28 Nisan 2013

Sharapova'nın İlham Veren Dönüşümü


 Toprak kort sezonuna geçtiğimiz yıl elde ettiği yüksek puanları koruma parolasıyla başlayan Maria Sharapova'nın bu yoldaki ilk durağı Stuttgart'tı. Rus yıldız, son şampiyon unvanıyla yarıştığı turnuvada oyun seviyesi olarak bıraktığı yerde değildi. 

 İlk maçında Lucie Safarova'yı üç sette geçen dünya 2 numarası, çeyrek finalde de Ana Ivanovic'e aynı tarifeyi uygularken vasat bir oyun sergilemişti. Yarı finaldeki rakipse ev sahibi ülkeden Angelique Kerber'di. İlk iki maçına kıyasla biraz daha derli toplu bir görüntü çizen Sharapova, mücadeleyi kazanıyor ama final seti oynamaktan yine kurtulamıyordu. Rus tenisçi, final yolundaki tüm engelleri üç sette aşabilirken şampiyonluk için karşılaşacağı Na Li ise tek set dahi kaybetmemişti.


 Final müsabakası öncesinde Çinli raket biraz daha öne çıkan taraftı. 1.72'lik boyu ve ayaklarının çabukluğuyla Atom Karınca'yı andıran Li'nin gerek form durumu gerekse de oyun stili itibarı ile Sharapova'nın başını arıtabileceği tecrübeyle sabitti. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Maria, 6-4 / 6-3'lük setlerle ipi göğüslerken h
iç de iyi oynamadığı bir haftanın kapanışını kupayla yaparak rüştünü bir kez daha ispat ediyordu.

 Müthiş İstikrar


 Bu sezon Avustralya Açık, Doha, Indian Wells, Miami ve son olarak da Stuttgart'ta boy gösteren Sharapova, bu beş turnuvadan iki şampiyonluk, bir final, iki de yarı final çıkardı. Kariyerinin omuz sakatlığından önceki döneminde dalgalı grafiklerine alışkın olduğumuz Rus tenisçi, 2012'nin başından bu yana yalnızca bir turnuvaya çeyrek finalden önce havlu attı. O da Sabine Lisicki'ye dördüncü turda elendiği son Wimbledon'dı.

 Buz Üstündeki İnekten Claypova'ya


 Masha'nın geçirdiği dönüşüm, yakaladığı istikrarla da sınırlı değil. Yıllar önce verdiği bir demeçte "Toprak kortta oynarken kendimi buz üstündeki inek gibi hissediyorum." diyen güzel tenisçi, halihazırda kadınlar turunun belki de en iyi toprak kort oyuncusu konumunda. Kariyerinin ilk bölümünde toprak kortta yalnızca bir kez kupa kaldırabilen Sharapova, geri dönüşünden sonraki 10 turnuva zaferinin altısını bu zeminde elde etti. Bu dramatik değişim,
 bir zamanlar hiç hazzetmediği toprak zemine tam anlamıyla uyum sağlamasının bir sonucu.

 Omuz sakatlığından önceki dönemde tipik bir hızlı zemin oyuncusu olan Masha'nın şu anda kendisini en rahat hissettiği kort tipi toprak. Çünkü bu zeminin oyunculara tanıdığı ekstra reaksiyon süresi, Rus yıldızın savunma kalitesini artırdığı gibi risk katsayısı yüksek hücum vuruşlarını da daha iyi hazırlamasını sağlıyor. Bu da daha çok winner ve daha az basit hata anlamına geliyor. 

 Geçirdiği omuz sakatlığı sonrası servisi kelimenin tam manasıyla çöken Sharapova'nın maç başına 20 çift hata yaptığı kabus dolu günleri geride bırakıp yeniden tenisin zirvesine yükselmesi ve bunu bir zamanlar en kötü oynadığı zeminde başarması gerçekten ilham verici bir hikaye.

21 Nisan 2013

Masters Koleksiyoneri Djokovic


 Davis Kupası'nda çıktığı maçta ayak bileğini burkan Novak Djokovic için toprak kort sezonu olabilecek en kötü senaryolardan biriyle başlamıştı. Karşılaşma sonrası gözyaşlarına hakim olamayan Nole'nin sakatlığından son derece tedirgin olduğu gün gibi ortadaydı. Sezon sonuna kadar kapanması oldukça güç gibi görünen bir puan farkıyla zirvede olan Sırp tenisçinin sıralamayla ilgili bir kaygısı yoktu. Fakat uzun süreli bir sakatlık, bu sezonki ana hedefi olan Roland Garros'u tehlikeye atabilirdi.
   
 Ha çekildi ha çekilecek derken en nihayetinde Monte Carlo'da yer alacağını açıklayan Novak, zorlu engelleri bir bir aşarak finalde turnuvanın tapusunu elinde bulunduran Rafael Nadal'ın karşısına dikiliverdi.
  
