12 yaşındaki tenisçilerin boy gösterdiği Super 12 Auray Açık'ın 1998 yılındaki 64 kişilik ana tablosunda hem Nadal hem de Gourcuff yer alıyordu. Gourcuff, Fransa'daki Morhiban bölgesinin birincisi olarak katıldığı turnuvada ilk turu geçemezken akranı Nadal şampiyonluk ipini göğüsledi. Bu sonuçlar, iki sporcu adayı için birer dönüm noktası oldu.
19 Ekim 2019
Gourcuff Ya Tenisçi Olsaydı?
12 yaşındaki tenisçilerin boy gösterdiği Super 12 Auray Açık'ın 1998 yılındaki 64 kişilik ana tablosunda hem Nadal hem de Gourcuff yer alıyordu. Gourcuff, Fransa'daki Morhiban bölgesinin birincisi olarak katıldığı turnuvada ilk turu geçemezken akranı Nadal şampiyonluk ipini göğüsledi. Bu sonuçlar, iki sporcu adayı için birer dönüm noktası oldu.
3 Eylül 2019
Teniste Maçı Bırakmak Da Var
Evvela profesyonel tenisçilerin hepsi yenilgiyle başa çıkmayı bilen kişilerdir. Bu özelliğe sahip olmayan birinin tenisten kariyer yapması zaten mümkün değildir. Ancak bir tenisçinin numaradan maçı bırakma ihtimalini geçersiz kılan asıl unsur içindeki rekabet güdüsüdür.
Nick Kyrgios gibi sorunlu tipleri ve bahis şikesine bulaşanları bir kenara koyarsak korta çıkan her tenisçi filenin karşısındaki rakibini yenebilmek için sonuna kadar mücadele eder. Bunun için gerekiyorsa iğneyle de oynar. Ne var ki vücudun iflas bayrağını çektiği anda kortta geçirilen her saniye ilerisi için büyük bir tehdittir. Böyle bir durumda verilecek tek doğru karar skora bakmaksızın rakibin elini sıkmaktır. Nitekim tenis tarihinde önde olan tarafın sakatlık nedeniyle çekilmek zorunda kaldığı sayısız maç vardır.
Demem o ki "Çıktığın maçı bitireceksin." tarzındaki hamasi söylemlerin tenisin pratiğinde hiçbir geçerliliği yok. Çünkü tenisçiler birer insan ve sakatlık da icra ettikleri sporun bir gerçeği.
1 Ağustos 2019
Zverev'in Şarkısı: Yalnızım Dostlarım
Geçtiğimiz yılı ATP Dünya Turu Finalleri'nde kariyerinin en büyük şampiyonluğuna ulaşarak kapatan Zverev'in kısa süre içinde ilk Grand Slam'ini kazanması bekleniyordu. Zaten kendisi de bu hedefe ulaşabilmek için en doğru antrenörle çalışmaya başlamıştı. 2018 Amerika Açık öncesinde Ivan Lendl'ı ekibine katan Alman tenisçinin Andy Murray'ninkine benzer bir başarı hikayesi yazması için her şey hazır gibiydi fakat kısa süre içinde bütün hesaplar alt üst olacaktı.
Zverev, 2018'in sonunda altı yıllık menajeri Patricio Apey ile yollarını ayırdığında başına nasıl bir çorap ördüğünün farkında değildi. Taraflar, 2023'e kadar devam eden kontratlarını feshetmek konusunda uzlaşamayınca mahkemelik oldu. Birleşik Krallık'taki mahkemenin ilk duruşma için Ekim 2020 tarihini belirlemesi Zverev'in elini kolunu bağladı. Çünkü 22 yaşındaki oyuncunun bu tarihten önce başka bir menajerlik şirketiyle anlaşabilmesi için Apey'e 10 milyon dolar tazminat ödemesi gerekiyordu.
Şimdiye dek tenisten yaklaşık 17,5 milyon dolar kazanabilen ve hâliyle 10 milyon doları gözden çıkarmak gibi bir lüksü olmayan Zverev uzun bir süredir turnuvalara tek başına gidiyor ve kort dışındaki faaliyetlerini bizzat yönetiyor. Gelinen noktada zamanının büyük bir bölümünü telefon görüşmelerine harcadığını ve bu yüzden asıl işine bir türlü odaklanamadığını söyleyen Zverev özel hayatında da fırtınalı bir dönemden geçiyor. Hiç vakit ayıramadığı kız arkadaşı Olga Sharypova'dan ayrılmak zorunda kalan dünya 5 numarası bir yandan da hastanede yatmakta olan babası için üzülüyor.
