16 Şubat 2017
7 Şubat 2017
Tenisin Kangreni: Bahis Şikesi
Şike, günümüz tenisinin yüzleşmekte olduğu en büyük problem. Özellikle bahis sektörünün önü alınamaz bir şekilde büyümesi, şikeyi tenis için dopingden daha büyük bir sorun hâline getirdi. Nitekim tenisin zirvesi olarak kabul edilen Wimbledon bile kısa süre önce şike iddialarına konu olmuştu.
Teniste bahis şikesine genellikle alt seviyedeki oyuncular teşebbüs ediyor. Hiçbir markanın sponsor olmaya yanaşmadığı bu oyuncular sezonun tamamını ITF turnuvalarında geçiriyor ve büyük bir geçim sıkıntısı çekiyor. Çünkü katıldıkları turnuvalarda verilen para ödülleri, çoğu zaman seyahat, konaklama ve ekipman masraflarının karşılanmasına bile yetmiyor. Bu noktada yerel federasyonların sübvansiyonu hayati bir önem taşıyor. Bu imkandan da mahrum kalanlar ise bir süre sonra yarı zamanlı tenisçiye dönüşüyor. İçlerinden bazıları da geçimlerini sağlayabilmek adına şeytana uyuyor ve kendilerini bahis şebekelerinin kucağında buluyor.
Geçtiğimiz sezon 51 hafta boyunca ITF turnuvalarına ev sahipliği yapan Türkiye bahis şikesi vakalarının en çok görüldüğü ülkelerden biri. Ancak bahis şikesiyle olan ilişkimiz olayın mekan boyutuyla sınırlı değil. Öyle ki henüz birkaç ay evvel iki uluslararası hakemimiz söz konusu suçtan ötürü ömür boyu men cezasına çarptırıldı.
Düşük profilli turnuvaların para ödüllerini artırarak buralarda yarışan oyunculara insani bir yaşam sunmak tenisi bahis şikesi belasından büyük ölçüde kurtarabilir. Peki kimsenin ilgisini çekmeyen ve televizyon yayını olmayan bu turnuvalar daha fazla parayı nereden bulabilir? Alın size 100 puanlık bir sınav sorusu!
23 Ocak 2017
Rafael Nadal Nasıl Yenilmez?
Rafael Nadal'ın Avustralya Açık üçüncü turunda Alexander Zverev, dördüncü turunda da Gael Monfils ile oynadığı maçlar taktiksel açıdan son derece anlamlıydı. Çünkü hem Zverev hem de Monfils, oynadıkları tenisle Nadal'ı yenmek isteyen oyuncuların neleri yapmamaları gerektiğini göstermiş oldular.
Zverev ve Monfils'in iki gün arayla Nadal'a elenmelerinin temel nedeni oyunu geri çizginin de gerisinde kabul etmeleriydi. Nadal her ne kadar eski kudretinde olmasa da ona karşı defansif oynamak hâlâ intiharla eş değer. Monfils, bugün bu ölümcül hatadan ancak üçüncü sette dönebildi. Hâliyle rakibine dört set sonunda boyun eğmekten kurtulamadı.
Nadal, tenis tarihinin gördüğü en iyi defansif geri çizgi oyuncusu. Aynı oyun stilini benimseyenler arasında onun seviyesine yaklaşabilen tek bir tenisçi bile yok. Öyle ki Nadal, kendisine benzeyen bir rakiple karşılaştığında adeta bir hücumcuya dönüşüyor ve normalden daha fazla winner üretiyor.
Demem o ki "Toprağın Ağası"nı devirebilmenin tek yolu agresif oynamaktan geçiyor. Ancak çoğu zaman bu da yeterli olmuyor. İspanyol raketin inanılmaz çabukluğundan ötürü hücum tenisinin kusursuza yakın bir şekilde icra edilmesi gerekiyor. Yine de dengelerin son birkaç yılda biraz değiştini söylememiz lazım. Zira kahramanımız, fizik gücündeki kaçınılmaz düşüşün etkisiyle bir süredir eskisi kadar amansız bir savunma yapamıyor.
20 Ocak 2017
Ne Çabuk Bitirdiniz Djokovic'i?