 Mücadeleye hızlı başlayan dünya 1 numarası, ilk beş oyunu kazanarak açılış setini kolayladı. Setin kalan bölümünde Rafa tipik direnişini gösterdi ama Djokovic bir geri dönüşe müsaade etmedi. İkinci set ise görece daha başa baştı. Tie-break'te rakibine göz açtırmayan Sırp raket 6-2 ve 7-6(1)'yla ipi göğüsleyen taraf oldu. Maç sonu istatistiklerinde Nadal'ın ilk ve ikinci servislerinden puan çıkarma oranlarındaki düşüklük göze çarpıyordu. İspanyol'un görece zayıf servisiyle Djoko'nun en etkili silahlarından biri olan güçlü return'ü birleşince ortaya böyle bir tablo çıkmıştı.

 Karşılaşma, iki raketin son yıllarda oynadığı sayısız maçın bir tekrarı hüviyetindeydi. Oyuncular birbirlerini hem fiziksel hem de zihinsel olarak sonuna kadar zorladı, teslim bayrağını çekense toprağın ağası oldu. Bunun haricinde korttaki tenisin göze hitap eder bir tarafı yoktu.
  
 Monte Carlo'da ilk kez mutlu sona ulaşan Djokovic'in Masters koleksiyonunu  tamamlamak için artık tek eksiği kaldı: Cincinnati.
 Nadal ise bu turnuvada 10 yıl sonra ilk kez yenildi. Seriler de böyle işte, bir gün elbet son buluyor. Fakat maharet, bir seriyi sonlandırmakta değil, yakalamakta.

19 Mart 2013

Manken Değil, Tenisçi Maria


 Maria Sharapova, sert korttaki kupa özlemine geçtiğimiz pazar günü Indian Wells finalinde karşılaştığı Caroline Wozniacki'yi 6-2 / 6-2'yle yenerek son verdi. 

 Maç hakkında söylenecek fazla bir şey yok. Caro set başına birden iki puan vuruşuyla karşılaşmayı tamamlarken Masha'nın aynı istatistik kaleminde 32'yi bulması zaten her şeyi yeterince izah ediyor.

 Bu sezonki ilk şampiyonluğuna ulaşan Rus yıldız açısından bu kupanın ayrı bir önemi daha var. İlk tekler zaferine 2003 Tokyo finalinde Anika Kapros'u yenerek ulaşan Maria o gün bugündür hiçbir sezonu kupasız geçmiyor.

 11 yıldır her sezon en az bir turnuva şampiyonluğu elde eden Sharapova, WTA'nın açıkladığı istatistiğe göre bu alanda Virginia Wade ve Goolagong Cawley gibi efsanelerle birlikte tüm zamanların en iyi dördüncü ismi konumunda.


 1. Navratilova: 21 sezon (1974-1994)
 2. Evert: 18 sezon (1971-1988)
 3. Graf: 14 sezon (1986-1999)
 4. Wade: 11 sezon (1968-1978)
 4. Goolagong: 11 sezon (1970-1980)
 4. Sharapova: 11 sezon (2003-2013)
 
 Kortların assolisti, ilk şampiyonluğuna ulaştığında 16 yaşındaydı. Bir ay sonra ise 26'sına girecek. Bir defasında "Petra Kvitova'ya genç denildiğinde kendimi teyze gibi hissediyorum." demişti ki çok haklıydı. Zira kendisi de hâlâ çok genç.

 Küçük yaşlarda büyük başarılar elde ettikten sonra böylesi bir devamlılık yakalayabilmek başlı başına muazzam bir olay. Masha, bu açıdan türünün belki de tek örneği.

18 Aralık 2012

Kimiko Date-Krumm: Güzel Zamanların Tenisçisi


 İlerleyen takvim yaprakları sadece zamanı değil, yaşamakta olduğumuz hayatı da değiştiriyor. Bir spor olarak tenis de kendisini bazen müspet, çoğu zaman da menfi olarak etkileyen bu değişimlerden nasibini alıyor. Oyun, her geçen gün daha fiziksel hâle geliyor. Hâl böyle olunca olgunlaşma yaşı artıyor, eskisi gibi 17 yaşındaki bir çocuğun Grand Slam'leri süpürdüğüne artık şahit olamıyoruz. 

 42 yaşındaki Kimiko Date-Krumm ise ahir zamanın tenisine adeta meydan okuyor. Gençliğinde birçok kez karşı karşıya geldiği Steffi Graf yıllar önce emekliye ayrıldı. Üzerinden Justine Henin'ler, Amelie Mauresmo'lar, Martina Hingis'ler, Lindsay Davenport'lar, Arantxa Sanchez'ler, Kim Clijsters'lar ve daha niceleri geçti. O ise tutkusunun peşinden koşmaya kararlı görünüyor. Her seferinde ne zaman emekli olacağını soran gazetecileri aynı nüktedanlıkla cevaplıyor Japon tenisçi. Yaşının kendisi için iki haneli bir sayıdan ibaret olduğunu söylüyor.

 28 Ekim 1970’te Japonya’nın Kyoto kentinde dünyaya gelen Kimiko, 1989’da profesyonelliğe adımını attıktan sonra ilk emekliliğine kadar yedi WTA turnuvası kazanmıştı. Avustralya Açık, Roland Garros ve Wimbledon’da yarı final oynayan başarılı raket, 13 Kasım 1995 tarihli dünya sıralamasında dört numara yükseldiğinde tarihte bir Japon tenisçinin çıkabildiği en üst basamağa ulaşıyordu. Bu şerefe nail oluşunun hemen ertesi yılı henüz 26 yaşındayken aktif tenis yaşamını noktalayan Date-Krumm, yıllar sonra herkesi bir kez daha ters köşeye yatırdı ve 38 yaşında kortlara geri dönme kararı aldı.

