29 Nisan 2015
26 Şubat 2015
Marsel İlhan'la Gurur Duymalı
Bir Türk tenisçinin dünya 13 numarasını yenmesi, ardından da dünya 1 numarasıyla eşleşmesinin senelerdir tenisle haşır neşir olan bendenize yaşattığı gururu anlatabilecek kelime yok. Dolayısıyla Marsel İlhan'ı ne kadar övsem az kalır.
Aslında Marsel, bizi ilk defa gururlandırmıyor. Kendisi, daha önce de pek çok kez tarih yazdı. Çünkü temsil ettiği ülkenin teniste neredeyse hiçbir geçmişi yoktu. Türkiye şartları göz önüne alındığında devasa işlere imza atan milli tenisçi, ne var ki bir türlü hak ettiği değeri görmedi.
Marsel, dünya sıralamasında ilk 100'e girdikten sonra her tenisçinin başına gelebilecek düşüşlerden birini yaşayınca her türlü hakarete maruz kaldı. Şimdi burada o seviyesiz yorumlardan bahsetmenin sırası değil. Ancak şunu da söylemek lazım ki Marsel, bu sene sergilediği performansla kendisiyle dalga geçtiğini sananlara gereken cevabı fazlasıyla vermiş olmalı.
Son sözüm de Marsel'le gururlanmak yerine Novak Djokovic'in kendisini kesinlikle eleyeceğini öngören cevvallere olacak. Evet, haklısınız. Milli tenisçimizin erkekler tenisinin hâlihazırdaki en iyi oyuncusuna karşı kazanma şansı sıfıra yakın. Fakat bunun zerre kadar önemi yok. Zira gün Marsel'le gururlanma günüdür. Meyve veren ağacı taşlamak yerine bu akşam televizyonu açın ve bir Türk tenisçinin dünya 1 numarasıyla oynayacağı maçın keyfini çıkarın.
17 Şubat 2015
İstanbul Açık ve Federer Garabeti
Ha geldi ha gelecek derken Roger Federer'in İstanbul Açık'a katılımı nihayet resmiyete kavuştu. Bu haber, evvela tüm tenisseverlere hayırlı olsun. Spor tarihinin en büyük efsanelerinden birini dünya gözüyle izleyebilecek olmamız çok büyük bir şans. Ancak bugünkü resmi açıklamaya gelene dek yaşananlar, oldukça tuhaf ve üzerine bir şeyler yazmayı gerektiren cinsten.
Bir defa Federer'in bu turnuvaya katılma kararı almasını anlamlandırabilmek gerçekten zor. Daha birkaç gün evvel menajeri Tony Godsick tarafından ilerleyen yaşı nedeniyle artık her turnuvada oynayamayacağı ve bunun için de Miami Masters'ı atladığı söylenen İsviçrelinin Madrid Masters'tan bir hafta evvel İstanbul'daki düşük profilli bir turnuvada raket sallayacak olması son derece yaman bir çelişkiye tekabül ediyor.
Öte yandan İstanbul Açık'ın iletişim ekibi, Federer'in turnuvaya katılıp katılmayacağına dair belirsizliğin devam ettiği süreçte büyük bir amatörlük sergiledi. Turnuvanın resmi Facebook sayfasında internet Türkçesi kullanılarak yapılan yerli yersiz paylaşımlar tam bir fiyaskoydu. Federer gibi bir dünya yıldızını ağırlamaya talip olan bir organizasyonun çok daha profesyonelce yönetilmesi gerektiğini söylemeye lüzum var mı?
Federer'in katılımı, tekrardan hayırlı uğurlu olsun tüm Türk tenisseverlere. Yaşayan efsaneyi canlı seyredebilmek için ben de tribündeki yerimi alacağım. Umarım bir son dakika sürpriziyle daha karşılaşmayız da hevesler kursaklarda kalmaz.
10 Şubat 2015
31 Ocak 2015
Sharapova Makus Talihini Kırabilir Mi?
Başlıktaki soruya yanıt verebilmek için öncelikle Maria Sharapova'nın oynadığı tenisi teknik açıdan ele almak lazım. Daha önce defaatle dile getirdiğim gibi Rus yıldızın oyunundaki en büyük silahlarından biri olan servisi, geçirdiği omuz sakatlığının ardından kelimenin tam anlamıyla çökmüştü. Nitekim kendisi, kortlara geri döndükten sonra maç başına 20 çift hata yaptığı kabus gibi bir dönem geçirmişti. Şu anki servis performansı, o günlerle kıyaslanmayacak kadar iyi olsa da eskisi kadar efektif değil.