Geçtiğimiz hafta Zverev'in yediği darbelere bir yenisi daha eklendi. Kahramanımız, Hamburg Açık sırasında düzenlediği bir basın toplantısında antrenörü Lendl için "Antrenmanlarda tenise odaklanmak yerine bana köpeği ve golfteki maceralarından bahsediyor." ifadelerini kullanınca etrafındaki kişilerden birini daha kaybetti. Bakalım hayat, Zverev'i daha nelerle sınayacak?
28 Haziran 2019
Nadal'ın İtirazı Haksız Çünkü...
Her şeyden evvel Wimbledon'ın seri başlarını numaralandırırken diğer üç Grand Slam turnuvasından farklı bir yol izlemesinin gayet makul iki gerekçesi var. Bunlardan birincisi, çim kort turnuvalarının tenis takvimindeki payının sert ve toprak kort turnuvalarıyla kıyaslanmayacak kadar az olması. İkincisi ise bundan beş yıl öncesine kadar ATP 500 seviyesinde bile kendisine yer bulamayan çim zeminin dokuz Masters turnuvasının hiçbirinde tercih edilmemesi. Hâl böyleyken çim kortta düzenlenen bir Grand Slam'in kendisiyle aynı zemine sahip sınırlı sayıdaki turnuvanın önem derecesini arttırmak istemesinden daha doğal bir şey olamaz.
Nadal ve taraftarları, Wimbledon yönetiminin ATP klasmanına saygı göstermediğini öne sürüyor. Ne var ki bu yorum da gerçeği yansıtmıyor. Turnuva, iddia edildiği gibi kibirli bir yaklaşıma sahip olsaydı tenisçilerin yıl boyunca elde ettikleri puanların bir kısmı ya da tamamını göz ardı ederdi. Oysa Wimbledon, seri başlarını belirlerken yaptığı hesaplamada tenisçilerin mevcut ATP puanlarının üzerine çim kort turnuvalarından son bir yıl içinde kazandıkları puanların tamamını ve ondan önceki bir yıllık periyotta kazandıkları en yüksek puanın %75'ini ekliyor. Yani Wimbledon'ın geliştirdiği özel formülde yalnızca ATP puanları kullanılıyor.
Wimbledon'ın kadınlar turnuvasındaki seri başlarını belirlerken kullandığı sabit bir metot yok. Ancak bu durum, kadınlarda daima dünya sıralamasına sadık kaldıkları anlamına gelmiyor. Örneğin Maria Sharapova 2009'daki turnuvaya dünya 59 numarası olarak gelmiş fakat 24 numaralı seri başı olarak katılmıştı. Geçtiğimiz yılki turnuvada da dünya 183 numarası olan Serena Williams 25 numaralı seri başı olarak yarışmıştı.
Her şey bir yana, Nadal gibi büyük bir sporcunun bir Grand Slam yarı finalinde Federer veya Djokovic'le eşleşecek olmaktan dert yanması teniste hiç alışık olmadığımız türden bir mızıkçılık. Sanırım Rafa, söz konusu turlarda Mikhail Kukushkin gibi rakiplerle oynamayı düşünüyordu.
3 Haziran 2019
Safi Kötüsün Serena Williams
Tenis alemi, iki gün evvel odağında yine Serena Williams'ın bulunduğu, eşi benzeri görülmemiş bir hadiseye tanıklık etti. Roland Garros üçüncü turunda Sofia Kenin'e elenen Birleşik Amerikalı raket, maç sonrası medya merkezine vaktinden önce gelip kendisiyle aynı salonu paylaşan Dominic Thiem'in basın toplantısının bitmesini beklemek istemeyince büyük bir skandal patlak verdi.
Fransızların saygın gazetesi L'Equipe'in aktardığına göre toplantı için önce başka salona geçmek isteyen Serena, bu talebi kabul görmeyince sinirlenerek medya merkezini terk etmek üzere merdivenlere yöneldi. Bu esnada devreye giren yetkililer, ani bir kararla ana salonda bulunan Thiem ve gazetecileri 2 numaralı salona kaydırarak yerine Serena'yı aldı. Durumun idrakına sonradan varan Thiem ise "Bu nasıl bir saçmalık? Şaka yapıyor olmalısınız. Ben artık junior oyuncusu değilim." diyerek toplantıyı devam ettirmeme kararı aldı.