 Dönüşünün ertesi yılı Seul’deki katıldığı turnuvanın finalinde Anabel Medina Garrigues’i iki sette geçen veteran oyuncu, Billie Jean King’den sonraki en yaşlı WTA turnuvası şampiyonu oluyordu. Kariyerinin ikinci döneminde Dinara Safina ve Maria Sharapova başta olmak üzere birçok elit oyuncuyu yenmeyi başaran emektar Japon, 2011 Wimbledon ikinci turunda ise Venus Williams'a karşı uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir maç oynadı. Mücadeleyi 7–6, 3–6, 6–8’lik setlerle kaybetti ama korttaki tenisin kalitesi uzun süredir görülmemiş düzeydeydi. 

 Yazıyı Date-Krumm'un günümüz tenisinin yavanlığına ışık tutan şu demeciyle bitirelim:

 "Martina Navratilova'nın servis voleleri ve file önü oyunları çok iyiydi. Fakat şimdiki oyuncularda bu tip fark yaratan özellikler yok. Sadece güce dayanıyorlar. Sert servis sonrasında topa sadece vuruyorlar, taktikleri yok. Navratilova'nın servis voleleri dışında Steffi Graf'ın mükemmel backhand slice'larından, Gabriela Sabatini'nin falsolu vuruşlarından, Arantxa Sanchez'in çok hızlı oluşundan ve zihinsel sağlamlığından bahsedebiliriz. Martina Hingis de çok yetenekli ve güce dayanmayan bir oyuna sahipti. Asyalı tenisçiler için çok önemli bir rol model olabilir. Güçlü değil, akıllıydı. Ondan sonra bütün tenisçiler iyi servise ve birbirine benzeyen özelliklere sahip olmaya başladı." 

27 Kasım 2012

Roger Federer'in Çocukluk Yılları-2


 Roger kariyeri boyunca çok az sakatlandı. Hatta Nadal bununla ilgili olarak Federer'in ideal bir fiziğe sahip olduğunu söyledi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 Nadal'ın süreklilik açısından Federer'den daha kötü olacağını hep söylüyordum. Rafa, vücudu aşırı zorlayan bir oyun stiline sahip. Zira hem vuruşları hem de oyun tarzı fiziğini oldukça hırpalıyor. Roger'a dönersek o, önceleri pek fiziksel antrenman yapmıyordu ve bu yüzden de profesyonel kariyerinin başlarında çok büyük başarılar elde edemedi. Fakat Peter Lundgren ile birlikte fiziksel çalışmalara ağırlık verdiler ve Roger'daki değişimi kısa sürede gördük.

 Kulüpte olduğu yıllarda antrenmanlardan sonra da çalışıyor muydu? Duvara karşı tenis oynuyor muydu?

 Evet, kulüpte kalıyordu. Antrenmanlardan sonra arkadaşlarıyla kart oynuyordu.

 Roger, bizlerde gerçek bir profesyonel yıldız izlenimi yaratıyor. Kendini koruyan, mesafeli ama aynı zamanda son derece içten, matrak ve kolay uyum sağlayan biri... Sanki büyük bir çocuk gibi...

 O, her zaman böyleydi. Sadece kulüpte değil, evde de aynı şekilde davranırdı. Fakat ben ondan hep kortta kendisine iyi davranmasını istemişimdir. Buna karşın o, maç içerisinde rakibinin çok iyi olduğunu veya güzel bir puan oynadığını kabul edemezdi, bilakis kendisine sövebilirdi. Kort içinde çok ciddi ama dışarıda çok şakacı biriydi. Bence bu, ona annesinden kalan bir miras. Bir keresinde saçını sarıya boyattığını hatırlıyorum. Orange Bowl turnuvasını kazandığı zamanlardı. Şampiyon olduktan sonra, onunla kulüpte karşılaşmıştım. Her zamanki gibi arkadaşlarıyla kart oynuyordu. Ondan başının üstündeki kasketi çıkarmasını istemiştim. Fakat o, bunu istemiyordu. Zira çok utanmıştı.


 Saçını neden boyatmıştı?

 Bir iddia yüzünden... İddialaşmayı çok severdi.

 Ailesi hakkında bize ne söylemek istersiniz?

 Babası Robert, her zaman geri planda kalmayı tercih etti. Oğlunu izlemeye nadiren geliyordu çünkü mesleği icabı çok seyahat etmesi gerekiyordu. Kız kardeşi Diana da yine bu kulüpte tenis oynuyordu ama kulübe üye değildi. Düşük profilli turnuvalara katılıyordu ama Roger'a oranla daha az yetenekliydi. Zaten daha sonra biniciliğe yöneldi.

 Peki Lynette?

 Evet, Lynette kötü bir oyuncu değildi. Senior A takımının üyelerindendi ve o ekiple İsviçre şampiyonu oldu.

 Roger, İsviçre için ne anlam ifade ediyor? Kendisi bir ulusal kahraman mı?