Hızlı tüketmek, çağımızın en büyük hastalıklarından biri. Son birkaç gündür Novak Djokovic'e yapılan acımasız eleştirilerde de bu hastalığın izlerini görüyoruz. Öyle ki kısa bir süre öncesine kadar tarihin en iyisi olacağı söylenen Sırp tenisçi, Avustralya Açık ikinci turunda aldığı yenilgi sonrasında bir efsanenin çöküşü temalı yazılara özne oldu.
Sekiz ay evvel Roland Garros'u kazandığında Djokovic'in takvim slam yapma ihtimalini konuşanlar şimdilerde kendisine "sorunlu" muamelesi çekiyor. Bunun nedeni, kahramanımızın katıldığı son üç Grand Slam'i kazanamamış olması. Bunlardan birinde final oynamış olması bile söz konusu kitle için hiçbir anlam ifade etmiyor.
Djokovic'i bir kalemde silenler, kendisinin motivasyon kaybı yaşadığı görüşünde birleşiyor. Boris Becker de aynı görüşü paylaşıyor olacak ki geçtiğimiz ay verdiği bir röportajda eski öğrencisinin Roland Garros'tan sonra tenise yeterince zaman ayırmadığını söyledi. Peki bu durum niçin bu kadar anormal geliyor? Sözgelimi, kariyerinde neredeyse her şeyi başarmış, son iki senede turun altını üstüne getirmiş bir oyuncunun motivasyon kaybı yaşamasını neden doğal karşıla(ya)mıyoruz?
Galiba suç, biraz da Djokovic'in kendisinde. Zira Sırp tenisçi, ezeli rakipleri Roger Federer ve Rafael Nadal birlikte o kadar büyük bir dominasyon kurdu ki insanlar da bu üçlüyü gerçekten robot zannetmeye başladı. Yoksa bir oyuncudan sürekli kazanmasını beklemek akıl kârı değil.
Üst üste dört slam kupası kaldırmış, 200 küsur haftayı dünya 1 numarası olarak geçirmiş, 2015'te tenis tarihinin en büyük dominasyonuna imza atmış bir adamın sekiz aylık bir kredisinin bile olmaması gerçekten trajikomik bir durum. Djokovic'e bu krediyi vermeyenlere kendi işlerini ne kadar severek yaptıklarını sormak lazım.
18 Ocak 2017
Biri Nick Kyrgios'u Durdursun
Yakın zamana kadar erkek tenisinde yeteneğe ihanet dendiğinde akla gelen ilk isim Ernests Gulbis'ti. Şimdilerdeyse onun yerini Rober Hatemo'yu andıran kılığıyla kortlarda arzıendam eden Nick Kyrgios almışa benziyor. Bu başıbozuk adam, başta Rod Laver ve Margaret Court olmak üzere dünya tenisine pek çok efsane kazandırmış Avustralya'nın bu spordaki yüz karası olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Kahramanımızın Stan Wawrinka'yla oynadığı bir maç sırasında rakibinin kız arkadaşı Donna Vekic hakkında bel altı söylemde bulunmasının sadece bir buçuk yıl geçti. Ne var ki tenis kamuoyu, böylesine büyük bir skandalı bile çoktan unuttu. Bu da yetmezmiş gibi Kyrgios'a sebep olduğu her rezilliğin ardından sahip çıktı. Avustralyalıyı hasbelkader sert eleştiren birkaç kişi ise kendisinin terbiye dışı üslubundan nasibini aldı.
Kyrgios'u asacak hâlimiz yok. Fakat birilerinin artık kendisine dur demesi gerekiyor. Henüz birkaç ay evvel Şanghay Masters'ta çıktığı bir maçta bilerek kötü oynadığı için tenisten men edilen bu arıza çocuk, hatasından ders almamış olacak ki bugün de Andreas Seppi önünde son üç sette aynı lakaytlıkları sergiledi. Setlerde 2-0 öne geçtiği mücadeleyi maç puanı kaçırarak kaybetmesi de ilahi adaletin tecellisi oldu.