Hiç kuşku yok ki yaşanan bu rezalette organizatörlerin sorumluluğu büyük. Serena'nın kaprislerine boyun eğerek Thiem'i bu şekilde küçük düşürmeleri asla kabul edilebilecek bir hata değil. Hele ki basın toplantısına katılmaktan vazgeçen birinin kolundan tutulup kararından döndürülmeye çalışılması, güce ve güçlüye biat etme sendromunun çok bariz bir yansımasıdır. Peki ya madalyonun diğer yüzünü n'apacağız? Meşhur fıkradaki gibi ev sahibi suçlu da hırsızın hiç mi suçu yok?
Destekçileri kabul etmekte zorlansa da Serena, Thiem'in de söylediği gibi kötü bir kişilik. Zira güç ve şöhretlerini istedikleri her şeyi zorla yaptırmak veya başkalarını ezmek için kullananlar yalnızca kötü insanlardır. Tabii Serena'nın melaneti, yalnızca güç zehirlenmesinden ileri gelmiyor. Yıllardır hem kadınlığı hem de ten rengi üzerinden kendisine sanal bir mağduriyet devşiren 37 yaşındaki tenisçi, kendisini eleştiren herkesin cinsiyetçi ya da ırkçı olarak yaftalanmasına bakılırsa bunda da bir hayli başarılı olmuş gibi görünüyor.
30 Nisan 2019
Hülya Avşar Ciddiyetsizliğiyle Tenis Yönetmek
Türkiye Tenis Federasyonu'nun mevcut yönetimi, ülke tenisini ileriye taşımakla değil, başka şeylerle ilgileniyor. Yandaşlara rant sağlayarak koltuğu sağlama almaktan arta kalan zamanlar sokak tenisi ve Hülya Avşarlı etkinlikler gibi boş işlere ayrılıyor. Profesyonel bir spor dalı magazinel bir figürle mütemadiyen özdeşleştirilerek AKP iktidarının yarattığı vasat egemen düzene hizmet ediliyor.
Sokak ortasında çocukların ellerine raket tutuşturarak ya da ünlülerle kortta poz vererek tenisçi yetiştiremezsiniz. Bunun için kamu yararını önceleyen spor politikalarına ihtiyacınız var.
14 Mart 2019
Taht Oyunları: Fedal vs Djokovic
Her şey, Djokovic'in başında olduğu ATP Oyuncular Konseyi'nin Ocak ayındaki toplantısıyla başladı. ATP'nin mevcut CEO'sunun görevine devam edip etmemesi hususunda ortak bir karar alabilmek için düzenlenen toplantıda Kermode'un gitmesini isteyenler dörde karşı beş oyla üstün geldi. Bu gizli oylamanın basına sızması ise büyük bir gürültü kopardı.
Konseyde yaşanan gelişmeler, Avustralya Açık öncesinde düzenlenen basın toplantılarında Nadal ve Federer'e soruldu. Nadal, hiçbir şeyden haberinin olmadığını söylerken kendisini bilgilendirmeyen konsey üyelerine sitem etti. İspanyol tenisçi, "Ben, onların ayağına gitmek zorunda değilim. Bilakis Djokovic ve konseydeki diğer oyuncuların bana ulaşması gerekir. Çünkü orada bunun için bulunuyorlar." ifadelerini kullandı. Federer'in açıklamaları da Nadal'ınkilere paraleldi.
Djokovic, gelen tepkiler üzere verdiği demeçte konseydeki oylamanın basına sızmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirirken Kermode hakkındaki nihai kararlarını Indian Wells'in hemen öncesine ertelediklerini ve o tarihe dek herkesle görüşebileceklerini belirtti. Ne var ki Nadal, aradan geçen zamanda kimseyi aramadı. Federer ise son anda Djokovic'le konuşmak istedi ancak Sırp tenisçiden "Vaktim yok." yanıtını aldı. En nihayetinde 7 Mart günü toplanan ATP Genel Kurulu, mevcut CEO'nun sezon sonunda görevinden ayrılmasını kararlaştırdı.
Şimdi tenis kamuoyu şu sorunun yanıtı arıyor: Erkekler tenisinin gelmiş geçmiş en başarılı iki ismi olan Federer ve Nadal bu kadar kritik bir mevzuda nasıl adam yerine konmaz? Başka bir deyişle Djokovic ve onun başkanlığındaki konsey, görevini mi savsakladı yoksa bu ikilinin arkasından iş mi çevirdi?