 Roger, İsviçre'de herkes tarafından takdir edilen bir isimdir. Lozan, Neuchatel ve Cenevre, bugüne dek birçok Davis Kupası maçına ev sahipliği yaptı. Roger'ın bir ya da iki eşleşmede takımda yer almaması beni rahatsız etmişti fakat kariyerinin başlarında Davis Kupası'nda hep oynamıştı. Bununla birlikte sanırım Roger, İsviçre'de kaldığı zamanlarda Amerika'daki kadar ilgi görmüyor. Örneğin Amerikan Davis Kupası Takımı oyuncuları, buraya geldiklerinde Roger'ın etrafında kimsenin olmayışına çok şaşırmıştı. Amerika'da bir Amerikalının maç kazanması normaldir ama İsviçre'de durum böyle değil. Burada bizden birinin bir şeyler başarabildiğini görmek inanılmaz bir olaydır fakat aşırılıktan hoşlanmayız.

 Bu yıl Roger'ın Wimbledon'ı kazanmasına şaşırdınız mı?

 Maçı burada, kulüpte seyrettim. Burada bir İsviçre televizyonu var ve Roger'ın Grand Slam finallerini hep burada izleriz. Wimbledon'ı kazanması muazzamdı. Ben ona hep inanıyordum ve maçın ardından da bir şişe şampanya patlattım. Gazeteciler sürekli onun tenisi bırakması gerektiğini söylüyordu. Bu beni öfkelendiriyordu çünkü Roger, geçtiğimiz sezonun sonu ve bu yılın başında hâlâ dünya 3 numarasıydı. Evet, bu yaz onun adına çok memnun oldum ve onun gazetecilerin haksız olduğunu kanıtlaması da beni çok memnun etti.

 Roger'ın tüm bu Grand Slam şampiyonlukları devasa.

 Aynı zamanda şaşırtıcı. Özellikle ilk Grand Slam'i... Ondan böyle bir şey beklemiyorduk.

 Önceleri yenilmez olarak görünen Federer'in Nadal gibi isimlere karşı kaybetmeye başladığı dönemlerde neler yaşadınız ?

 Turun diğer kaliteli oyuncularına da saygı duymak gerekiyor. Roger her zaman kazanan bir oyuncu olmaya devam edemezdi. Dünya sıralamasının zirvesinde böylesine büyük rekabetlerin olması tenis için daha iyi bir şey.

 Bu dönem, asla eskimeyen bir savaşçı olarak tasvir ettiğiniz Federer için oldukça karmaşık geçmiş olmalı.

 Evet ama evine döndüğünde gördüğü kişi Mirka'ydı. Bu, ona çok yardımcı oldu. Mirka, onun her maçında tribündeki yerini alırdı. Bir defasında Mirka gelmemiş, Roger da o maçı kaybetmişti.

 Roger bize kusursuzmuş gibi geliyor. Centilmen, nazik, büyük, bazıları içinse yakışıklı...

 Haklısınız. O, asla haksız değildir. Sürekli küfretmesi dışında onun bir kusurunu bulmak çok zor. İtiraf ediyorum ki küfretmesi beni öfkelendiriyor. Zaten annesi Lynette de oğlu aşırı küfrettiği zaman onu korttan çıkarmamı istiyordu.


 Çok kullandığı bir küfür var mıydı?

 Hayır, bunu söyleyemem. Bu, çok hoş bir şey değil.

 Annesini sıklıkla görüyor musunuz?

 Evet, her ay görüşüyoruz. Benden çok uzakta oturmuyor. Roger'dan ve daha çok da başka şeylerden konuşuyoruz.

 Gazeteci ziyaretçileriniz fazla mı? Sanırım burası bazen bir ibadet yerine dönüşüyor, değil mi ?

 Evet, bu doğru. Benimle ilgili birçok gazete kupürünün olması da bu yüzden. Genellikle bunları ya Lynette'ten alıyorum ya da arkadaşlarım aracılığıyla elde ediyorum. Bir gün bir yolcu otobüsü dolusu Japon gazetecinin buraya geldiğini hatırlıyorum. Sayısını bilmiyorum ama bugüne kadar birçok röportaj verdim. Bunların çoğu da Wimbledon sonrasındaydı. Yani bu turnuva herkeste iz bırakıyor. Şu sıralar talepler azaldı. Son röportajım bir İtalyan gazeteci ileydi. Kendisine Roger'ın futbol oynarken çekilmiş bir fotoğrafını ödünç verdim ama onu bana geri vermedi. 

 İsviçre, Guillaume Tell ve Roger Federer'e sahip. Son olarak Roger Federer bu ülkenin en büyük yıldızı, değil mi ?

 Evet, ben de böyle düşünüyorum.

24 Kasım 2012

Roger Federer'in Çocukluk Yılları-1


 Roger Federer'in 1989'dan 1995'e kadarki tenis eğitmeni Madeleine Bärlocher ile tenisin yaşayan efsanesi üzerine bir sohbet... Röportajın Fransızca versiyonu için tıklayınız.

 Roger neden Old Boys Tenis Kulübü'nü seçti? 
  