Son olarak Avustralya Açık seyircisinin de çirkinlikte Kyrgios'tan geri kalmadığını söylemek lazım. Bugün hayatımda ilk defa bir tenisçinin filenin bandından seken topla puan aldığı için yuhalandığını gördüm. Bir zamanlar yalnızca Fransa Açık tribünleriyle sınırlı olan bu taşkınlıkların sonunun nereye varacağını çok merak ediyorum. Dünya tenisinin gidişatı hiç hayra alamet değil.
5 Ocak 2017
29 Kasım 2016
Bir Tenis Klişesi: Zengin Sporu Algısı
Türkiye Tenis Federasyonu'nun istisnasız her başkanından duymuşuzdur herhalde şu sözleri: "Tenis, ülkemizde zengin sporu olarak algılanıyor. Federasyon olarak bu algıyı yıkmaya çalışıyoruz." Pardon ama nasıl?
Her şeyden evvel zengin sporundan kasıt nedir? Eğer bu tanımlamayı yaparken tenisin masraf gerektiren bir spor olduğunu söylemeye çalışıyorsanız bunu nasıl yıkmayı planlıyorsunuz? Tenisi raket yerine tahta sopalarla oynatmak gibi Ion Tiriacvari fikirlere mi sahipsiniz?
"Zengin sporu" klişesini her duyduğumda aklıma bundan bir sene evvel bir Erasmus öğrencisiyle yaptığım sohbet geliyor. İsminin Arnaud olduğunu öğrenince Fransız tenisçi Arnaud Clement'ı anımsıyor ve tenisten konu açıyorum. Bana "Dünya klasmanında tenisçiniz var mı?" diye sorunca Marsel İlhan ve Çağla Büyükakçay'ı sayıyorum. Hemen peşinden tenisin Türkiye'de zengin sporu olarak görüldüğünü söylediğimdeyse Arnaud'nun verdiği yanıt aynen şu oluyor: "Ama bu bir realite. Senin bu söylediğin Fransa da dahil olmak üzere her ülke için geçerli."
Arnaud'nun o gün vurgulamaya çalıştığı gibi tenis dünyanın her yerinde masraflı bir spordur, bunu değiştiremezsiniz. Ancak tenisi toplumun her kesimiyle buluşturabilmek pekala mümkün. Örneğin gelecek sene 20 bin Britanyalı çocuğa bir buçuk ay boyunca ücretsiz tenis dersi vereceğini açıklayan LTA bu konuda örnek alabileceğiniz bir kurum. Fakat siz çalışmaya, üretmeye değil de Amerika'yı yeniden keşfetmeye hevesliyseniz yıllardır yaptığınız gibi içi boş sözlerle vakit öldürmeye devam edebilirsiniz.
6 Ekim 2016
Sharapova Artık Rahatlayabilir
Maria Sharapova, Avustralya Açık sırasında girdiği doping testinin pozitif çıktığını kamuoyuna duyurduğu andan itibaren akılalmaz bir linç kampanyasının hedefi olmuştu. Aradan geçen zamanda muhtemelen hayatının en zor günlerini yaşayan Rus tenisçi için artık rahatlama vakti gelmiş gibi görünüyor. Zira Spor Tahkim Mahkemesi CAS, kahramanımız hakkındaki davaya salı günü son noktayı koydu ve kendisine verilen iki yıllık men cezasını 15 aya indirdi.
Uluslararası Tenis Federasyonu ITF tarafından kurulan bağımsız mahkeme, Sharapova'nın performans artırmaya teşebbüs etmediğine hükmetmişti. CAS'ın gerekçeli kararında bu gerçek bir kez daha tescillenirken dünyaca ünlü yıldızın kesinlikle bir hilekar olmadığı belirtildi.
Sharapova'nın cezası 26 Nisan 2017 tarihinde sona erecek. Rus raket, kortlara geri döndüğünde Mayıs 2009'daki kadar zorlanmayacaktır. Çünkü kendisi, söz konusu dönemde olduğu gibi ağır bir sakatlıktan çıkmış değil. Üstelik rüştünü yeniden ispat etmek gibi önemli bir motivasyona da sahip. Maç başına 20 çift hata yaptığı kabus dolu günleri geride bırakıp yeniden dünya 1 numarası olmuş bir tenisçi her şeye sıfırdan başlayacak olmanın zorluklarını da pekala aşabilir.