8 Mart 2019
ITF'nin Yeni Düzeni: Altta Kalanın Canı Çıksın
Peki ITF ve ATP turları arasındaki geçiş yeni düzende nasıl sağlanacak? Bunun için "ITF Dünya Sıralaması" adında yepyeni bir icat çıkarıldı. Bu sıralamada üstlerde yer alan tenisçiler, ATP Challenger turnuvalarına ana tablodan ya da elemelerden katılma şansı yakalayacak. Yeri gelmişken Challenger turnuvalarındaki eleme tablosu kontenjanının bu sene 32'den dörde düşürüldüğünü hatırlatalım.
Özetle ATP Turu'nda yarışabilecek seviyede olmayan bir tenisçi, bundan böyle kariyerini ITF turnuvalarına hapsolmuş bir şekilde sürdürecek ve belki de ATP sıralamasına hiç giremeyecek. ITF, bu düzenlemesiyle belli bir seviyenin altındaki oyuncuların ATP Turu'ndaki pastadan pay almasını neredeyse imkansız hâle getiriyor. Yani altta kalanın canı çıksın, diyor.
6 Mart 2019
Kyrgios Renk Değil Yozlaşmadır
Açıkçası bir kadın tenisçiye cinsel içerikli küfür etmenin ya da Rafael Nadal gibi örnek bir sporcu ve hayranları hakkında günlerce saygısız yorumlar yapmanın tenise nasıl bir renk kattığını anlayabilmiş değilim. Terbiyesizlik ve seviyesizlik, artık tenisi güzelleştiren unsurlar olarak görülüp kanıksanıyorsa ortada ciddi bir çürüme var demektir.
Tenisin kimi özellikleriyle diğer sporlardan ne kadar ayrıldığını anlatmaya lüzum yok. Bu gerçeğin idrakına varabilmek için bir tenis maçını kısa bir süre izlemek yeterli. Ancak son zamanlarda gerek tenisin küresel çaptaki yönetim organlarının izlediği politikalar gerekse de alttan gelen yozlaşmış nesil bu sporun kendine özgü kültürünü tehdit etmeye başladı. Kyrgios ve benzerleri işte bu yüzden tehlikeli.
Rafael Nadal'ın da vurguladığı üzere Kyrgios gibi kendisine, seyircilere ve rakiplerine saygı duymayan sporcuların sayıca çoğalması tenisin kendi kendini imha etmesi demektir. Zira tenis, tıpkı boks gibi sporcuların birbirlerini en seviyesiz üsluplarla aşağıladıkları bir spor dalı değildir. Kyrgios'un "Bu ahbapla oynarken kan kokusunu alabiliyorum." şeklindeki ifadesi bir tenisçiye değil, olsa olsa bir boksöre yakışacak sözlerdir.
Elbette tenisin gerginlik ve tartışmadan izole olduğu gibi komik bir iddiayı savunmuyoruz. Aynı şekilde tenis dışındaki sporları aşağılama çabası içinde de değiliz. Bilakis her spor kendi kültürüyle güzeldir. Zaten Kyrgios ile olan sorunumuz da kendisinin tenis kültürüne saldırmasından kaynaklanıyor. Yine de tenis için asıl tehdit, Kyrgios'tan ziyade bu adamı her türlü rezilliği sergilediği bir haftada Roger Federer'in 100. şampiyonluğu için hazırlanan kutlama videosunda oynatan zihniyettir.
3 Mart 2019
Yedi Bela Kyrgios ve Tenisteki Çürüme
Kyrgios, aslında tam da bu çağın tenisçisi. Kendisi, rant uğruna kortları sirke çevirmek için var gücüyle çalışan tenis yöneticilerine çok yakışıyor. Tıpkı saz arkadaşları Thanasi Kokkinakis ve Bernard Tomic gibi.
Mide bulantısından kusma safhasına henüz geçmediyseniz sizin için bir de Eugenie Bouchard seçeneğimiz var. Yukarıda saydığımız isimlerin WTA şubesi olan ve yeni neslin seks sembolü olarak gösterilen bu hanımefendiye bakarak da tenisteki çürümenin boyutlarını idrak edebilirsiniz.
17 Şubat 2019
Babalar Gibi Satılan Davis Kupası
Geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Uluslararası Tenis Federasyonu ITF'in yaptığı oylamayla Davis Kupası'nın lisans hakkı, tam 3 milyar dolar karşılığında 25 yıllığına Gerard Pique'nin sahibi olduğu Kosmos şirketine verildi. Başarılı futbol kariyerinin ardından iş dünyasına da hızlı bir giriş yapan Pique, oylamanın gerçekleştirildiği gün "Bazen ya değiştirirsiniz ya da ölüme terk edersiniz." diyordu. Çiçeği burnunda bir sermayedar olarak hırsı ve iştahı her hâlinden belli olan İspanyol futbolcu, bu ifadesiyle neoliberalizmin tipik palavralarını ne kadar çabuk öğrendiğini de gözler önüne seriyordu.