 Roger, buraya sekiz yaşındayken annesi Lynette'in sayesinde geldi. Zaten annesi de bu kulüpte tenis oynuyor ve takım maçlarına katılıyordu. Bir gün yanıma geldi ve oğlunun kulübe katılıp katılamayacağını sordu. Küçük yaş gruplarının çalışma programından etkilenmişe benziyordu. Roger, bize gelmeden önce ailesinin iş yerine ait kortlarda tenis oynuyordu.

 Lynette'in Roger'ı buraya kaydettirme nedeninin oğlunun çok iyi bir kariyer yapacağına inanması olduğunu söyleyebilir miyiz?

 Hayır, ailesi ondan böyle bir beklenti içinde değildi. O her zaman Roger'dı. Sadece profesyonel tenisçi olmak isteyen Roger... Sekiz yaşına geldiğinde bize ve arkadaşlarına 1 numara olmaktan bahsediyordu. Bense buna inanmıyordum. Zaten İsviçre'de de o zamanlar çok çok büyük bir tenisçi yoktu. 80'li yılların sonlarıydı. Belki Marc Rosset ve Jakob Hlasek... Ama hepsi bu. Evet, o zamanlar Roger'ın bu kadar ileri gideceğini öngörememiştik. Eğer bunu tahmin edebilmiş olsaydım onu daha yakından izlerdim. Fakat ondan daha iyi olan başka gençler de vardı.

 Wimbledon'ı küçükken de hayal ediyor muydu?

 Wimbledon'ı kazanmak her zaman onun olayıydı. Gençken de bu böyleydi. Aklıma gelmişken bir anekdot anlatayım onun Wimbledon aşkıyla ilgili. Bir gün antrenmanda onu izliyordum ve kazandığı bir puan bende büyük bir iz bırakmıştı. Rakibi aşırtma bir vuruş yollamıştı ve bunu karşılamak zorundaydı. Geri çekildi ve puanı smaçla tamamladı. Kazandığı puandan son derece memnundu ve bana "Ben bir gün bu smacım sayesinde Wimbledon'ı kazanacağım." dedi. Londra'da oynadığı finallerden birinde benzer bir şeyi maç puanında yapmıştı. Beni güldürmüştü, inanılmazdı.

 Peki kaprisli bir çocuk muydu ?

 Hayır, sadece bana değil, hiç kimseye bu şekilde davranmaya cesaret edemezdi. Buna karşın ergenlik çağına geldiğinde sürekli ağlayan kaprisli bir çocuğa dönüşmüştü. Basel'de kendisini çok çabuk geliştirdi. Burada olmaktan memnundu. Daha sonra önemli turnuvalarda oynamaya başladığında aynı hızda gelişemedi. Bir anda kortta siniri bozulan ve sürekli raket fırlatan bir çocuğa dönüştü. Gençlikte hep böyle olur zaten.

 Onu karakter olarak nasıl tanımlarsınız?

 Güler yüzlü ve atak... Şaka yapmaktan çok hoşlanan bir yapıya sahipti. Yaptığı şakalardan biri hâlâ aklımdadır. Kulüplerarası bir müsabakaya çıkmıştık ve oynama sırası ona gelmişti. Bir anda gözden kaybolmuştu. Her yeri aradık ama onu bulmak imkansızdı. Daha sonradan bir ağacın içine saklandığını anladık. Bu tip şakalara ve eğlenmeye bayılırdı. 13-14 yaşlarındayken Ecublens'a gitti. Başlarda çok zorluk çekti. Zira yeni bir hayata, yeni bir çevreye ve Fransızca konuşmaya alışması gerekiyordu. Annesi bana ilk aylarda onun sürekli ağladığını söylemişti. Psikolojik olarak çok karmaşık bir durumdu ve bizim açımızdan da onun kulüpten ayrıldığını görmek çok üzücüydü. Çok sevimliydi ve herkes tarafından takdir edilen bir çocuktu.

 Teknik olarak o yaşlarda da aynı oyuna mı sahipti?

 Evet, tamamı ile aynı oyunu oynuyordu. Hızlı öğrenen bir çocuktu. İlk antrenörü olan Seppli Kacovski'nin öğrettiği vuruşları hemen uygulamaya başlıyordu. Diğer çocuklar ise ancak iki hafta sonra bunu yapabiliyordu.

 Seppli onun müthiş yetenekli bir çocuk olduğunu söylüyordu. Sanki ellerinin arasında raketle doğmuş gibi bir izlenime sahipti Roger hakkında.


 Bu açıkça görülebilen bir durum. Fakat Roger'ın geleceğini veya ileride 1 numara olup olamayacağını o günlerden göremezdik. Kendini gösteremeyen birçok genç yetenek vardı. Üstelik o zamanlar Roger'ın hayatında sadece tenis yoktu. Toplu sporların hepsine büyük ilgi duyuyordu. Tenis dışında futbol ve basketbol da oynuyordu. Birçok gence tenis dışındaki sporlarla da ilgilenmelerini söylüyordum.


 Teniste yükselmeye başladığı yıllarda da onunla olan iletişiminiz devam etti mi?

 Evet. Fakat daha çok ailesi, özellikle de annesiyle olan irtibatımızı korudum. Küçük yaş grupları için turnuvalar düzenlediğimizde annesi bize çocukların giymesi için tişörtler ve tenis aksesuarları gönderiyordu.