Umarım Sharapova'nın kariyeri ilerleyen yıllarda bir kez daha uğramaz ve kendisini doya doya seyrederiz.
1 Ekim 2016
Genetiği Değiştirilmiş Tenis
Tenisin kurallarını istediği gibi değiştirebileceğini zanneden bir güruh türedi son dönemde. Madrid Masters kortlarını maviye boyayan Ion Tiriac'ın başını çektiği bu yenilikçi tayfaya şimdi de WTA CEO'su Steve Simon'un katıldığını görüyoruz. Kahramanımız, AFP'ye verdiği demeçte tek kadınlar maçlarında avantaj puanının kaldırılması gerektiğini ve final setinde süper tie-break oynanabileceğini savunmuş. Böylece maç sürelerinin kısalacağını, bunun da hem televizyonların hem
de seyircilerin işine geleceğini söylemiş.
Simon'un önerileri, içinde yaşadığımız vahşi kapitalizm çağında tuhaf kaçmıyor olsa da korkunç bir tenis cehaletine tekabül ediyor.
Tenisin geleneksel skor sisteminde maçı kazanmak için rakibinize en az iki farklı üstünlük kurmanız gerekir. Oysa avantaj puanının olmadığı bir tekler maçında berabereden sonraki ilk puanı alan taraf oyunu kazanmış olacaktır. Karar puanı adı verilen bu kural, sürpriz sonuçlara daha fazla imkan tanıyacak ve hiyerarşinin zaten olmadığı kadın tenisini biraz daha sirke çevirecektir. Benzer sonuçlar, final setinde süper tie-break uygulandığında da görülecektir.
Karar puanı ve süper tie-break'in çiftler maçlarında uygulanıyor oluşu turnuvaları zamanında bitirme mecburiyetinin doğurduğu bir sonuçtur. Bu kuralları salt ticari kaygılarla teklere de taşırsanız tenisin içini boşaltırsınız. Yenilik kisvesi altında tenise kimliğini kaybettirecek olan bu gibi fikirlere sonuna kadar karşı çıkmak gerekiyor.
9 Eylül 2016
Angelique Kerber: Çünkü O Bir Alman
Angelique Kerber, Cincinnati Açık finalini kaybederek dünya 1 numarası olma fırsatını tepmişti. Ancak o finalde boyun eğdiği Karolina Pliskova'nın Amerika Açık yarı finalinde Serena
Williams'ı elemesi kendisini dünya sıralamasının zirvesine çıkardı. Alman tenisçi, cumartesi günü bu başarısını ikinci Grand Slam zaferiyle taçlandırmaya çalışacak.
Kerber'in 28
gibi hiçbir spor için genç sayılamayacak bir yaşta elit bir oyuncuya dönüşmesi, kadın tenisinde son dönemde
gerçekleşen sayısız tuhaflıklardan biri olarak görülebilir. Gelgelelim Caroline Wozniacki'nin tamamen rakibine hata
yaptırmaya dayalı bir oyun stiliyle 67 hafta boyunca klasman lideri olduğu bir WTA Turu'nda hiç de şaşırtıcı değil.
Yetenekleri sınırlı bir oyuncu olan Kerber,
ne Serena Williams gibi ultra agresif bir hücumcu ne de Simona Halep
gibi katı bir savunmacı. Mecbur kalmadıkça açılı ve riskli
oynamaktan imtina etse de kortun bir tarafını boşaltarak winner üretme konusunda oldukça mahir. Geri çizgideki sağlamlığı ve çabukluğu kendisini makine gibi bir tenisçi yapıyor.
Velhasıl futbol medyamızın sıklıkla kullandığı "Alman disiplini"
tabirinin kortlardaki karşılığı diyebiliriz Kerber için. Karakteriyle de
son derece düzgün bir insan profili çizen kahramanımız bence 1 numaralı
koltuğa çok yakıştı. Ne diyelim? Başarıları daim olsun.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
























