkü ana tablodaki tenisçi sayısı yalnızca sekiz. Üstelik katılan oyuncuların hepsi isimsiz. Zaten oyunların son ayağı olan 2009 Pescara'daki 1 numaralı seri başı da o dönem dünya sıralamasında 186. sırada bulunan Marsel'den başkası değil. İşte böyle bir organizasyon Wimbledon'a tercih edildi, daha doğrusu ettirildi.

 Ülkeye hizmet etmekten ziyade oturduğu koltuğu düşünen pek değerli büyüklerimiz, Marsel'e "Bak, aldığın sonuçlar ortada. Wimbledon gibi gereksiz hülyalara kapılma. Gel şurada bir madalya taktırıver boynuna da bir işe yara." demiş olmalı. Bu akıl tutulmasının başka bir izahı yok.

 Ne diyelim? Hayırlı uğurlu olsun. Grand Slam harici en prestijli turnuvanın ev sahipliğini alıp ödül seremonisine Ulaştırma Bakanı'nı çağıran bir ülkede normal şeyler bunlar. Kim düşündüyse aklıyla bin yaşasın!