 Roger ile özel bir ilişkiniz var mıydı?

 Hayır, onunla olan diyaloğumuz sadece bu anlattıklarımdan ibaret. Gençlerle olan ilişkilerinizde dikkatli olmanız ve her çocuğa eşit davranmanız gerekiyor. Buna karşın o, diğer çocuklardan ayrılıyordu. Kaybetmekten nefret ediyordu. Hırslı olduğunu hissedebiliyorduk. Takım maçları sırasında birçok defa kortta ağladığını hatırlıyorum. Herkes başka bir şey düşünürken onu teselli etmek imkansızdı.

 Onu televizyonda izlerken özel şeyler hissettiğiniz anlar oldu mu?

 Evet, Wimbledon'da oynarken... Gençler kariyerim sırasında ben de Wimbledon'da oynamıştım.

 Küçükken bu kadar değişken karaktere sahip birinin profesyonel kariyerinde kortta son derece sakin görünmesini nasıl açıklarsınız?

 Bu, Mirka sayesindedir.

 Mirka'yı yakından mı tanıyorsunuz? Biz tenisseverler için biraz gizemli birisi.

 Kulübe gelip turnuvalara katılıyor ya da arkadaşlarıyla tenis oynuyordu. Aslında Roger'la Sidney Olimpiyatı'ndan önce tanıştılar.

 Mirka'yı o zamanlarda da izliyor muydu?

 Evet ama onlar bunu reddediyor. Roger, o dönemde kendini tamamı ile tenise vermişti. Bugünse her şeyini Mirka yönetiyor.

 Peki onu daha sakin birine dönüştüren kişi Mirka mıydı?

 Evet. O dönemde sadece Peter Carter (Federer'in 2004'te trafik kazası sonucunda yitirdiği antrenörü) onu sakinleştirebiliyordu. Roger ve Peter birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlardı. Carter, ona çok yardım etti ve onun teknik seviyesini yükseltti. Tenisteki tecrübelerini ona çok iyi aktardı. Peter, ona sakinlik veriyordu. Zaten bu konuda tüm gençleri eğitmeyi başarmıştı. Aynı zamanda turnuvalarda Roger'a eşlik eden kişiydi ve Roger bu sayede ondan çok şey öğrendi. Daha sonra Bienne şehrine gidip çalışmalarına orada devam ettiler. Küçük yaş gruplarındaki büyük turnuvalar ve Challenger turnuvalarıyla gelişimlerini sürdürdüler.

 Devamı yakında.

4 Kasım 2012

Tenisin Grand Slam Bahtsızları


 2010 Fransa Açık'ı kazanarak 30 yaşında kariyerinin ilk Grand Slam kupasını kaldıran Francesca Schiavone'nin teklerde yalnızca beş kupa kaldırabildiğini biliyor muydunuz? Peki ya uzak kıtanın prensesi Samantha Stosur'a ne demeli? 2011 Amerika Açık'ta mutlu sona ulaşan Avustralyalıda ise bu sayı sadece üç. 

 Bir tarafta kendilerinden hiç beklenmediği hâlde Grand Slam kazanan isimler dururken diğer tarafta bu şerefe nail olamayan çok büyük kariyerler mevcut. İşte Grand Slam'lerde bir türlü muradına eremeyen en değerli beş tenisçi:

 1) Nikolay Davydenko (21 ATP Turu şampiyonluğu): Grand Slam'ler dışındaki her seviyede şampiyonluğu bulunan Davydenko'nun müzesinde biri ATP Turu Finalleri, üçü de Masters Serisi olmak üzere toplamda 21 kupa bulunuyor. Rus tenisçi, majör turnuvalarda ise dört kez yarı finale yükselmesine rağmen bunların hiçbirinden final çıkaramadı. Üç kez Roger Federer'e takılan Kolya, 2005 Roland Garros yarı finalinde de setlerde 2-1 önde olduğu maçı Mariano Puerta'ya kaybetti. Deneyimli raketin bir diğer önemli özelliği ise Rafael Nadal'a karşı pozitif maç kaydına sahip ender isimlerden biri olması.

 2) Caroline Wozniacki (20 WTA Turu şampiyonluğu): Beğenin ya da beğenmeyin, istatistikler genç Danimarkalıyı bu listeye rahatlıkla dahil edebileceğimizi söylüyor. Grand Slam ve WTA Championships seviyesindeki en iyi derecesi final olan Wozniacki, diğer tüm kategorilerde ise kupa kaldırmayı başardı. 2009 yılında yükseldiği Amerika Açık finaliyle tenis dünyasına adını duyuran Caro, daha sonrasında tam 67 hafta boyunca 1 numaralı koltuğun sefasını sürdü. Son derece defansif bir oyun tarzına sahip olan güzel raket, Grand Slam kazanamadan 1 numaraya yükselmesinden ötürü Jelena Jankovic ve Dinara Safina gibi eleştirileri oklarının hedefi oldu.