Sharapova'nın oyunundaki diğer büyük problem ise hiç kuşkusuz savunmadaki zafiyeti. Kendisi, uzun boyundan ileri gelen hantallığının yarattığı handikabı daha agresif oynayarak gizlemeye çalışıyor. Zira kontrolü rakibine bıraktığı her puanı büyük olasılıkla kaybedeceğini çok iyi biliyor. Oynadığı bu ultra agresif tenis, kadınlar turunda bir kişi hariç herkesi yenmesine yetiyor. Yetmediği tek kişi ise bugün Avustralya Açık finalinde bir kez daha boyun eğdiği Serena Williams'tan başkası değil.
Bugünkü finalin istatistiklerine baktığımızda hem puan vuruşlarında hem de basit hatalarda Serena'nın daha yüksek bir sayıya ulaştığını görüyoruz. Bu da toplara vuran tarafın kendisi olduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle Rus yıldız, Serena'ya karşı oynadığında rallilerin hakimiyetini eline alamıyor çünkü rakibi buna müsaade etmiyor.
Serena, sahip olduğu fiziksel güç itibarı ile dünyadaki hiçbir kadın tenisçinin agresiflik yarışına girebileceği bir oyuncu değil. Dolayısıyla onu alt edebilmek için mutlak suretle başka şeylere ihtiyaç var. Oyunun savunma yönünde fark yaratmak ya da teknik beceri gerektiren vuruşları devreye sokmak Serena'nın dengesini bozabilmenin başlıca yolları.
Sharapova'nın bu hantal yapısıyla iyi savunma yapması imkansız. Teknik kapasitesi ise zaten ezelden beri düşük. O yüzden Serena'yı devirebilmesi, ancak rakibinin kötü bir gününde olmasıyla mümkün.
Sharapova'nın bu hantal yapısıyla iyi savunma yapması imkansız. Teknik kapasitesi ise zaten ezelden beri düşük. O yüzden Serena'yı devirebilmesi, ancak rakibinin kötü bir gününde olmasıyla mümkün.
27 Ocak 2015
Bouchard'dan Sharapova Çıkmaz
Yetenek avcılığına meraklı çok insan var güzel ülkemizde. Özellikle sosyal medyadaki tenis hesapları peyda oldu olalı hayatımda bir kez dahi izlemediğim pek çok tenisçinin geleceğin süperstarı ilan edilişine şahit oluyorum her gün. İşte bu isimlerden bir tanesi de bugün Maria Sharapova'ya karşı yokları oynayarak elenen Eugenie Bouchard'dı.
İnsanların Bouchard'da ne gördüğüne dair hiçbir fikrim yok. Zaten kendisine parlak bir gelecek atfeden yorumlar da yeteneklerinden ziyade geçtiğimiz sezon yakaladığı istikrarlı grafiğe dayanıyor. Evet, Kanadalı raketin bir önceki sezonki slam performansı gerçekten etkileyiciydi. 20 yaşındaki bir oyuncunun Avustralya Açık ve Fransa Açık'ta yarı final, Wimbledon'da da final görmesi fazlasıyla göz kamaştırıcı. Ne varki bunlar, sanılanın aksine müthiş bir kariyerin habercisi değil.
Bir tenisçinin geleceğine dair yorum yaparken aldığı sonuçlara değil, oynadığı tenise bakmak gerekir. Bouchard'ın oyununa baktığımızda ise elit bir tenisçinin sahip olması gereken en temel özelliklerden birinin eksikliğini görüyoruz: büyük bir silah. Kanadalı raketin her vuruşu vasat veya vasatın biraz üstü. Geçtiğimiz yılki Wimbledon finalini Petra Kvitova önünde 6-3 / 6-0 gibi farklı bir skorla kaybetmiş olması da büyük oyuncularla arasındaki sıklet farkının en önemli göstergesi.
Yıldız adayları kendilerini belli eder. Tıpkı Bouchard'ı Wimbledon finalinde korttan silen Kvitova'nın zamanında yaptığı gibi... Ancak iş, bir büyük başarıyla da bitmez. Önemli olan, bunun devamını getirebilmektir. İşte Bouchard'ın devamlı mukayese edildiği Sharapova'yı özel kılan budur.
