Ebeveyn zorbalığı, bir çocuğun başına gelebilecek en büyük felaket. Baskıcı ve aşırı kontrolcü bir tutuma sahip olan anne-babalar çocuklarına hayatı zehir edebiliyor. Bu durumun en net gözlemlenebildiği alanlardan biri de tenis dünyası.
Ailesi tarafından mağdur edilen tenisçiler dendiğinde akla gelen ilk isim Mary Pierce. Eski Fransız tenisçi, kötü geçen antrenmanlar ve kaybettiği maçlar sonrası babası Jim'den fiziksel şiddet gördüğünü Sports Illustrated dergisine verdiği bir röportajda itiraf etmişti. Bu itiraf, Jim'in nasıl bir arıza olduğunu bilen tenis kamuoyu için hiç de şaşırtıcı değildi.
Bir junior maçı esnasında kızına "O sürtüğü öldür." diye bağıracak kadar aklını kaçırmış olan Jim benzer bir taşkınlığa 1993 yılındaki Roland Garros'ta da imza atınca çok ağır bir bedel ödemek zorunda kaldı. Kadınlar Tenis Birliği WTA, korttan yaka paça çıkarılan Jim'i yıl sonuna kadarki bütün turnuvalardan men etti. Fakat kendisine asıl cezayı bizzat kızı kesecekti.
Pierce, Roland Garros'taki skandalın ardından babasıyla olan bağını tamamen kopardı. Uzaklaştırma talebiyle mahkemeye başvuran başarılı tenisçi, babasının olası çılgınlıklarından sakınmak için korumalarla gezmeye başladı. İkilinin barışması ise ancak yedi yıl sonra mümkün olabildi.
Pierce, babasının fiziksel istismarına uğrayan tek kadın tenisçi değil. Aynı kötülüğe Jelena Dokic ve Mirjana Lucic de maruz kalmıştı. Jennifer Capriati ve Steffi Graf ise baba kahrını daha farklı şekillerde çekmişlerdi.
Diyeceğim odur ki tenisçi ebeveynleri, çocukların da özgür bireyler olduklarını unutmamalı ve kişisel hırslarını onlar üzerinden tatmin etme yoluna gitmemeli. Aksi hâlde ellerine geçecek tek şey, ileride çocukları tarafından nefretle anılmak olur.
