 3) David Ferrer (18 ATP Turu şampiyonluğu): Büyük Dörtlü'nün gölgesinde kalmış olsa da uzun yıllardır üst seviyede tenis oynamayı sürdüren David Ferrer, erkekler tenisinde istikrar dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri. Kariyer rekoru dördüncülük olan İspanyol raket, Grand Slam turnuvalarında ise dört kez son dört raket arasına kaldı. Mücadeleci ve savaşçı kimliğiyle ön plana çıkan "Gölge Adam", bu yıl Paris Masters'ı kazanarak bu seviyedeki ilk kupasını kaldırdı.

 4) Elena Dementieva (16 WTA Turu şampiyonluğu): Gerek tenisçiliği gerekse de mütevazı kişiliğiyle taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanan Elena Dementieva, Olimpiyat altını dahil her türlü başarıyı elde ettiği kariyerinde bir tek Grand Slam kazanamadı. Kortlarda Rus rüzgarının esmeye başladığı 2004 yılında Roland Garros'ta finale yükselen fakat vatandaşı Anastasia Myskina önünde ağır bir mağlubiyet alan Elena, aynı sezonun Amerika Açık finalinde de Svetlana Kuznetsova'ya boyun eğmekten kurtulamamıştı. 

 5) David Nalbandian (11 ATP Turu şampiyonluğu): 2002'de oynadığı Wimbledon finaliyle adını duyuran David Nalbandian, o maçı Lleyton Hewitt karşısında tarumar olarak kaybettiyse de sonrasında pek çok önemli başarıya imza attı. Özellikle backhand kanadındaki etkinliğiyle bir dönem Federer-Nadal ikilisinin de başını ağrıtan Nalby, kariyerinin en önemli zaferini 2005 yılında ATP Turu Finalleri'ni kazanarak elde etti. Dünya klasmanında 3 numaraya kadar yükselen Arjantinli, dört Grand Slam'de de
 yarı final görmeyi başaran ender oyunculardan biri.

24 Ekim 2012

Spotlar Serena Williams'ın Üzerinde


 Yedi tepeli şehirdeki tenis festivali, Petra Kvitova-Agnieszka Radwanska maçıyla başladı. İki tenisçi geçen yıl da yine grup aşamasında kozlarını paylaşmış, o karşılaşmayı kazanan Kvitova daha sonrasında şampiyonluk ipini göğüslemişti. Dün ise geçen seneki hâlini mumla aratan bir Kvitova gördük kortta. Yaptığı hatalar saç baş yoldurtacak cinstendi. Öyle basit vuruşları kaçırdı ki kendi standartlarına göre ortalama bir form durumunda olan Aga'nın kazanmak için bir şey yapmasına gerek kalmadı. 6-3 ve 6-2'lik setlerle neticelenen mücadelenin en iyi özeti, Kvitova'nın 41, Radwanska'nınsa yalnızca beş basit hata yapmasıydı.

 Geçen yıl Wimbledon'ı kazanarak 90'lar neslinin ilk Grand Slam şampiyonu olmayı başaran Kvitova'nın şu hâliyle Maria Sharapova'yı yenebilmesi pek mümkün değil. Belki Sara Errani'ye karşı sıfır çekmekten kurtulabilir fakat o da çok kolay olacağa benzemiyor. İstanbul'dan maç kazanamadan ayrılması, aynı zamanda 1500 puanlık bir kayıp demek kendisi için. Geçen yıl burada mutlu sona ulaştığında pek çok kişi onun kadın tenisini domine edebileceğini düşünüyordu. Kendisinin büyük bir potansiyeli olduğu muhakkak ama bu dengesizlikle WTA Turu'na hükmetmesini beklemek hayalperestlik olur.

 ***

 Dün spot ışıkları hiç kuşkusuz Serena Williams'ın üzerindeydi. 2010 yılındaki İstanbul Cup'a katılmaktan başına gelen esrarengiz bir olay neticesinde vazgeçen Birleşik Amerikalı, İstanbullu tenisseverlerle olan iki yıl gecikmeli olarak buluştu. Angelique Kerber'i zorlanmadan yendiği maçla ilgiliyse söylenebilecek fazla bir şey yok. Buraya gelen raketler arasında bu sezon Serena'yı devirebilen tek isim olan Kerber, belli bir noktaya kadar maça ortak olduysa da sonrasında çözüldü. Yine de iyi bir maç çıkardı bence Alman tenisçi. Bu performansın ardından Victoria Azarenka'nın önünde gruptan çıkması beni şaşırtmaz. Zaten kendisi de basın toplantısında bu minvalde konuştu.

 ***

 Maria Sharapova ise 
Sara Errani'yi  6-3 / 6-2'yle yenerek geçen yıl sakatlığı nedeniyle tatsız bir şekilde veda ettiği turnuvaya bu yıl net bir galibiyetle başladı. İkili bildiğiniz gibi bu yıl Fransa Açık finalinde karşılaşmış ve o maçın skoru da aynı olmuştu. Masha, mücadeleye fazla basit hata yaparak başlasa da maçın ilerleyen bölümlerinde oyun seviyesini yükseltmeyi bildi. Rus yıldızdan asıl beklenti, artık Azarenka ve Williams'ı da yenmesi.

21 Ekim 2012

Jo-Wilfried Tsonga'nın Büyük İronisi


 Amerikan güreşçilerini andıran devasa bir vücut ve ironik bir şekilde son derece narin olan tenis mantalitesi... Ya da kısaca Jo-Wilfried Tsonga...