Son tahlilde Federer, Nadal, Serena veya Sharapova olmak sanıldığı gibi her potansiyelli tenisçinin harcı değildir. Biraz parlayan her oyuncuyu veliaht olarak gösterirseniz bu isimlerin yaptıklarını çok hafife almış olursunuz. Ayrıca yolun başındaki gençlere de haksızlık edersiniz.
İnsanların Bouchard'da ne gördüğüne dair hiçbir fikrim yok. Zaten kendisine parlak bir gelecek atfeden yorumlar da yeteneklerinden ziyade geçtiğimiz sezon yakaladığı istikrarlı grafiğe dayanıyor. Evet, Kanadalı raketin bir önceki sezonki slam performansı gerçekten etkileyiciydi. 20 yaşındaki bir oyuncunun Avustralya Açık ve Fransa Açık'ta yarı final, Wimbledon'da da final görmesi fazlasıyla göz kamaştırıcı. Ne varki bunlar, sanılanın aksine müthiş bir kariyerin habercisi değil.
Bir tenisçinin geleceğine dair yorum yaparken aldığı sonuçlara değil, oynadığı tenise bakmak gerekir. Bouchard'ın oyununa baktığımızda ise elit bir tenisçinin sahip olması gereken en temel özelliklerden birinin eksikliğini görüyoruz: büyük bir silah. Kanadalı raketin her vuruşu vasat veya vasatın biraz üstü. Geçtiğimiz yılki Wimbledon finalini Petra Kvitova önünde 6-3 / 6-0 gibi farklı bir skorla kaybetmiş olması da büyük oyuncularla arasındaki sıklet farkının en önemli göstergesi.
Yıldız adayları kendilerini belli eder. Tıpkı Bouchard'ı Wimbledon finalinde korttan silen Kvitova'nın zamanında yaptığı gibi... Ancak iş, bir büyük başarıyla da bitmez. Önemli olan, bunun devamını getirebilmektir. İşte Bouchard'ın devamlı mukayese edildiği Sharapova'yı özel kılan budur.
Son tahlilde Federer, Nadal, Serena veya Sharapova olmak sanıldığı gibi her potansiyelli tenisçinin harcı değildir. Biraz parlayan her oyuncuyu veliaht olarak gösterirseniz bu isimlerin yaptıklarını çok hafife almış olursunuz. Ayrıca yolun başındaki gençlere de haksızlık edersiniz.
21 Ocak 2015
Nadal Geçen Yıldan Ders Almamış
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Rafael Nadal'ın Avustralya Açık ilk turundaki maçının beşinci set sürmesi tamamı ile kendisinin kötü performansıyla ilintiliydi. İspanyol raket, standart oyun seviyesinin o kadar uzağındaydı ki normal şartlarda rahatlıkla karşılayabileceği toplara bile koşmadı. Buna ek olarak birçok atipik basit hata ve miss-hit yaptı. Ancak karşısında hiç de kazanacak gibi durmayan bir oyuncu olunca kendisine rağmen maçı almayı bildi.
Formda bir Nadal'a karşı defansif oynamak intihar etmekle eşdeğerdir. İspanyol raketi yenmek istiyorsanız olabildiğince az basit hatayla oynayarak onu devamlı baskı altında tutmak zorundasınız. Ne var ki bugün Tim Smyczek'in oynadığı tenis bu tarifin çok uzağındaydı. Başka bir deyişle setlerde öndeyken bile Nadal'ı yeneceği hissiyatını veremedi. Sergilediği performans, oldukça kötü gününde olan rakibine karşı iki set kazanmasını sağladı ama daha fazlası için yeterli olmadı.
Formda bir Nadal'a karşı defansif oynamak intihar etmekle eşdeğerdir. İspanyol raketi yenmek istiyorsanız olabildiğince az basit hatayla oynayarak onu devamlı baskı altında tutmak zorundasınız. Ne var ki bugün Tim Smyczek'in oynadığı tenis bu tarifin çok uzağındaydı. Başka bir deyişle setlerde öndeyken bile Nadal'ı yeneceği hissiyatını veremedi. Sergilediği performans, oldukça kötü gününde olan rakibine karşı iki set kazanmasını sağladı ama daha fazlası için yeterli olmadı.