Spor, üzerinde yaşadığımız gezegenin bir mikrokozmosu. Hâliyle onu içinde bulunduğu sosyal, politik ve ekonomik konjonktürden bağımsız olarak ele alamayız. Pique'nin yukarıdaki sözlerine Türkiye'de 24 Ocak Kararları ile başlayan ve "Babalar gibi satarım." vecizesiyle şahikasına eren özelleştirme furyasından aşina olmamız da bu yüzden. Nasıl ki bu topraklarda kamuya ait varlıklar, son 40 yılda devletin sırtında kambur olduğu gerekçesiyle yağmalandıysa Davis Kupası da reform naraları eşliğinde Pique Bey'in mülkiyetine verildi.
Bay Pique, organizasyonu "daha verimli işletmek" ve bu sayede kâr elde etmek adına hiç de şaşırtmayan bir iş yaptı ve turnuvanın 118 yıllık birikimini bir kalemde silen bir format icat etti. Yeni formatta Davis Kupası'nın şampiyonunu tayin eden Dünya Grubu serileri, sabit bir lokasyona alınarak bir haftalık turnuvaya dönüştürüldü. Bu da kupayı kendine özgü kılan iç saha ve deplasman maçlarının kaldırılması demekti.
Davis Kupası'nın bu şekilde iğdiş edilmesi, Path Cash ve Lleyton Hewitt gibi eski tenisçilerin yanı sıra kariyeri devam eden pek çok üst düzey raketin tepkisini çekti. Örneğin Roger Federer, son Amerika Açık esnasında verdiği bir mülakatta "Eski bir futbolcunun bir anda gelip tenis işine girmesi tuhaf. Davis Kupası, Pique Kupası'na dönüşmemeli." demişti. İspanyol futbolcu, Ekselansları'nın bu yorumuna çok içerlemiş olacak ki dünkü açıklamasında "Pique Kupası" ifadesinden nefret ettiğini söyledi.
Sermaye sınıfı, şekil-A'da bir kez daha görüldüğü üzere hiçbir geleneği ve etik değeri tanımıyor. Üstelik söz konusu çıkarıysa en ufak bir eleştiriye dahi tahammül edemiyor. Fakat şu da var ki tenis gibi köklü geleneklere sahip bir spor, vahşi kapitalizmin dilediği gibi at koşturabileceği bir alan değil. Birileri Pique'ye Madrid'in toprak kortlarını maviye boyayan Ion Tiriac'ın başına neler geldiğini çok geç olmadan anlatmalı.
8 Ocak 2019
Asıl Kötülük Türk Tenisine Yapılıyor
Selin'e reva görülen muamele, alt yaş gruplarındaki tenisçi adaylarını büyük bir umutsuzluğa sevk edecektir. Başarıya hak ettiği değerin verilmediğini gören çocuklar tenis kariyerlerini başlamadan bitirmeyi düşüneceklerdir.
6 Ocak 2019
Övünç ve Utanç! (İkinci Perde)
Milli tenisçi Selin Övünç'ün maddi imkansızlıklar nedeniyle son Amerika Açık'a katılamaması kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı. Kendisi, aynı neden ötürü bu yılki Avustralya Açık'ta yer alamayacak. Tenis federasyonu, Selin'e her türlü maddi desteği sağlayacağı yerde onu ana tablodan katılma hakkı kazandığı Grand Slam turnuvalarına yollamamakta diretiyor.
Dünya üzerinde kendi sporcusunun kötülüğünü isteyen bir federasyona daha önce rastlanmış mıdır, bilmiyorum. Fakat şu anki Türkiye Tenis Federasyonu yönetiminin Misakımilli sınırları içerisinde tenisi baltalamaktan başka bir işe yaramadığı çok açık. Yoksa kısa süre öncesine kadar ciddi bir ivme yakalamış olan Türk tenisi bugün içler acısı bir vaziyette olmazdı.
Görünen o ki Türk tenisinin başındakiler; kendilerine koşulsuz itaat eden ve siyasi rant sağlayan "makbul" sporcuları arzuluyor. Bu şartları karşılamadığınız müddetçe dünya 1 numarası olsanız bile umurlarında değilsiniz. Bilakis size gösterecekleri sopadan korunmanızda fayda var.