 Tam biz Federercileri sinir krizlerine soktuğu anlarda anlamıştım baba tarafı Kongolu olan bu Fransız'ın ne kadar büyük bir patlama gücüne sahip olduğunu. Dile kolay, o güne kadar setlerde 2-0 öne geçtiği 178 maçın tamamını kazanan Ekselansları'na bir ilki yaşatmıştı Tsonga. İlk iki set bittiğinde Fransız'ın böylesine büyük bir geri dönüşe imza atacağını hiç kuşkusuz kimse tahmin edemezdi. Zira aynı Tsonga, çok değil, yalnızca birkaç hafta önce kendi ülkesinde düzenlenen Roland Garros'ta arkasındaki inanılmaz seyirci desteğine rağmen Stanislas Wawrinka'ya karşı setlerde 2-0 önde olduğu maçı kaybetmişti. 
Ne var ki Jo-Willy'nin içindeki o müthiş potansiyel üçüncü set itibarı ile kendini salıverdi. Sonrasında ise karşı korta adeta balyoz gibi inen forehand ve çift el backhand'ler, harikulade voleler... 

 Söz konusu Tsonga olduğunda dünya 1 numarasının yendikten hemen sonra ilk 100'ün dışındaki bir isme elenmek son derece olası. Zaten böylesine güçlü ve geniş bir vuruş repertuvarına sahip bir oyuncunun Grand Slam kazanamaması ve sıralamada beşincilikten öteye gidememesinin nedeni de tam olarak bu. Yoksa sima olarak çok benzediği Muhammed Ali'ye sportif başarı açısından da benzemesi işten bile değil.

 Andy Murray geçtiğimiz eylül ayında Amerika Açık'ı kazanırken de aklıma geldi Tsonga'nın zihinsel zayıflığı. O Murray ki oynadığı ilk dört majör finalinden yenilgiyle ayrılan ve üzerine müzmin kaybeden etiketi yapışmış bir isimdi. Tsonga'nın Murray'e oranla daha efektif bir oyuna ve daha fazla silaha sahipken daha az başarılı olmasının nedeni ise bu ikilinin tenise olan yaklaşımlarında gizli. Biri her türlü olumsuzluğa rağmen asla pes etmeyip beşinci denemesinde muradına erdi,
 diğeriyse 2008'de kapısını çaldığı Grand Slam şampiyonluğu unvanına bir daha hiç yakın olamadı.

7 Ekim 2012

Buz Üstündeki İnekten Toprak Anaya


 Teniste sevdiğiniz oyuncunun maçlarını mantığınızı bir kenara bırakarak izlersiniz. Yenileceğini bilseniz dahi belki iki kere iki bu sefer dört etmez ümidiyle televizyonun karşısına geçersiniz. Son iki yıldır Maria Sharapova destekçilerinin Serena Williams ve Victoria Azarenka eşleşmelerindeki ruh hâli de tam olarak bu. 

 Bugünkü Çin Açık finali, senaryosu itibarı ile bu sezonun başındaki Avustralya Açık ve Indian Wells finallerinin karbon kopyasıydı. Benzer oyun stillerine sahip iki raketin düellosundan daha formda olan Azarenka'nın zaferle çıkması, tenisi duyguyla değil de akılla seyredenler için pek de şaşırtıcı olmasa gerek.

 Sharapova'nın Azarenka'ya karşı sert zeminde elde ettiği son galibiyet üç yıl önce yine Çin Açık'ta gelmişti. Rus tenisçinin son sette mucizevi bir geri dönüşe imza attığı o mücadeleden bu yana taraflar sekiz kez kozlarını paylaştı. Sert korttaki altı maçın tamamı Azarenka'nın hanesine yazılırken topraktaki iki karşılaşmadan Sharapova galip ayrıldı. Azarenka, 
2012 Amerika Açık yarı finali haricindeki beş sert kort eşleşmesinde rakibine en fazla beş oyun şansı tanıdı. 

 2010 Stanford: Azarenka 2-0 Sharapova: 6-4, 6-1
 2011 Miami: Azarenka 2-0 Sharapova: 6-1, 6-4
 2011 Roma: Sharapova d. Azarenka 4-6, 3-0 (Azarenka çekildi.)
 2012 Avustralya Açık: Azarenka 2-0 Sharapova: 6-3, 6-0
 2012 Indian Wells: Azarenka 2-0 Sharapova: 6-2, 6-3
 2012 Stuttgart: Sharapova 2-0 Azarenka: 6-1, 6-4
 2012 Amerika Açık: Azarenka 2-0 Sharapova: 3-6, 6-2, 6-4
 2012 Pekin: Azarenka 2-0 Sharapova: 6-3, 6-1

 Gerek Azarenka'ya karşı olan karnesi gerekse de bu sezonki tüm şampiyonluklarının toprak kort turnuvalarında gelmiş olması, Sharapova'nın favori zemininin 2008'de geçirdiği omuz sakatlığının ardından değiştiğini gösteriyor. Bir defasında "Toprakta oynarken kendimi buz üstündeki inek gibi hissediyorum." diyen Rus raket, kariyerinin ikinci bölümünde bir toprak kort oyuncusu olma yolunda ilerliyor.