Rafa, bugün biraz daha üst seviye bir rakiple karşılaşsaydı işin şekli değişik olurdu. Bereket ki Smyczek, maçın en kritik bölümünde Nadal'la oynarken yapılmaması gereken her şeyi yaparak servisini kırdırdı.
Maç sırasında aldığı sağlık molası, Nadal'ın sakatlıklarının damga vurduğu turnuvalara bir yenisinin daha ekleneceğini gösteriyor. Bir tenissever olarak bu duruma tahammülüm kalmadı. Teniste yenilgiye bahane uydurmamak, bu spora ve rakibe duyduğunuz saygının bir gereğidir. Dolayısıyla hiçbir oyuncunun sürekli sakatlıklardan dem vurmak gibi bir lüksü olmamalıdır.
Geçtiğimiz yılki Avustralya Açık finalinde ıslıklanmasının ardından Nadal'dan bir özeleştiri yapmasını bekliyordum ama görünen o ki yanılmışım. Kendisi, dolaylı olarak "Kaybedersem mazeretim hazır, kazanırsam da mazeretime rağmen kazanacağım." demeye devam ediyor.
2 Kasım 2014
Sports TV'ye Gecikmiş Bir Teşekkür
Sports TV için bir teşekkür yazısı kaleme almak uzun zamandır aklımdaydı. Mademki marifet iltifata tabi, o zaman biz de üzerimize düşen görevi biraz geç de olsa yerine getirmiş olalım.
İçinde yaşadığımız vahşi kapitalizm çağında Sports TV'nin koskoca WTA Turu'nu şifresiz bir şekilde izleyicilerin beğenisine sunması Türk tenisi için olağanüstü bir hizmet. Açık kanaldan yayımlanan maçların bir ülkede tenisin gelişimi için ne kadar önemli olduğunu hâlâ kavrayamayan varsa bir zahmet Wikipedia'yı açıp bugün ağzı sulana sulana izlediği yıldızların tenisle tanışma hikayelerini okusun. Pek çoğunun televizyonda izlediği bir maç sayesinde bu spora merak sardığını görecektir.
Sports TV'yi adının henüz D Spor olduğu ve şifreli yayın yaptığı zamanlardan hatırlıyorum. O vakitler bırakın erkekler ya da kadınlar turunu, sadece Wimbledon'ı izleyebilmek için paraya kıyıp kanalın yer aldığı dijital platforma üye olmak gerekiyordu. Demem o ki yıllar içinde tenis maçlarına erişimde katedilen mesafe çok büyük.
Yayın kalitesi veya spiker performansı gibi tali konularda boğulmaya gerek yok. İsterlerse kekeme birine anlattırsınlar bütün maçları. Tenis yayınlayan açık kanal bulduk da spikerinden mi şikayet ediyoruz?
7 Eylül 2014
Federer'in Kaçırdığı Devasa Fırsat
Rafael Nadal'ın sakatlık haberinin geldiği günden bu yana bu seneki Amerika Açık'ın Roger Federer'in 18. Grand Slam kupasını kaldırabilmesi adına çok büyük bir fırsat olduğunu söylüyordum. Dün de Novak Djokovic'in yarı finalde elenmesiyle şampiyonluk İsviçreli tenisçinin ayağına kadar geldi ama o, bu büyük ikramı Marin Cilic karşısında berbat bir maç çıkararak elinin tersiyle itti.
Amerika Açık öncesindeki Masters turnuvalarından bir final, bir de şampiyonluk çıkarmıştı Federer. Fakat bu turnuvalardaki oyun seviyesinin hiç de iyi olduğu söylenemezdi. Şahsen Flushing Meadows'a en formda hâliyle geleceğini düşünüyordum fakat yanıldığımızı idrak etmemiz çok uzun sürmedi. İsviçreli; önce Marcel Granollers'e set kaybetti, sonrasında da Gael Monfils'i beş setlik bir maçın ardından ecel terleri dökerek eleyebildi. Dünse rakibinden tek set dahi alamayan bir Federer vardı.
Cilic'in iyi servis attığı söyleniyor. Ne var ki istatistiklere baktığımızda ilk servisini oyuna %56 gibi düşük bir yüzdeyle sokabildiğini görüyoruz Hırvat tenisçinin. Ancak winner ve basit hata sayılarındaki fazlalık, toplara vuran tarafın kendisi olduğunu, Fedex'inse bir hayli pasif kaldığını gösteriyor.
Federer bu yaştan sonra yeniden Grand Slam kazanmak istiyorsa bu turnuvalarda en iyi tenisini oynamak ve şartların da olgunlaşmasını beklemek zorunda. Şartlar burada şampiyonluk için gayet müsaitti ama Ekselansları, Avustralya Açık ve Wimbledon'daki oyun seviyesinin uzağında olunca bir çuval inciri berbat etti.
İsviçreli efsanenin bir daha böyle bir şansı yakalayıp yakalayamayacağı hakkında bir fikrim yok. Bildiğim tek şey, topu boş kale yerine auta attığı.
Amerika Açık öncesindeki Masters turnuvalarından bir final, bir de şampiyonluk çıkarmıştı Federer. Fakat bu turnuvalardaki oyun seviyesinin hiç de iyi olduğu söylenemezdi. Şahsen Flushing Meadows'a en formda hâliyle geleceğini düşünüyordum fakat yanıldığımızı idrak etmemiz çok uzun sürmedi. İsviçreli; önce Marcel Granollers'e set kaybetti, sonrasında da Gael Monfils'i beş setlik bir maçın ardından ecel terleri dökerek eleyebildi. Dünse rakibinden tek set dahi alamayan bir Federer vardı.
Cilic'in iyi servis attığı söyleniyor. Ne var ki istatistiklere baktığımızda ilk servisini oyuna %56 gibi düşük bir yüzdeyle sokabildiğini görüyoruz Hırvat tenisçinin. Ancak winner ve basit hata sayılarındaki fazlalık, toplara vuran tarafın kendisi olduğunu, Fedex'inse bir hayli pasif kaldığını gösteriyor.
Federer bu yaştan sonra yeniden Grand Slam kazanmak istiyorsa bu turnuvalarda en iyi tenisini oynamak ve şartların da olgunlaşmasını beklemek zorunda. Şartlar burada şampiyonluk için gayet müsaitti ama Ekselansları, Avustralya Açık ve Wimbledon'daki oyun seviyesinin uzağında olunca bir çuval inciri berbat etti.
İsviçreli efsanenin bir daha böyle bir şansı yakalayıp yakalayamayacağı hakkında bir fikrim yok. Bildiğim tek şey, topu boş kale yerine auta attığı.
5 Eylül 2014
Amerika Açık Mı, İstanbul Cup Mı?
Son zamanlarda hiç bu kadar kötü bir Grand Slam yarı finali izlememiştim. Hani göz açıp kapayıncaya kadar biten, tek taraflı bir karşılaşma olsa en azından kazanan tarafın üst düzey performansına tanıklık ederdik. Fakat Caroline Wozniacki ile Shuai Peng arasında oynanan ve İstanbul Cup eleme tablosundaki herhangi bir karşılaşmadan hiçbir farkı olmayan şu maçla ilgili ne demek gerektiğini inanın ben de bilmiyorum.
Durduk yere yükselen toplar, farklı şekilde dışarı giden vuruşlar, iki raketin vuruş süratinin bu seviyeye göre son derece düşük olması nedeniyle bir türlü bitmeyen puanlar... Kısacası bu seviyedeki bir tenis maçında olabilecek her türlü rezalet vardı Caro ile Peng'in finale kalabilme mücadelesinde. Tüm bunların üstüne Peng'in sakatlanarak maçtan çekilmesi ise amiyane tabirle tüyün dikilmesiydi.
Kadınlar tenisi herkesin malumu olduğu üzere uzun süredir berbat bir hâlde. Nitekim ilk Grand Slam'ini 30 yaşında kazananından tutun da henüz kazanamadan 67 hafta 1 numarada kalanına kadar pek çok tenis garabetine şahit olduk son yıllarda. Tüm bunlardan ötürü şaşırma duygumuzu yitirmiş olsak da bu durumun artık bir son bulması gerekiyor. Birilerinin çıkıp kadınlar turuna eski itibarını kazandırması lazım. Fakat ne acıdır ki bunu yapacak olan kaliteli ve istikrarlı oyuncuları bir türlü bulamıyoruz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









